Irak’ta IŞİD’le mücadele tüm hızıyla sürmektedir. Musul’un IŞİD’in geri alınması sonrasında psikolojik eşik aşılmış gibi görünmektedir. Halen Irak’ta Musul’a bağlı Telafer, Kerkük’e bağlı Havice, Anbar’a bağlı Kaim gibi önemli ilçeler IŞİD’in kontrolünde bulunsa da bu bölgelerdeki operasyonların da kısa zamanda başlaması ve bitirilmesi planlanmaktadır. Öncelikle Telafer’in IŞİD’den temizlenmesine yönelik operasyonun hazırlıkları yapılmakla birlikte, Telafer operasyonu ile eş zamanlı bir biçimde Havice’nin de IŞİD’den geri alınması için operasyona başlanacağı güçlü bir biçimde konuşulmaktadır. Bununla birlikte Irak’taki siyasi arenada da önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Her ne kadar Irak Başbakanı Haydar El-Abadi, IŞİD Irak’tan tamamen temizlenene kadar seçimin gündemlerinde olmadığı yönünde açıklamalar yapsa da Irak Parlamentosu, seçim yasası için görüşmelere başlamış ve taslak yasanın büyük bölümü onaylanarak kabul edilmiştir. Irak’ta 2017 yılı içerisinde yerel seçimler ve 2018 yılında ise genel seçimlerin yapılması gerekmekle birlikte, iki seçimin birleştirilerek yapılması ihtimali daha yüksek görünmektedir. Zira 2005’te Irak’ta yerel ve genel seçimler birleştirilerek yapılmıştır. Öte yandan Irak Yüksek Seçim Komiserliği de partilere aday belirlemeleri için resmi yazıları göndermeye başlamıştır. Siyasi partiler de seçimler için çalışmalarını hızlandırmış görünmektedir. Özellikle son dönemde yaşanan gelişmeler de önümüzdeki dönemde Irak’taki siyasi tansiyonunun yükseleceğini gösterir niteliktedir.

Nitekim Irak’taki en büyük ve en eski Şii siyasi oluşumlardan biri olarak bilinen Irak İslam Yüksek Konseyi (SCIRI ya da ISCI) Başkanı Ammar El-Hekim partisinden ayrılarak 24 Temmuz 2017 tarihinden Ulusal Hikmet Akımı (Teyyar El-Hikme El-Vatani – National Wisdom Trend) adıyla yeni bir parti kurduğunu ve başkanı olduğu partiden ayrıldığını açıklamıştır. El-Hekim’in partisini ilanında yaptığı konuşmada Irak’taki dönüşümün ayak sesleri duyulmaya başlamış ve IŞİD sonrası yeni bir sürece girileceğinin işaretleri verilmiştir. IŞİD sonrası süreçte Irak’ı çok taraflı bir çatışma riski beklese de Iraklı liderlerin bu çatışma riskini azaltmak ve çatışma olması halinde avantaj sağlayabilmek için pozisyon aldıklarını gözlemlemek mümkündür. Zira 2014’te yapılan seçimler öncesinde özellikle Şii gruplar arasında başlayan ayrışma sürecinin 2018’de yapılması planlanan seçimlerle birlikte hızlanacağını söylemek mümkündür. Özellikle 2014’ten itibaren IŞİD’le mücadele sürecinde etkili olan ve yürütücü bir güç haline dönüşen Haşdi Şaabi ve Şii milis grupların siyasete etkisinin de belirleyici olacağı bir sürecin ortaya çıkması kuvvetle muhtemeldir. Bu süreçte Şii gruplar arasındaki ayrışmalar derinleşeceği gibi, milis gruplar arasındaki etkinlik mücadelesinin de Irak’taki siyaset açısından belirleyici bir faktöre dönüşeceğini söylemek mümkündür. Bu nedenle daha sert ve mezhepçi yaklaşımı kuvvetli olan ve Şii milis grupların sağladığı etkinlik üzerinden avantaj sağlamaya ve pozisyon almaya çalışan Irak eski Başbakanı Nuri El-Maliki ve Hadi El-Amiri gibi liderlerin karşısında Ammar El-Hekim’in kurduğu yeni parti ve benimsediği söylem, Irak iç siyaseti açısından yeni bir dönüşümün habercisi niteliğindedir. Ammar El-Hekim partisinin kuruluş açıklamasında yaptığı konuşmada önemli mesajlar vermiştir. Irak halkının kendilerinden büyük bir değişim beklediğini belirten Ammar El-Hekim, Irak’ta mezhepçilikten ve her türlü ayrışmadan uzak bir hareketin ortaya çıkması gerekliliğinden hareketle bu partiyi kurduklarını belirterek, ayrıldığı Irak İslam Yüksek Konseyi’nin dahi mezhepçi çizgide olduğunu ima etmiştir. Ayrıca El-Hekim partisinin Irak'a dayandığını ve Irak için kurulduğunu belirtmiş ve “atalarımızın vatanını ayakta tutmak zorundayız” ifadesini kullanarak milliyetçi bir söylem ortaya koymuştur. El-Hekim’in bu anlamıyla özellikle Irak’taki İran etkisine olan rahatsızlığı dile getirdiğini söylemek mümkündür. Zira El-Hekim konuşmasının devamında Irak’taki en büyük Şii dini merci Ayetullah Ali El-Sistani’ye (dini bir söylemle) övgüler dizmiş, ancak İran’ın dini ve siyasi lider Ayetullah Ali Hameney’e teşekkür etse de İran İslam Cumhuriyeti lideri olarak hitap etmiştir. Bu söylemin Iraklı Şiilerin, İran’ın bölgedeki Şii kimliği üzerindeki baskısından rahatsızlığın dışa vurumu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İran’ın 2003’ten sonra Irak’taki etkisini arttırmasıyla birlikte, 2014’ten sonra Şii milis gruplar üzerinden Irak’taki kontrol alanını genişletmesinin Iraklı Şiileri rahatsız ettiği bilinmektedir. İran’ın Irak’taki Şii kimliğini dönüştürmeye çalıştığına yönelik söylemler Iraklı Şiiler arasında gittikçe yüksek sesle dile getirilen bir olgudur. Bu noktada Iraklı Şiilerde ortaya çıkan rahatsızlığın sebepleri arasında İran ve Irak Şiiliği arasındaki dini yaklaşım farklılığı (Iraklı Şiilerin büyük bölümü İran’daki velayeti fakih düşüncesine karşı çıkmaktadır) olduğu kadar, etnik bir unsur da barındırdığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu anlamıyla tarihi olarak Ortadoğu’daki Arap ve Fars etnisiteleri arasındaki mücadelenin nüvelerini de görmek mümkündür. Nitekim Ammar El-Hekim’in söylemlerinde vatan, geçmiş nesiller ve atalara yapılan vurgu, Iraklık kimliğinin ön plana çıkarılması dikkat çekmiştir. Ammar El-Hekim aynı zamanda merkezi siyasete dönülmesi ve mezhepçilikten uzaklaşılmasının gerektiği gibi söylemler de kullanarak diğer partilere de mesaj vermiş ve bu konuda işbirliğine açık kapı bırakmıştır.

Bu noktada Irak’taki bir diğer önemli Şii lider Mukteda El-Sadr’ın Suudi Arabistan ziyareti de son derece önemlidir. Mukteda El-Sadr uzun süredir mezhepçi politikalara karşı benimsediği söylemle dikkat çekerken, Iraklılık vurgusunu en fazla yapan liderlerden biridir. Mukteda El-Sadr’ın Iraklılık vurgusu içerisinde Arap kimliğinin de önemli bir yeri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu nedenle Mukteda El-Sadr’ın Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret hem milli kimlik hem de Irak’ta İran’ın rolünün dengelenmesi ve etkisinin kırılmasına yönelik çabalar dahilinde dikkate alınmalıdır.

Bununla birlikte mevcut durum itibariyle net bir ayrışma söz konusu olmasa da önümüzdeki süreçte Irak’taki iktidar partisi olarak ifade edebileceğimiz, Şiilerin en eski ve en güçlü partisi olan, 2003’ten sonra yapılan tüm seçimlerin ardından Irak Başbakanlarının seçildiği Dava Partisi içerisinde Irak’taki dönüşümün etkilerinin ortaya çıkması muhtemeldir. Özellikle Irak eski Başbakanı ve mevcut Cumhurbaşkanı Yardımcısı Nuri El-Maliki ve mevcut Başbakan Haydar El-Abadi arasında bir çekişme olduğu bilinmektedir. Parti içerisinde keskin gruplaşmalar yaşandığı söylenmekle birlikte, bir süre önce Haydar El-Abadi’nin yeni bir parti kurduğuna yönelik haberler çıkmış, fakat Haydar El-Abadi bu haberleri yalanlamıştır. Ancak seçim süreci yaklaştıkça Haydar El-Abadi’nin de milliyetçi, vatanperver, mezhepleri üstü ve merkezi siyaset söylemi benimseyecek bir parti ya da oluşumla ortaya çıkma ihtimali son derece güçlüdür. Haydar El-Abadi’nin başbakanlığı döneminde de bu tutum içerisinde olduğu, radikal unsur ve söylemlerden memnun olmadığı, hatta Haşdi Şaabi ve Şii milis grupların tutum ve eylemlerinden rahatsız olduğu bilinmektedir. Bu nedenle Nuri El-Maliki ve Abadi arasında soğuk bir savaşın yaşandığını söylemek mümkündür. Bu savaşta Ammar El-Hekim, Mukteda El-Sadr ve Haydar El-Abadi’nin arasında işbirliği imkanları ortaya çıkabilir. Hatta İyad Allavi, Usame El-Nuceyfi gibi Nuri El-Maliki ile karşıt pozisyonlarda yer alan siyasetçilerin de bu işbirliğine destek verme ihtimali az değildir.

Tüm bu gelişmeler dikkate alındığında IŞİD’le mücadelede ilerleme sağlandıkça ve siyasi süreç hızlandıkça Irak’taki dönüşümün sesinin yükseleceğini ifade etmek mümkündür. Ammar El-Hekim’in yeni kurduğu partinin halk tabanında (özellikle gençler arasında) karşılık bulmaya başladığı söylenmekle birlikte, şimdiden başarılı olacağını söylemek çok zordur. Ancak Irak’ın birliği ve bütünlüğü açısından farklı liderler tarafından benimsenen milli, mezhepler üstü, devlete ve vatana sağdık bir siyasi akımın taraftar toplamaya başladığını ve halkın umutlarını yeşerttiğini ifade etmek yerinde olacaktır. Bu noktada en önemli konu başta Sünniler olmak üzere tüm siyaset dışı kalmış kesimlerin siyasi sürece entegre edilmesidir. Burada 2010 yılındaki seçimlerde Irak’taki bütün kesimleri kapsayan, İyad Allavi’nin kurduğu ve birinci parti olarak seçimleri kazanan Irakiye Listesi’nin başarısı önemli bir örnektir. Irak’ın mezhepçilik ve radikalizmden bir çıkar sağlamadığı, hatta dışarıya dahi zarar verdiği ortadadır. Iraklı siyasi grupların aynı başarıyı tekrarlaması durumunda, Irak’ta yakalanacak istikrarla birlikte, başta Türkiye olmak üzere Irak’ın birliği ve bütünlüğünü savunan bütün tarafların da desteğini kazanması ve böylelikle Irak’ın gittikçe refah seviyesi artan bir ülkeye dönüşmesi mümkündür.

Yazar Hakkında

1983’te Ankara’da doğdu. 2011 yılı itibariyle Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Programında eğitimini sürdürüyor. Yüksek Lisans tezini “Saddam Sonrası Dönemde Türkmenler ve Kerkük” konusunda yazdı. Çeşitli medya kurum ve kuruluşlarında, ulusal ve uluslararası derg Profili Gör

Bu Yazıyı Paylaşın