Rapor

Rusya’nın Askeri Yayılmacılığı: Gürcistan, Ukrayna ve Suriye Müdahaleleri

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yaklaşık on yıl ülke içi reformlarla ve yeniden yapılanma çalışmalarıyla meşgul olan Rusya Federasyonu, 2000’lerden itibaren Devlet Başkanı Vladimir Putin’in liderliğinde önce toparlanma ardından da yükselme dönemine girmiştir. Bu süreçte Rusya ilk olarak önemli bir iç güvenlik sorunu olan Çeçenistan meselesine öncelik vermiş ve 1996’da kaybettiği Birinci Çeçen Savaşı’nın Rus halkında ve devlet kademelerinde yarattığı psikolojik travmayı 4 yıl sonra ortadan kaldırmıştır. İkinci Çeçen Savaşı’ndan galip çıkan ve bölgede yeniden devlet otoritesini tesis eden Rusya, bu başarının ardından içeride ekonomik ve siyasi istikrarı sağlamaya hız verirken, bir taraftan da askeri gücünü artırma ve dış tehditlere karşı koyma yönünde stratejiler üzerine yoğunlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte Rusya, gerek Çarlık Rusyası gerekse Sovyetler Birliği döneminde sahip olduğu askeri güç unsurunu, ABD liderliğindeki tek kutuplu dünya sistemine karşı yürüttüğü söylemde en önemli faktör olarak kullanmayı planlamıştır. 
Rusya’nın tek kutuplu dünya sistemine adeta meydan okuduğu, uluslararası sitemde yeniden dengeyi kurmak için sahaya döneceğinin en önemli işareti ve dönüm noktası olarak kabul edilebilecek tarih 10 Şubat 2007’dir. Putin’in Münih’te düzenlenen “NATO Güvenlik Konferansı”nda yaptığı konuşmasındaki şu sözleri, ilerleyen yıllarda Rusya’nın nüfuz alanlarını yeniden genişletmeye başlayacağının en net göstergesi olmuştur: 
“Tek kutuplu dünya nedir? Bunu ne kadar süslerseniz süsleyin, netice itibariyle tek tip durum, tek erk, tek güç merkezi, tek efendi anlamına gelir. Tek egemenin, tek efendinin olduğu bir dünya demektir. Sonuç olarak, bu durum sadece sistemin içindekiler için değil, aynı zamanda egemenliği elinde bulunduran için de ölümcüldür, çünkü onu içeriden yıkar.”
Putin’in bu sözleri NATO’nun Kafkasya ve Doğu Avrupa ülkelerine yönelik genişleme stratejisi ve AB’nin Doğu Ortaklığı Programı kapsamında bir bakıma Rusya’yı çevreleme politikalarına bir cevap olarak değerlendirilmiştir. Özellikle 2000’li yıllarda Gürcistan ve Ukrayna’da gerçekleşen “renkli devrimler” Rusya’yı son derece rahatsız etmiş, ulusal güvenliğe doğrudan tehdit olarak algılanmış ve Rus çıkarları açısından karşı hamle yapma zorunluluğunu beraberinde getirmiştir. Nitekim ABD’nin Kafkasya’da Gürcistan’a verdiği aşırı desteğin, Gürcü yönetimini fazla cüretkâr politikalar izlemeye sevk etmesi sonucunda Rusya, 2008’de meydana gelen ve 5 gün süren Gürcistan-Rusya Savaşı’nın ardından Abhazya’yı ve Güney Osetya’yı bu ülkeden koparmıştır. Yaşanan savaşın ardından iki ülkenin bağımsızlıklarını tanıyan Rusya, taraflarla askeri anlaşmalar imzalayarak bölgedeki askeri kapasitesini artırmıştır.