Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
4 dakika okuma süresi
Değerli Okuyucular,
Ortadoğu’da bugünlerde şahit olduğumuz çatışmanın tasvirini yapmak oldukça zor. Tek görebildiğimiz ve anladığımız, bu çatışmanın son derece yoğun, çok kutuplu ve çok boyutlu bir hal aldığı. Bu durum, Ortadoğu’yu belki de tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar kırılgan bir coğrafyaya dönüştürmüş durumda. Söz konusu kırılganlık, her bir devlet için ayrı ayrı meydan okumalar ortaya çıkardı. Bu meydan okumalar karşısında, örneğin Türkiye gibi ülkeler istikrarlı bir düzen kurma arayışında; bazıları ise jeopolitik kavganın bizatihi tarafı olarak hareket ederek var olan çatlağı daha da derinleştiriyor. Ancak Ortadoğu’daki yeni duruma ortak bir çözüm üretme konusunda istekli gözükmeyen devletlerin sayısı hayli fazla. Daha da kötüsü çözüm için devletler düzeyinde kurumsal mekanizmalarının oluşturulmasına ilişkin umutlarımız neredeyse kaybolmuş durumda. Arap Baharı’na başlangıçta yüklenen anlamlar düşünüldüğünde elbette bugünkü sonuçlar öngörülmemişti. Arap Baharı, demokrasi-özgürlük, eşitlik ve adalet için aşağıdan yukarıya doğru bir toplumsal hareket olarak gelişti. Siyasal ve toplumsal düzenin daha iyiye doğru yeniden tesis edilmesi için bu taleplerin karşılık bulacağı bir reform dönemi ise daha en başında sekteye uğradı veya uğratıldı. Bugün yeni bir reform arayışında olmaktan ziyade “eski dönemi” geri çağırmaya varacak ölçüde anarşik bir düzen doğmak üzere. Suriye’de yaşanan iç savaş, taraflar açısından sonuç üretmekten uzak bir biçimde adeta olağanlaştı. Libya, benzer şekilde düşük yoğunlukluk bir iç çatışmanın içine doğru sürükleniyor. Irak, parçalanmanın ve içe doğru patlamanın eşiğinde. Mısır, siyasi istikrarını korumakta güçlük çekiyor ve daha kötü bir döneme girmek üzere. Filistin-İsrail gerginliği, her an daha büyük başka çatışmaların fitilini ateşleyebilir. Irak Kürtleri, bağımsız bir devlete sahip olmanın belki de son aşamasında. Suudi Arabistan’ın tehdit algısı her geçen gün derinleşiyor. İran bir tarafta nükleer meseleyle uğraşırken hem Suriye’de hem de Irak’ta savaşan taraflardan biri. Örnekleri çoğaltmak elbette mümkün. Bütün farklılıklarına rağmen söz konusu çatışma hatlarının temel özelliği bölgesel ölçekte bir güvensizlik; daha doğrusu uzun sürecek bir içe kapanma dönemine neden olacak olması. Kuşkusuz bunun siyasi sonuçları, sadece bölge ülkelerini ilgilendirmeyecek; aksine uluslararası toplumu -ki öyle bir şey gerçekte varsa- uzun süre meşgul edecek. Ortadoğu’daki bütün devletler gerçekten bu yeni duruma teenniyle yaklaşmazlarsa, bu “Ortaçağcıl” egemenlik ve güvenlik anlayışına uzun süre alışmak durumunda kalacaklar. Egemenliğin hem sınırları hem de biçimi yıkıcı bir değişimle karşı karşıya kalmış durumda. Bilindik devlet egemenliği, yerini daha radikal dini bir egemenlik anlayışına bırakıyor. Güvenlik, kurumsal ve normlara dayalı mekanizmalar üzerinde inşa edilmek yerine, devlet dışında daha radikal örgütlenme biçimlerinin tekeline girmek üzere. Devletler arasındaki güvenlik ikilemleri, aynı devlet içindeki toplumlar arası güvenlik ikilemlerine dönüşmüş durumda. Bu meydan okumalar karşısında ulus-devlet yapıları ve bu yapıların dayandığı sınırlar istikrarsız bir biçimde değişim baskısı altında. Ortadoğu Analiz dergisi olarak bu değişimin hem siyasal hem de ekonomik yanını daha önceki sayılarımızda masaya yatırmıştık. Bu sayıda ise bu değişimin bölgedeki güvenlik parametrelerini ne ölçüde etkilediğini ve dönüştürdüğünü ele alıyoruz. Elbette birçok farklı yönü olmakla birlikte, bu sayıda en önemlileri merkeze alarak Ortadoğu’daki farklı dinamiklerin resmini çekmeye çalıştık. Umarız başarılı olabilmişizdir.
Keyifli okumalar…