Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
3 dakika okuma süresi
Değerli Okuyucular,
Suudi Arabistan’da Şii bir din adamı ve kanaat önderinin idam edilmesi ve ardından İran’da Suudi Arabistan Büyükelçiliği binasının göstericiler tarafından yakılması, Tahran ve Riyad arasında bir süredir tırmanan gerginliği dünya gündemine taşıdı ve iki ülkenin kısa vadede sıcak bir çatışmaya girip girmeyeceği tartışılmaya başlandı. Bu tartışma genellikle üç soru ekseninde şekillendi. Neden Ortadoğu’da Suudi Arabistan ve İran arasında gerginliğin tırmanmasından bahsediyoruz? Suudi Arabistan ve İran arasındaki tırmanma yakın bir gelecekte savaşa kadar gider mi? Şayet bu tırmanma bir savaşa dönüşmeyecekse bölgede barışın devamını ne belirliyor? Diğer bir ifadeyle bu iki devleti aralarındaki gerginliğin tırmanmasını bir savaşla sona erdirme tercihinden alıkoyan nedir? İlk soruya yönelik cevaplar arasında gerek medyada gerekse popüler kültürde iki ülkenin mezhep üzerinden karşı karşıya geldikleri ve bu nedenle tırmanmada kimlik unsurunun belirleyici olduğu şeklindeki iddia ağır basmaktadır. Fakat öte yandan Suudi Arabistan’ın son on yıldaki hızlı silahlanması, İran’ın nükleer silah edinme çabaları gibi bölgedeki güç dengesini değiştiren dinamiklerin bu tırmanmayı tetiklediğini ileri sürenler daha çok akademik sahadan konuşmaktadır. Yine popüler kültür ve medyada savaş senaryoları, tırmanmanın ardından en çok konuşulan konu olurken, akademik çalışmalar ağırlıklı olarak bu savaşın ufukta görülmediği yönünde analizler sunmaktadır. Derginin bu sayısında Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanan tırmanmanın bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği sorusunu tartışmaya açtık ve alanın önemli isimlerine bu bağlamda yer verdik. Amerika’nın dominant güç olduğu tek kutuplu sistem konusunda çalışmaları ile tanınan Birthe Hansen ve yine Türkiye’de devletler arası ilişkilerde sistemin belirleyiciliği konusunda çalışmalarıyla bilinen Hasan Basri Yalçın bugünkü mevcut uluslararası sistemin olası bir Suudi Arabistan – İran çatışmasını engellediğini açıkladılar. Bu tartışmaya farklı perspektiften yazılarla katkıda bulunan diğer yazarlar ise aktörlerin ve kimliklerin söz konusu tırmanmada nasıl bir rol oynadığını değerlendirdiler. Kısacası elinizdeki sayıda 2016’nın en sıcak konularından biri olan Suudi Arabistan gerginliğini farklı boyutları ile ele almaya çalıştık. Bu kapak konusunun yanı sıra Arap Baharı’nın mirası olarak değerlendirilecek başarısız devletler, terörizm ve yeni güç dengeleri, derginin bu sayısında da kendisine yer bulmaya devam etti.
Keyifli okumalar…