Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

    Ortadoğu Analiz Dergisi

  • Cilt No

    20

  • Sayı No

    143

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Ortadoğu Analiz Temmuz – Ağustos / Cilt:20 / Sayı:143

5 dakika okuma süresi

ORSAM’dan

Mayıs ve Haziran 2026, Ortadoğu açısından bölgenin güvenlik mimarisinin hangi ilkeler üzerine yeniden şekilleneceğine ilişkin tartışmaların daha görünür hâle geldiği bir eşik niteliği taşımaktadır. Son yıllarda Ortadoğu’daki gelişmeler çoğu zaman tek tek ülkeler veya çatışmalar üzerinden analiz edilse de bugün daha büyük bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bölge artık yalnızca çatışmaların yaşandığı bir coğrafya değil; küresel güç rekabetinin, ekonomik bağlantısallığın, teknolojik dönüşümün ve bölgesel düzen arayışlarının kesiştiği stratejik bir merkez hâline gelmiştir.

Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrasının görece istikrarlı döneminden uzaklaşarak büyük güç rekabetinin belirleyici olduğu yeni bir evreye girmektedir. Bu rekabet yalnızca askerî güç üzerinden yürümemekte; yapay zekâ, savunma teknolojileri, kritik altyapılar, enerji koridorları, tedarik zincirleri ve ekonomik bağlantısallık da jeopolitiğin temel unsurları hâline gelmektedir.

Böyle bir dönemde iç sorunlarını çözemeyen bölgeler, yalnızca istikrarsızlık üretmekle kalmamakta; aynı zamanda küresel rekabetin yeni mücadele alanlarına dönüşmektedir. Ukrayna bunun Avrupa’daki, İran-İsrail gerilimi ise Ortadoğu’daki en güncel örneklerini oluşturmaktadır. Eğer bölgesel kırılganlıklar yönetilemezse Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya, Orta Asya’dan Güney Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada benzer rekabet dinamiklerinin ortaya çıkması şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu çerçevede son iki ay içerisinde yaşanan gelişmeler tek tek ele alındığında dahi ortak bir eğilime işaret etmektedir. Irak’ta yeni hükümetin kurulması, Suriye’de devlet kurumlarının yeniden yapılandırılmasına yönelik adımlar, Körfez ülkelerinin güvenlik koordinasyonunu artırma çabaları, Türkiye’nin Suudi Arabistan, Cezayir, Irak ve Somali ile geliştirdiği çok boyutlu diplomatik girişimler ya da Sudan’da Çin’in ekonomik varlığını güçlendiren yeni anlaşmalar, farklı dosyalar gibi görünse de aslında aynı soruya cevap aramaktadır: Değişen uluslararası sistem içinde bölgesel istikrar nasıl korunacaktır?

Bu nedenle güvenlik kavramı da yeniden tanımlanmaktadır. Uzun yıllar boyunca güvenlik daha çok askerî caydırıcılık ve kriz yönetimi üzerinden ele alınırken bugün devlet kapasitesi, kurumsal dayanıklılık, ekonomik entegrasyon ve toplumsal direnç en az askerî güç kadar belirleyici hâle gelmiştir. Suriye’deki geçiş sürecinin başarısı yalnızca güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılmasına değil, aynı zamanda kapsayıcı kurumların oluşturulmasına bağlıdır. Irak’ta milis grupların devlet otoritesi altında yeniden tanımlanmasına yönelik tartışmalar veya Körfez ülkelerinin güvenliği ekonomik iş birliği ile birlikte ele almaya başlaması da aynı dönüşümün parçalarıdır. Güvenlik artık yalnızca savaşların önlenmesi değil, devletlerin krizlere karşı dayanıklılığının artırılması meselesidir.

Büyük güç rekabetinin derinleşmesi ise Ortadoğu ülkelerini yeni tercihlerle karşı karşıya bırakmaktadır. Bölge ülkelerinin önemli bir bölümü artık tek bir ittifak ekseninde hareket etmek yerine çok yönlü ortaklıklar geliştirmeyi tercih etmektedir. ABD güvenlik alanında önemini korurken, Çin ekonomik yatırımları ve altyapı projeleriyle, Rusya ise güvenlik ve enerji alanındaki varlığıyla bölgesel denklemde yer almaya çalışmaktadır. Bu tablo, Ortadoğu’da klasik blok siyasetinden çok dengeleme ve çoklu ortaklık stratejilerinin ön plana çıktığını göstermektedir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bölgesel aktörlerin başarısı, büyük güçlerden birini tercih etmekten ziyade bu rekabeti kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yönetebilme kapasitesine bağlı olacaktır.

Türkiye’nin son dönemde izlediği dış politika da bu dönüşümün önemli örneklerinden biridir. Güvenlik odaklı yaklaşımını ekonomik bağlantısallık, ulaştırma koridorları, savunma sanayii iş birlikleri ve arabuluculuk girişimleriyle tamamlayan Türkiye, yalnızca krizlere müdahale eden bir aktör olmanın ötesine geçmeye çalışmaktadır. Özellikle Suriye, Irak ve Körfez hattında geliştirilen girişimler, bölgesel sahiplenme anlayışını güçlendiren ve istikrarı yerel kapasite üzerinden inşa etmeyi hedefleyen yeni bir yaklaşımın işaretlerini vermektedir. NATO Ankara Zirvesi öncesinde yürütülen tartışmalar da benzer şekilde, güvenliğin yalnızca askerî caydırıcılıkla değil, bölgesel dayanıklılık (regional resilience) ve devlet kapasitesinin güçlendirilmesi üzerinden yeniden düşünülmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Önümüzdeki dönemde Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek temel soru, yeni krizlerin yaşanıp yaşanmayacağı değil; bölgenin bu krizleri yönetebilecek kurumsal kapasiteyi oluşturup oluşturamayacağıdır. ORSAM olarak son iki ay boyunca gerçekleştirdiğimiz saha çalışmaları, uluslararası forumlar ve diplomatik temaslar bize aynı gerçeği göstermektedir: Ortadoğu artık yalnızca güvenlik üreten ya da güvenlik tüketen bir bölge değildir. Aynı zamanda yeni uluslararası düzenin nasıl şekilleneceğini belirleyecek en önemli laboratuvarlardan biri hâline gelmiştir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde güvenlik, kalkınma, bağlantısallık ve devlet kapasitesini birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşım geliştirmek hem bölge ülkeleri hem de bölgeyle ilişki kuran küresel aktörler açısından stratejik bir zorunluluk olacaktır.

Dr. Kadir Temiz – ORSAM Başkanı