Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

FASLI YAZAR VE AKADEMİSYEN İDRİS HANİ İLE SÖYLEŞİ

ORSAM: Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

İdris HANİ:  Ben İdris Hani. Arap Düşüncesi konusunda yazar ve araştırmacıyım. Aynı zamanda siyasi konularda da yazılarım var. Felsefi konularda da makalelerim ve kitaplarım bulunmakta.

ORSAM: Arap Baharı olarak tanımlanan olgunun temel unsurları nelerdir?

İdris HANİ: Bu ayaklanmaları ani olarak adlandırırsak bölgede dış güçlerin ve iç olayların etkinliğini kaçırmış oluruz. Arap ülkelerinde ayaklanma potansiyeli her zaman vardı. Ancak şunu düşünmemiz lazım, bu potansiyeli harekete geçiren neydi? Bu ayaklanmaların şimdi olmasını bazı iç nedenlere bağlarken, dış etkileri de unutmamak lazım. Büyük resme bakarsanız aynı anda oluşan bir dalga gözükmekte. Ancak her ülkeyi ayrı ayrı incelediğimizde ayaklanma şekillerinin, sebeplerinin ve dış etkilerin farklı olduğunu görürüz.

ORSAM: Türkiye’de tüm olaylar aynı yönde gelişiyormuş algısı var. Ülkeler açısından farklılıkları anlatabilir misiniz?

İdris HANİ: Her ülkede ortak olan nokta Arap milleti olarak özgürleşme isteğidir. Ancak bu milletlerin caddelerde yürümekten başka bir seçenekleri yoktu. Bu ayaklanmaları kontrol alma şekli devletten devlete ve bölgesel güçlere göre değişiklik göstermekteydi. Ortadoğu’da çok önemli iki faktör vardır. Birisi petrol, diğeri İsrail. Bu nedenle bölgesel güçlerin bu ayaklanmalara ilişkin hareketleri bu iki konuya yakınlığı açısından ve stratejik konumuna göre ülkeden ülkeye fark göstermiştir. Her ülkenin iç problemi olarak kendi düşüncelerindeki belirsizlikti. “Ben işgali kabul edeyim ve bu durumdan kurtulayım mı? Yoksa İşgali reddedip durumu kabulleneyim mi?”. Bu gelgitler bir sonuca varamadığı için bu sarsıntılar yaşanmaktadır. Bu nedenle bölgesel güçler ve dış ülkeler sadece Bahreyn’de ve Körfez ülkelerinde devrim yapılmasına karşı çıktı, diğer ülkelere göz yumdu. Çünkü o ülkelerdeki petrol ve çıkarlara demokrasiyle kavuşulamaz. Bu nedenle Bahreyn’de yaşanan ayaklanmaya sert çıktılar. Diğer yandan Suriye’ye bakacak olursak büyük bir sataşma görürüz. Arap ülkelerinde yaşanan ayaklanmanın domino etkisi kullanılarak Suriye devrilmeye çalışılıyor. Amaç Suriye’yi demokratik bir ülke yapmak değil, direnişin gücünü kırmaktır. Bu da İsrail’in işine yarayacaktır. Aynı zamanda Suriye hükümetine karşı olanları hükümeti devirmek için cazip tekliflerle ikna ettiler. Aslında Suriye hükümeti bazı çıkarları dış güçlere sağlarsa hükümetin daha fazla diktatör olmasına bile göz yumarlar. Bu noktada batı ülkelerinin Ortadoğu’da demokrasiyi belirli bir seviyede, kendi kontrolünde tuttuğuna dikkat etmek gerekiyor. Çünkü fazla demokrasi onların işine yaramayacaktır. Bu nedenle Tunus’taki ayaklanmaların ilk bölüm Batı ülkelerini şaşkına döndürürdü. İkinci aşamada olayların kontrollerinden çıkmaması için planlı davrandılar. Mısır’da da aynı şeyler yaşandı. Ama zor oldu. Çünkü Mısır halkı ordusuyla iç içeydi. Unutmamak lazım ki Mısır ordusu Batıyla da iç içeydi. Ama yine de olayların kontrol altına alınması Tunus’a nazaran zor oldu. Bu tür olaylar Ortadoğu’daki Arap ülkelerinin birleşme ihtimalini zayıflattı. Bu nedenle Körfez Ülkeleri toplanıp kendi içinde birleşerek Ortadoğu’da rol almaya çalışıyor. Dış ülkelerin ajandalarını uygulamayı ve hareketli Ortadoğu ülkelerini yönetme çabası içine giriyor. Körfez ülkelerinin kendilerine has bir düşünceleri yoktur. Sadece Amerika’nın stratejisini Ortadoğu’da uygulamakta görevliler. Böyle bir davranışın katlanamayacak sonuçlar doğuracağını gözden kaçırmaktadırlar. Bu tür ayaklanmaların doğal seyirde gitmesi düşünülüyordu. Ancak bazı engellerle karşılaştı. Engellerin çıkma amacı bazılarının ayaklanmayı kendi kontrollerine almak istemesiydi. Batı ülkelerin bu tür ayaklanmalarını kontrol altına almasının bir yöntemi de Radikal İslam gruplarını kullanmaktır. İslamcı gruplara “Ben sana şunu vereceğim ama sende bana şunu verirsin” şeklinde yaklaşıyor. Mesela Mısır’a “Ben sana özgürlüğünü veririm ama sen de İsrail’le ilişkilerini açık bırakacaksın” diyebilir. Onlarda zaten bunu kabul etmeye açıktırlar.

ORSAM: Peki, Fas’ın genel durumu nedir?

İdris HANİ: Fas’ın durumu diğer Arap ülkelerinden ayrıdır ve özeldir. Bizim zaten hükümet olarak esnekliğimiz vardı. Ayrıca diğer ülkelerde kullandıkları İslami gruplar bizde daha önce de istediklerini yapmakta ve hükümette yer almakta idiler. Kral’ımızın İslami gruplara ayırdığı bir bölüm vardı. Bu nedenle Fas’ta dini kullanıp ayaklanmayı bastırma ya da başlatma şansları zaten yoktu. Ayrıca Fas’ta yerleşmiş bir demokrasi görüşü vardır. Bu nedenle devrim bizi etkilememiş, sıyırıp geçmiştir. Seçimler yapılmış ve İslami grup seçimleri kazanmıştır.

ORSAM: Türkiye’nin olaylara ilişkin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İdris HANİ: Biz Faslılar olarak batı güçlerine karşı Türklerle işbirliği içindeydik ve aramızda stratejik bir dayanışma oluştu. Biz kendimizi Türkiye’nin (Osmanlı İmparatorluğu’nun) dışında kalan bir ülke olarak görüyoruz. Türkiye’nin tavrına ilişkin bir makalelerim var. Birinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı çok överken diğerinde yanlışları olduğunu söylüyorum. Suriye’yle ilgili tutumu biraz garip geliyor. Erdoğan’ın üzerinde Batı ülkelerinin ve iç sorunların yarattığı bir baskı olduğundan eminim.

ORSAM: Görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

İdris HANİ: Ben teşekkür ederim.

*Bu söyleşi ORSAM Ortadoğu Uzmanı Bilgay Duman tarafından 1 Aralık 2011'de Bağdat'ta gerçekleştirilen "Demokratik Irak Seçeneğine Bakış" başlıklı konferansta yapılmıştır.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar