ORSAM: Tunus yeni bir döneme girdi. Eski Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin bin Ali‘nin devrilmesinin üzerinden bir yıl geçti, ülkenin bu günkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Tunus’taki ekonomik ve siyasi durumu bizlere anlatır mısınız?
Büyükelçi Mehrez Bin Rhouma: Sorularınız için teşekkür ederim. Öncelikle Tunus’ta nasıl devrim yaptığımızı ve bugünkü duruma nasıl geldiğimiz hakkında küçük bir sunum yapmak istiyorum. Bir yıl sonra, Tunus daha iyi durumda. Bu süreci çok büyük sorunlarla karşılaşmadan geride bırakabildik. Devrimin barışçıl ve değişiminse yumuşak bir şekilde gerçekleşmesi oldukça önemli. Tarihimizde ilk defa özgür bir seçim gerçekleştirdik. Bu seçim tamamen özgür ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirildi.
Bin Ali sonrası dönemde ilk seçimler gerçekleşti ve üç partili bir koalisyon hükümeti kuruldu. Bu hükümetin yerine getirmesi gereken sorumlulukları anlatır mısınız? Ne kadar süreliğine göreve geldiler ve onlardan beklenenler nelerdir?
Yeni meclisin görevi öncelikle anayasayı yeniden yazmak ve yeni hükümet için yapılacak seçimleri denetlemek. Bundan sonra, Tunus’ta yeni bir hükümet göreve gelecek.
Göreve başlayan yeni hükümetin iki önemli karakteristik özelliği bulunuyor. Birincisi, halk tarafından seçilmiş meşru bir hükümet olması, ikincisi ise seçimde çoğunluğu kazanan üç partinin bir araya gelerek oluşturduğu bir koalisyon hükümeti olmasıdır. Koalisyon ortakları, İslamcı demek doğru değil, İslam’dan ilham almış En Nahda Partisi, modern olarak tanımlanabilecek ki En Nahda da öyledir – bu arada biz laik terimi Fransızca kökenli olduğu için kullanmıyoruz- Cumhuriyetçi Kongre Partisi ve sol eğilimli, Sosyalist Enternasyonal üyesi, merkez parti olan Ettakol’den oluşmaktadır.
Bu koalisyon hükümetinin verdiği mesajlar büyük önem taşımaktadır. Buna ek olarak, oldukça önemli bir başka imaj daha bulunmaktadır. Eski hükümetten yeni hükümete yetki devrinde gerçekleştirilen resmi seremoni bu şeklide değerlendirilmelidir. Bu Arap dünyasında bir ilktir. İki hükümette seremoninin yapılacağı alanda bulunmaktaydı ve biri diğerinin elini sıkarak görev teslimini yaptılar. Bu imaj oldukça önemli ve Arap dünyasında da bir ilki teşkil ediyor.
Devrimimiz oldukça barışçıl bir şekilde gerçekleşti. Politik anlamda Tunus’taki mevcut durum şöyle ki bir koalisyon hükümeti kuruldu; koalisyon hükümetinde sorunlara çözüm bulmak o kadar kolay değil. Koalisyon hükümetleri yapıları gereği daha karmaşıklar. Fakat biz Tunus’ta istisnai bir durum söz konusu, bu nedenle de daha istisnai bir hükümete sahibiz. Bu karşılıklı anlaşmaya dayalı bir hükümet, çünkü sorunlar oldukça fazla. Bu nedenle de Tunus’taki çoğu tarafın anlaşması gerekmektedir. En azından Tunus’un karşılaştığı sorunların çözümü için koalisyon hükümeti en iyi seçenek olarak görünmektedir.
Yeni hükümetin karşılaştığı sorunlar nelerdir? Bu arada mevcut hükümetin geçici bir hükümet olduğunu söylemem gerekiyor. Bir ya da bir buçuk yıl sonra, Devlet Başkanlığı, parlamento ve yerel seçimleri düzenleyeceğiz. Bu yüzden, durum oldukça istisnai ve hükümetin programı dört ana hedefi çemrektedir.
Öncelikle, ekonomik hayatın yeniden canlandırılması, çünkü devrimden sonra bazı sosyal problemler ve bazı eylemler ortaya çıktı. İşçilerin haklarını istemeleri normal bir durum. GSYİH şuanda %0,1-0,2 civarında. Hızlı bir şekilde Tunus’ta ekonomik yapının yeniden işler hale gelmesini sağlamak zorundayız. Bunu başaramaz isek, demokratikleşme sürecinde daha ciddi sorunlarla yüzleşmek durumunda kalırız. Dediğim gibi, sosyal içerikli eylemler gerçekleşmekte. Temel amaç GSYİH %4-5 civarına yükseltme. Bazıları bu hedefi fazlaca abartılmış bulabilir ancak bir yıl önce Tunus’ta bu oran %5 civarındaydı. Eski rejim zamanında ekonomik aktiviteler şeffaf değildiler, pek çok yozlaşma sorununa sahiptik ve işadamları rahatça hareket edemiyorlardı.
Fakat çok pozitif gelişmeler de oluyor. Yeni hükümet şimdi eski hükümet zamanında hazırlanan mali yasa üzerinde çalışıyor. Bilindiği gibi, yılsonunda gelecek yılın bütçesi hazırlanır, ancak yeni hükümetin bunun için sadece bir haftası bulunmaktaydı. Bu nedenle bu kadar sürede bu hususları görüşüp karara bağlamaları mümkün olamadı ve mali yasa üzerinden çalışmayı uygun gördüler. Belki önümüzdeki ay bir tamamlayıcı mali yasa daha hazırlanması da muhtemel. Bu gelişmeler ülkede yatırım yapan ve yapmayı planlayan yerli ve yabancı yatırımcılar için büyük önem taşıyor. Ayrıca bu gelişmeler ülkede hala işlevselliğini koruyan kurumsal yapıların da varlığını gösteriyor. Bu çok önemli. Yani ilk sırada ekonomik aktivitelerin nasıl artırılacağı ve etkin bir şekilde işletileceği yer alıyor. İkincisi ise bölgesel gelişmedir. Bildiğiniz gibi devrimin nedeni ülkede bölgeler arası gelişme eşitsizliğiydi. Ülkemizde maalesef bazı bölgeler daha fakirken bazı bölgeler yani özellikle kıyı şeridi daha gelişmiş durumdadır.
Sanırım güney bölgesi pek çok açıdan geri kalmış, 2010 Aralık ayaklanmaları da ülkenin bu kısmında başladı?
Güney ve merkez bölgeler ile Cezayir ve Libya sınırına yakın olan bölgeler fazla gelişmiş değiller.
Ayrıca bu bölgeler, Libyalı mültecileri de konuk ettiler.
Devrimimiz sırasında bir milyon Libyalıyı konuk ettik. Büyük bir çoğunluğu hala Tunus’ta bulunuyor. Hala bazı Libyalı kardeşlerimiz ülkemizde bulunuyor çünkü birbirine yakın ilişkilerimiz ve coğrafi yakınlığımız var. Özellikle güney bölgesinde birbirimize çok yakınız. Güneyde iç bölerde hükümetin temel sorunu yatırımların arttırılmasını sağlamak ve iş olanakları yaratmaktır.
Üçüncü amaç ise işsizlikle mücadeledir. Bugün Tunus’taki işsizlik oranı % 18, bu oran devrimin başladığı tarihlerde %14 civarındaydı. Gördüğünüz gibi oranlar bir yılda yükseldi. Bu oran iç bölgelerde daha da yüksek olabilir. 800 000 işsizimiz var ve birçoğu üniversite mezunu gençlerden oluşuyor.
Dördüncü amaç ise Tunus’ta yapısal reformların başlatılmasıdır. Başlayacağız diyorum çünkü şuan ki hükümet geçici bir hükümettir ve görev süresi köklü yapısal reformlar için oldukça kısa. Bu nedenle reform sürecinin başlamadığını göreceksiniz, çünkü devrimin en temel talebiydi. Büyük bir ihtimalle reformlar bu yıl içerisinde medya ve benzeri sektörlerde başlayacaktır. Ayrıca bu hükümetin bir sonraki seçimler için gerekli hazırlıkları yapacağını, seçim yasasını ve medya yasasını hazırlayacağını da unutmamalıyız.
Fakat hükümetin tüm bu engellerin üstesinden geleceğini düşünüyorum, engeller oldukça fazla ve zorlular, ancak ortada yüksek bir irade ve devrimin amaçlarını gerçekleştirme motivasyonu bulunuyor. Ayrıca mevcut ortamda Tunuslular arasında da işe geri dönme ve çalışmaya başlama azmi bulunmaktadır.
Tunus olarak AB, ABD ve Körfez ülkeleri gibi önemli ortaklara sahibiz. Tunus’a yardım edeceklerine dair söz verdiler ve Tunus’ta yatırım yapmayı düşünen ve şu anda yeni hükümetin çalışmalarını bekleyen pek çok uluslar arası firma bulunuyor. Neden? Çünkü Tunus devrimi barışçıl bir şekilde gerçekleştirdi, oldukça güvenli bir ülke ve modern yönetim ile kurumsal yapıya sahiptir. Devrim sırasında hiçbir kurumsal aktivite kesilmedi her şey normal bir şekilde devam etti. Örneğin elektrik, telefon, cep telefonu ve su kesintisi yaşamadık. Tüm hizmetler kesintisiz normal bir şekilde devam etmektedir, çünkü Tunus’ta oldukça etkili ve verimli bir idare yapımızı bulunmaktadır. Tunus’un kaliteli bir yönetişim geleneği vardır. Ayrıca oldukça yüksek eğitim seviyesine de sahibiz. Öte yandan daha önce de belirttiğim gibi yeni hükümetin demokratikleşmeyi konsolide etmek için pek çok reform hazırlığı da mevcuttur. Sonuç itibari ile ben oldukça iyimserim, çünkü geriye dönme riskimiz olduğunu düşünmüyorum. Değişim oldukça kesin ve medya, insanlarımızın hakları konusunda sahip oldukları bilinç seviyesi ve sivil toplumun aktif olması gibi etkenlerden ötürü hiçbir risk yok. Tüm bu nedenlerden ötürü bizler iyimseriz. Bazı dönemsel sorunlarımız var, ancak bunlar geçici ekonomik sorunlar, kesinlikle siyasi veya güvenlik sorunları değiller. Bu bence çok önemli.
Bugün Tunus’un gelecekteki siyasi hayatına ve Türkiye modeline dair oldukça derin bir tartışma bulunmakta. Türkiye Tunus için model bir ülke olabilir mi yoksa Tunus olarak Arap dünyasında siz kendi modelinize mi sahipsiniz?
Bana neden Tunus’ta böyle bir tartışma olduğunu sorabilirsiniz. Öncelikle bizim devrimizi oldukça barışçıl, akıllı, yumuşak ve insani bir şekilde gerçekleşti. Ve Türkiye deneyimi de bizim için oldukça enteresan ve orijinal. Örneğin, bizim için Türkiye’nin İslam ile demokrasi ararsında nasıl bir bağ kurduğu çok önemli ya da Türkiye’nin ekonomideki başarısı kesinlikle ilgi çekici, ya da Türkiye’nin ünlü sıfır sorun dış politikası çerçevesinde komşu ülkeler ile ilişkilerini nasıl yeniden düzenlediği önemlidir. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalma ortak bir mirasımız bulunuyor. Ortak bir kültüre sahibiz ve belirtilmesi gereken nokta Tunus halkı Türkiye deneyimini keşfetmek konusunda oldukça meraklı ve istekli. Tunus’ta ilk anayasaya 1861 tarihinde sahip olduğumuzu biliyor muydunuz? Ünlü Tunuslu reformist Hayrettin Paşa tarafından hazırlanan Adel Amen’den bahsediyorum ve eğer yanılmıyorsam Hayrettin Paşa daha sonra İstanbul’a geri dönmüştür. Bu altını çizmemiz gereken ortak bir mirastır.
Ayrıca iki ülke de batı ülkelerine yakın. Türkiye 30 yıl önce AB ile gümrük birliği anlaşması imzaladı. Tunus da ilk ortaklık anlaşmasını imzaladı ve Avrupa ile birlikte serbest ticaret bölgesi inşa etti. Bu bağlamda ortak bir vizyonumuz var. Modern bir ülke olabilmek için Burgiba’nın, Kemal Atatürk’ten ilham aldığını biliyoruz. Bizim Türkiye’ye olan yakınlığımızı ve daha yakın ilişkiler geliştirme arzumuzu daha iyi açıklayan ortak bir mirasımız da var. Öte yandan bugün Tunus’taki yeni siyasi aktörler de Türkiye ile yakın ilişkiler geliştirmek istediklerini beyan ettiler. Türkiye’deki sistemi takdir ediyor ve Türkiye deneyiminin sırrını ve mantığını çözmek istiyoruz. Her ülke kendine has özelliklere sahiptir ancak aynı zamanda ülkeler ekonomik başarılar gibi, pozitif ve uygun gördükleri unsurları alabilir ve uygulayabilirler. Türkiye bu kadar aktif bir yeni nesil ile iş adamlarını nasıl yarattı? Bu etkin bir şekilde işleyen sağlık sistemini nasıl oluşturdunuz? Yakın bir zamanda hastaneye gittim ve ne kadar iyi bir şekilde işlediğini gördüm. Bunlar bizler için çok önemli noktalar. Ve en önemli şey de akademik sisteminiz. Tüm bu deneyimlerden nasıl ilham alabiliriz?
Deneyimlerimizi değiştirebileceğimiz pek çok alan bulunmakta. Sayın Başbakan Erdoğan’ın Tunus ziyareti sırasında yaptığı açıklamalar kesinlikle Tunus’ta olumsuz bir tepki almamıştır. Bunun anlamı nedir? Bizler benzer vizyonları ve beklentileri taşıyoruz. Tunus bugün Türkiye’nin en önemli partneri haline gelmesini diliyor ve umut ediyor. Ayrıca devrimiz sırasında ve demokratikleşme sürecimizde Türkiye, bizden siyasi desteğini esirgememiştir. Bu siyasi desteğin en kısa sürede ekonomik seviyeye taşınacağını umut ediyoruz, çünkü ekonomik gelişme olmadan, demokratikleşme süreci devam edemez. Bugün Tunus sıfır GSMH ile demokratikleşme sürecini devam ettirmeye çalışmaktadır. Bağımsız ve özgür seçimlerimizi gerçekleştirdik ancak bunlar yeterli değildir, bugüne kadar gerçekleştirilen başarıların, geriye dönüş olmaması için pekiştirilmesi şarttır. Ve ayrıca Sayın Başbakan Erdoğan ve Bakan Davutoğlu’nun ziyaretleri sırasında bildiğiniz gibi yaptıkları açıklamalar, Tunus’un bölgede bir istikrar unsuru olduğu ve bölgedeki diğer ülkelere öneli bir örnek olacağı yönündeydi.
Bir yıl sonra, Tunus köklü ve derin bir dönüşüm gerçekleştirmiştir, bu bağlamda Tunus dış politikasında neler değişecek? Bu husustaki görüşleriniz nelerdir?
Tunus 1956 yılından beri bağımsız bir ülke. Yani yeni bir ülke değil, bizim bir geleneğimiz var. Bu yüzden dış politikamızın tamamını yeniden şekillendirmemiz söz konusu değil. Tunus dış politikasında temel ana esaslar ve eğilimler bulunmaktadır. Öncelikle barış, dayanışma, güvenlik ve benzer evrensel ilkelere saygı duyuyoruz. İkinci olarak, paylaştığımız AB kriterleri bulunuyor. Ayrıca Filistin’in adil davasına inanıyoruz ve destekliyoruz. Gördüğünüz gibi temelde değiştiremeyeceğimiz bazı temeller bulunuyor ancak bildiğiniz gibi dış politika bazı faktörlere göre şekillendirilmeli.
Birincisi, jeopolitik faktördür; bu bağlamda bizim önceliğimiz bölgesel şartlardır. Tunus, Cezayir, Fas, Libya ve Moritanya’dan oluşan Magrib Birliği ülkelerine bağlı bir devlettir. Bu husus bizim önceliğimizi oluşturmaktadır. İkinci olarak ise Arap ülkeleri ile bir sorunumuz yoktur, ancak daha yakın ilişkiler kuramaya ve ilişkilerimizi geliştirmeye ihtiyacımız var. Örneğin Körfez ülkelerinin her geçen gün bölgesel ve dünya siyasetinde etkileri giderek artmaktadır. Ayrıca Tunus bir de Afrika boyutu var. Afrika Birliği’nin kurucu üyelerinden biriyiz. Öte yandan Avrupa da bizim ilk ortaklarımızdan; ortak bir tarih ve coğrafik boyutları paylaşmaktayız. 50 dakika içinde Tunus’tan İtalya’ya gitmek mümkün. Ayrıca Tunus, Akdeniz Birliği üyesidir.
Yani diplomasimiz değişemez; yeni hükümette Tunus’un uzun bir geleneğe sahip olduğunu teyit etti zaten. Yeni dönemde Tunus, hayati bir öneme sahip olan Arap dünyası ile bağlarını güçlendirebilir. Fakat bölgede oldukça önemli bir rol üstlenen Türkiye’ye de değinmemiz gerekiyor. İki ülke arasındaki ilişkiler geliştirilmeli.
Öte yandan başka hususların da altı çizilmeli diye düşünüyorum. Yeni Tunus, daha önce imzalanmış olduğu anlaşmalara sadık kalacak ve yeni hükümette bu durumu teyit etmiş durumda. Dünya ile aramızdaki bağlarda herhangi zarar yaşanmadı. Örneğin, AB ile imzalanan Ortaklık Anlaşması pekiştirilecek ve büyük bir ihtimalle de anlaşma geliştirilecek ve gelişmiş/ileri statü için görüşmeler de başlayacak.
Eski rejim döneminde, insan hakları ile ilgili ciddi sorunlarımız vardı. Dün öğrendiğime göre Tunus, insan haklarına saygı duyan ülkeler sıralamasında 59 puan almış. Bu sürecin henüz ortasındayız ancak şu anda ülkedeki tüm gazeteler özgür, herhangi bir fikri beyan etmenin önünde engeller yok. Ülkedeki sivil toplum örgütleri sanki Londra’daki Hyde Park’talarmış hareket ediyorlar.
Tüm bu gelişmeler bir başka önemli gerçek ile birlikte değerlendirilmelidir. Ülkenin yeni siyasi aktörleri insan hakları aktivistleridir. Devlet Başkanımız, İnsan Hakları Ligi’nin kurucusudur. Onların zihniyeti böyledir ve değişmesi de mümkün değildir.
Tunus’un dış politikasına geri dönersek, daha önce de dediğim gibi gelenek değişmeyecek ancak tarzımızı değiştireceğiz. Arap boyutumuzu geliştireceğiz ve Türkiye ile ilişkilerimiz derinleştirebileceğimiz yeni bir döneme gireceğiz. Ve eski rejim insan hakları ihlalleri yapıyordu, bu karanlık dönem de sona ermiş oldu.
Gelecek Tunus-ABD ilişkileri hakkında neler düşünüyorsunuz?
ABD, Tunus halk ayaklanmalarını destekledi ayrıca ekonomik anlamda da destek sözü verdi. Tunus’a oldukça fazla taahhütlerde bulundular. Başvurduğumuz takdirde Finans Kredi Bankası’ndan onay alacağımıza dair garanti verdiler. İlk defa, ABD Dışişleri Bakanlığı, Tunus’u ABD yatırımları alacak öncelikli ülkeler listesine koydu. Bence tüm bunlar karşılıklı gelişecek ilişkiler açısından önemli sinyaller. İki ülke arasındaki ilişkileri karşılıklı çıkar ve saygı çerçevesinde geliştirebiliriz.
Son olarak, Tunus-Türkiye ilişkilerini değerlendirebilir misiniz? Bu bağlamda engeller ve fırsatlar sizce nelerdir?
Yeni hükümetimiz, yakın gelecekte Türkiye’nin öncelikli bir ortağı olmasını istediklerini beyan ettiler. Bence de çok yakın zamanda buna dair somut gelişmeleri göreceğiz. Üst düzey ziyaretler planlıyoruz. Eylül ayında, Sayın Erdoğan’ın Tunus ziyareti sırasında, ilişkileri stratejik anlamda geliştirmek adına Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzaladık.
Bu anlaşma ne zaman yürürlüğe girecek?
Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için her iki ülkenin de parlamentosunda onaylanması gerekiyor. Fakat anlaşma çok önemli mesajları içermektedir. Her iki ülke ararsında yasal zemini uygun hale getirmek ve geliştirmek için gerekli ön çalışmaları yapmaktayız. Örneğin, çok eski olan karşılıklı yatırımları koruyan anlaşmaları ve düzenlemeleri revize etmeye çalışıyoruz, öte yandan ulaşım, güvenlik, kültürel programlar ve bunun gibi alanlarda yeni çalışmalar yapmaktayız.
Bizim için oldukça önemli olan bir başka husus daha bulunuyor. Türkiye deneyimi nasıl anlayabiliriz? Uzun süredir, Türkiye-Tunus ilişkiler iyi fakat düşük profilde seyretmiştir. Karşılıklı ziyaretler gerçekleşememiştir. Şuanda ise karşılıklı ilişkilerimizi geliştirmek için yeni bir ruh ve dinamizm bulunmaktadır. Örneğin benim için üzerine odaklanılması gereken iki önemli alan bulunmaktadır. İlki, eğitim ve akademik alanlardan oluşmaktadır. Akademiler ararsında değişim programlarının yoğunlaştırılması gerekmektedir. Üniversiteler ararsı ilişkilerin teşvik edilmesi ve Türkiye ile Tunus ararsında üniversite öğrencileri için değişim programlarındaki sayının arttırılması gerekmektedir. Türkçe ve Arapça derslerinin de teşvik edilmesi gerekmektedir. Tunus’ta dünyaca ünlü Burgiba Üniversitesi bulunuyor. Amerikalılar bile Arapça öğrenmek için bu üniversiteyi tercih ediyorlar. Neden Türk gençleri de Arapça öğrenmek için Tunus’a gelmesinler? Türkiye Tunuslu öğrenciler için yılda sadece 10 burs vermektedir, bu sayı da arttırılmalıdır. Öte yandan karşılıklı olarak diplomalarımızın tanınması için protokol imzalayabiliriz. Böylece onay prosedürleri daha kısa ve kolay hale gelebilir ve Türk ve Tunuslu gençlerin iki ülkede karşılıklı olarak ciddi sorunlar ile karşılaşmadan çalışabilmesinin önü açılabilir.
Bir başka şeye daha ihtiyacımız olduğu görüşündeyim. Osmanlı tarihini yeniden öğrenmeliyiz. Tunus’taki Osmanlı idaresi diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi kötü bir imaja sahip değildir. Türkiye bunu keşfetmeli ve değerlendirmelidir. Türk-Tunus üniversiteleri, teknokentler, lojistik bölgeler ve bunun gibi hususlar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi çok büyük önem taşımaktadır. Ayrıca ekonomik anlamda, iki ülke ararsında stratejik ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi de önem taşımaktadır. Türk işadamları için Afrika’ya açılan bir kapı olarak anılmak istiyoruz. Tunus’un bu bağlamda coğrafik avantajları bulunuyor. Cezayir, Libya, Avrupa ve Afrika’ya oldukça yakın bir konumdayız. Bu konumdan Türkiye’nin yararlanması gerekir. İkinci olarak da Tunus oldukça etkili bir yasal zemine sahiptir. 3400’den fazla yapancı yatırımcı Tunus’ta faaliyet göstermektedir. Mali anlamda ülkemizin sunduğu avantaj ise vergi muafiyetidir. Örneğin, bir Türk firması Tunus’ta çalışır, üretir ve ihraç ederse, bu firma tek kuruş ödemez ve vergiden muaf olur. Şuanda bölgesel geliştirme programı yürütüyoruz, böylece, daha fazla vergi muafiyeti sağlama imkânına kavuşacağız. Ayrıca Tunus ve Türkiye arasında imzalanacak bir Serbest Ticaret Anlaşması her iki ülkenin de çıkarına hizmet edecektir. Benzer anlaşmaları AB gibi başka aktörlerle imzalamış bulunuyoruz.
Tüm bu nedenlerden ötürü, Türk kardeşlerimizi Tunus’ta yatırım yapmaları için teşvik etmeliyiz. Bilindiği üzere Libya bugün bakir piyasa haline geldi ve Libya üzerindeki rekabette oldukça arttı. Libya piyasasını keşfetmek için bir araya gelmeli ve bir ortaklık çerçevesinde bir sinerji oluşturmalıyız. Bundan ötürü, çok enteresan bir proje hakkında konuşmak istiyorum. Libya sınırına yakın ülkenin güney bölgesindeki Zerziz şehrinde Türk Endüstri Bölgesi kurma projemiz var. Bu bölgeden Libya’da faaliyet göstermek de daha kolay olacaktır. Bu bağlamda bu bölgenin oluşturulması için gereken anlaşma ve model üzerinde çalışmalar yürütüyoruz.
Bu bölge kıyı ötesi/ off shore sistemle çalışabilir. Öte yandan Afrika ülkeleri gibi diğer ülkeler içinde lojistik ve ticaret platformları yaratabiliriz. Bu projeyi gerçekleştirerek Libya’ya, Akrika’ya ve Cezayir’e yakın bir kapı haline gelebiliriz. Tüm bu amaçları gerçekleştirmek için Türk resmi otoritelerinin Türk işadamlarını Tunus’ta yatırım yapmaları konusunda teşvik etmesi gerekiyor. Bu bizim umduğumuz somut bir destek olacaktır. Ticaret Tunus için yeterli değil çünkü Tunus piyasası oldukça sınırlı ve küçüktür; fakat Tunus diğer piyasalara geçiş için bir kapı olabilir.
Bu hafta içerisinde Tunus’ta Libya-Tunus Yapılandırma ve Yeniden Yapılandırma Forumu gerçekleştirildi. Bu forumun başlıca amaçları nelerdir?
Karşılıklı yardımlaşma bağlamında Libyalılar Tunuslu işçilere Libya'nın yeniden yapılandırma sürecinde öncelik tanımak istiyorlar. Devrimden önce Libya’da 2 milyondan fazla yabancı işçi çalışmaktaydı fakat bugün hepsi ülkeyi terk etmiş durumda. Bu boşluk kimler tarafından doldurulacak? Biz böyle bir fırsata sahibiz şimdi, yüksek potansiyele sahip Zerziz projesini başlatmamın nedeni de budur. Türkiye-Libya ve Tunus ararsında üç taraflı bir işbirliği başlatabiliriz. Eğer Libya’da kendimize bir yer istiyorsak işbirliği yapmak zorundayız. Bugün, Japonlar, Almanlar, Ruslar, Amerikalılar ve daha pek çok yerden şirketler Libya’da mücadele ediyor. Bu mücadele ortamında nasıl ayakta kalabiliriz? Bunu yalnız başaramayız, bu nedenle bir araya gelmemiz gerekiyor. Tunus firmaları artı değere sahipler; sahip oldukları pek çok avantajı belirlemek gerekiyor. Bizler bölgeye ve bölgeye ait mantığa aşinayız, öte yandan Tunuslulara karşı Libya’da fazla bir sempati var. Libya devrimi sırasında biz onları destekledik ve Libyalı kardeşlerimizi Tunus’ta ağırladık. Bu avantajları birlikte değerlendirebiliriz. Ayrıca Türk firmalarının da Libya’da büyük kayıpları oldu. Bu nedenle Libya’ya beraber gitmeliyiz.
Gelecek ay Hammamed şehrinde Türk-Tunuslu İşadamları Forum’u düzenlenecek. Bizler böylece Türk işadamlarına Tunus’ta Libyalı muadilleri ile bir araya gelme fırsatı yaratıyoruz. Bunu yaparak Tunus platform olma rolünü teyit etmiş olacak. Bizler bencil değiliz, sahip olduğumuz avantajları Türk kardeşlerimiz ile paylaşmak istiyoruz. Hem ayrıca Libya’da tek başına mücadele etmek mümkün değil. İşbirliği yapmamız gerekiyor. Bu nedenle bu iki inisiyatifi hayata geçirmek ve karşılıklı ziyaretleri arttırmak istiyoruz. Ticaret birlikleri ve işadamları ile bir araya gelmek için Bursa ve Adana’yı ziyaret ettim. Bu ziyaretlerim sırasında görüştüğüm insanlar ilgilerini gösterdiler. Bu noktada bana göre, Türk hükümetinin destek bağlamında yeşil ışık yakmasına ihtiyaç var. Örneğin, Başbakan bir ziyaret gerçekleştirdiği zaman, kendisine pek çok işadamı eşlik ediyor. Bu siyasi bir destektir. Ve benim iki ülke ararsında ilişkilere dair vermek istediğim mesaj da budur. Bizler aynı kültüre ve geleneğe sahip ancak tarih tarafından ayrılmış iki ülkeyiz.
Bize ayırdığınız vakit için teşekkür ederiz.
*Bu röportaj ORSAM Ortadoğu Uzman Yardımcısı Nebahat Tanrıverdi O tarfından 31 Aralık 2011 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilmiştir.