Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜM BAŞKANI PROF. DR. HAYATİ AKTAŞ İLE RÖPORTAJ

Karadeniz, Orta Asya, Kafkasya Çin ve Doğu Türkistan konularında çalışmaları bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hayati Aktaş ile Ortadoğu’da yaşanan Arap Baharı sürecini, Türkiye’yi bu süreçte bekleyen risk ve fırsatları ve Arap Baharı’nın kendisinin de uzmanlık alanı olan Orta Asya’ya etkilerini konuştuk. Arap Baharı’nın Orta Asya’da etkilerinin fazla hissedilmeyeceğini savunan Sayın Aktaş Türkiye’nin Ortadoğu’da bir şeyler söylememesinin yadırganmaması gerektiğini ifade etti.
 
 
ORSAM: Sayın hocam, öncelikle kendinizi tanıtabilir misiniz?
 
Hayati AKTAŞ: Ben Prof. Dr. Hayati Aktaş. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıyım. Uzun yıllardır KTÜ’de görev yapıyorum. Daha önce Konya Selçuk Üniversitesi’nde ve Türk Tarih Kurumu’nda yaklaşık 5 sene soykırım alanında çalıştım. Bu zaman zarfında İngiltere, Amerika ve İsviçre’de Birleşmiş Milletler eski adıyla Milletler Cemiyeti’ndeki milli arşivlerde Karadeniz bölgesinde Yunanistan’ın iddia ettiği “Pontus Soykırımı” ile ilgili araştırmalar yaptım. Orta Asya ve Kafkasya konusunda çalışmakta ve bu konularda ders vermekteyim. Bir süre Çin ve Doğu Türkistan ile ilgili araştırmalar yaptım. Bu konuda birkaç kitabım bulunmakta. Çin’in Doğu Türkistan politikası ve bölgedeki gelişmeler üzerine araştırmalarım oldu. Zaten bu politikalar Çin’in Orta Asya politikalarını da etkilemektedir.
 
Arap Baharı’nın Orta Asya’daki demokratikleşme hareketlerine doğrudan ya da dolaylı etkisi oldu mu? O bölgede de bir bahar yaşanma ihtimali söz konusu mudur?
 
Bu gelişmelerin Orta Asya’ya yansımalarının olacağını sanmıyorum. Çünkü Çin hala Batı için kapalı bir kutu görünümünü muhafaza etmekte. Arap Baharı’nın diğer bölgelerdeki etkisinin bu bölgede de hakim olacağını sanmıyorum. Ancak Orta Asya’ya baktığımız zaman bazı gelişmeler olduğu görülmekte. Bu bölgede daha çok Kırgızistan yol aldı. Parlamenter sisteme geçiş için birkaç seçim süreci geçirdiler. Eksiğiyle gediğiyle de olsa en azından Kırgızistan’da bir sistem oturdu. Artık çok partili ve bu partilerin hepsinin temsil edildiği bir yapı var. Orta Asya’da bu gelişmelerin bekleneceği en son ülke belki de Kırgızistan’dı. Ama en önde giden oldular. Aynı gelişmeleri Kazakistan için de söyleyebiliriz. 15 Ocak 2012’de Kazakistan’da seçimler yapılacak. Ancak Kazakistan’da tam anlamıyla demokratikleşme sürecinden bahsetmek zor. Bence bu sürecin uzaması gerekli. Kırgızistan dışındaki Orta Asya ülkeleri; Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan lider merkezli ülkeler. Bu söyleyeceklerim belki garip karşılanabilir. Ama Kazakistan gibi çok etnikli bir yapıyı birden demokratikleşme sürecine sokmak zor. Nazarbayev’in de bu bölgede büyük etkinliği olduğu görülmekte. Şu an Kazakistan’da devam eden lidere dayalı sistemin birden değiştirmesini beklemek çok zor. Zaten 15 Ocak’taki seçime Nazarbayev’in kurdurduğu birkaç parti girecek. Dolayısıyla Arap Baharı’nın oraya yansıması pek kolay gözükmüyor.
 
Zaten Arap Baharı hakkında yapılan tartışmalar farklı boyutlar kazanıyor. Uluslararası ilişkilerde çok komplo teorisi üretilir. Özellikle Türkiye’deki senaryolarda “Bu gelişmelerin arkasında ABD mi var?” sorusu yer alıyor. Başka açıdan bakılınca bu sürecin kaçınılmaz olduğu, liderlere dayalı baskıcı rejimlerin halk tarafından yıkılmak istendiği görülüyor. Tabi “Madem Arap Baharı’ndan bahsediliyor. Bu bahar neden Suudi Arabistan gibi ülkelere uğramıyor?” savı da var. Bu açıdan bakıldığında da ilk iddiada bir gerçeklik payı olduğu görülüyor. Mesela Dubai’de halk neden isyan etmiyor? Çünkü kişi başına düşen gelir fazla. Suriye’nin Esad’a direnmesine İran’ın destek vermesi söz konusu. İran, güvenlik açısından bakarsak ülkesinin savunmasını Suriye’den başlatıyor. Dolayısıyla Suriye’de rejim yıkılırsa İran güvenlik açısından tehlikeye düşecektir. Bu nedenle Suriye’deki gelişmelere müsaade edeceğini sanmıyorum.
 
Arap Baharı sürecinin Türkiye dış politikası açısından ne gibi değişiklikleri veya meydan okumaları gündeme getirdiğini düşünüyorsunuz?
 
Televizyon haberlerinde “şok! şok!” diye ifadeler kullanılır. Bunu şu anda dış politikada da yaşıyoruz. Türkiye’nin böyle olayların tam ortasında olması alışılagelmiş bir durum değil. İyi mi kötü mü değerlendirmesi yapılacaksa bu nereden baktığınıza göre değişir. Geçmiş tarihlere bakacak olursanız, Türk dış politikasının Osmanlı döneminden beri denge politikası takip ettiğini görürsünüz. Türkiye genelde olaylara pek karışmayan ve uluslararası arenada denge politikası izleyen bir ülke idi. Son yıllarda bu durumun değişmesiyle birlikte söylemler “Eksen kayması mı?” ve “Eksen yerine mi oturdu?” soruları gündeme gelmeye başladı. Ortadoğu’ya baktığımız zaman Türkiye’ye karşı bir sempatinin olduğu açıktır. Fakat yönetimlerde olup sıkıntıya düşenlerin yaptıkları açıklamalara bakacak olursak “Öyle olsaydı biz Osmanlı yönetiminde kalırdık.” ifadeleri var. Türkiye’nin iç dinamiklerine bakacak olursak Ortadoğu’daki, gelişmelerin direk Türkiye’de halk üzerinde etkisi olabileceğini söylemek mantıklı olmaz. Ancak Türkiye tüm dış politika uygulamalarını kendi ölçüp biçip bilinçli olarak mı yapıyor yoksa Batı veya ABD’nin söylemlerini mi izliyor. Bu büyük bir soru işareti. Buna cevap verirken insan hakları, demokratikleşme, küreselleşme veya toplumların gelişmesi açısından bakacak olursak yaşananlar kaçınılmaz. O halkların bir şekilde patlayacağı daha özgür daha demokratik bir yaşam tarzı arzusu önlenemez. Bunların yaşanması kaçınılmaz. Ancak bu olaylar halktan geliyor gibi gösteriliyor ama gerçekte öyle mi? Günümüzde kitle iletişim araçları büyük önem kazandı. Ben bunu Kazakistan’da seçim gözlemciliği yaptığım esnada fark ettim. Sosyal paylaşım siteleri seçmenler ve adaylar açısından çok etkili oldu. Arap Baharı’nda da bu tür şeylerin yaşandığı söyleniyor. Bir yandan da memnuniyet verici olaylar. Geçmişte bizim bölgemizde dahi olsa dış politika alanında Türkiye çok öne çıkmazdı.Tabi şu anda da fazla mı müdahil olduk acaba sorusu sorulabilir. Acaba Türkiye’nin böyle bir gücü var mı? Ben bu olayların Türkiye’ye zarar verici yansımaları olacağını zannetmiyorum. Tarihe bakacak olursak Türkiye’nin bu topraklarda bir şey söylememesinin yadırganmaması lazım. Bu topraklar yıllarca Osmanlı’nın hükmettiği topraklar. Dolayısıyla Türkiye’nin bundan sonra da söz sahibi olması lazım. Ancak süreç çok iyi takip edilmeli. Arap Baharı tersine dönebilir. Esad güçlü durup yıkılmayabilir. Libya’da Kaddafi sonrası yaşanan gelişmelere bakılması gerekli. Acaba insanlar gerçekten mutlu mu? Irak’ta da aynıları yaşandı. Saddam devrilirken Irak halkı neşeyle Saddam’ın heykeli üstünde tepiniyordu. Bir süre sonra bu sevinç gösterileri yerini kaosa bıraktı. Hala da durumda düzelme olduğu söylenemez. ABD çekilse bile bir düzelme beklemek yanlış olur. Çünkü bölge bu tür yönetim tarzlarına uygun kültürel alt yapıya sahip değil. Mezhepsel kimlikler ulusal bilinçten daha önde. Ve bunları aşmak çok zor. Batıdaki algılama “Ne güzel, insanların uyandığı bir bahar yaşlanıyor.” şeklinde. Ama bunun irdelenmesi lazım. Kırgızistan’da da benzer şeyleri gözlemlemek mümkün. Nisan olaylarına bakacak olursak o ülkenin tüm halkı böyle bir kültüre ve alt yapıya sahip olmadığı için sıkıntılar yaşanıyor. Mesela Kırgızistan’da Güney ve Kuzey’in durumları farklı. Hele ki Ortadoğu coğrafyası, hem Orta Asya’nın hem de Türkiye’nin kat be kat ötesinde bir yapıya sahip. “Arap Baharı geldi, bu ülkelere demokrasi gelecek” demek çok zor.
 
Türkiye’nin dış politika yönü tam oturmuş durumda değil. Türkiye Müslüman bir ülke olarak Ortadoğu coğrafyasında kalıp onlarla birlikte hareket ederse Avrupa Birliği ve ABD’yi karşısına alır. Orta Asya’daki Tür Cumhuriyetleriyle Türk coğrafyasını temel alayım dese yine Batı ve ABD arasında kalıyor. Tüm bunları geçip Batı içerisinde yer almaya çalışsa AB’de gelinen süreç ortada. ABD’nin tutumu ayrı bir konu. Ortadoğu zaten her zaman etkileşim içinde olduğumuz ve olmamız gereken bir bölge. Bu dengeleri çok iyi kurmak lazım. İran’ın diğer Arap ülkelerine benzemeyen daha sağlam, daha gelenekçi bir yapısı var. Dolayısıyla İran’la da karşı karşıya kalmak var. İran haklı olarak Suriye’yi tampon olarak kullanmak istiyor. Türkiye ipin ucunu kaçırırsa güvenlik sorunu da yaşayabilir.
 
Sayın Aktaş değerli bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

* Bu röportaj Ocak 2012'de Ankara'da, ORSAM Ortadoğu Uzmanı Oytun Orhan tarafından gerçekleştirilmiştir.  

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar