Gholam Ali Haddad-Adel İranlı düşünür, siyasetçi ve İran Meclisi eski Başkanıdır. 1979 İran Devriminden bu yana bu göreve gelen tek din adamı olmayan kişidir. Devrimden sonra İslami Rehberlik ve Kültür Bakan Yardımcılığı, Eğitim Bakan Yardımcılığı, Fars Dili ve Kültürü Akademisi başkanlığı görevlerinde bulunan Haddad-Adel halihazırda Fars Dili ve Kültürü Akademisi, Kültür Devrimi Yüksek Konseyi, Düzenin Yararını Teşhis Heyeti üyeliklerinde bulunmakta olup İran İslam Ansiklopedisi Kurumu Başkanlığı görevini yürütmektedir. “İran İslamı söylemi” ve milliyetçilik kavramını yorumlayan Gholam Ali Haddad-Adel, “Biz, İslam dünyasının büyük ailesinin bir üyesi olarak İslami milliyetçilik yerine İran İslamı’ndan bahsediyoruz” dedi.
ORSAM: İran milli kimliğininin temellerini ve unsurlarını nasıl tanımlarsınız?
Haddad-Adel: Biz İran milli kimliğini İran kültürü ile tanımlıyoruz. Yani İranlılar’ın milli kimliğini tanımak için İran kültürünü esas alıyoruz. Bu kültürün çeşitli bileşenleri var. Bu bileşenlerin hepsi İran milli kimliğinin oluşmasında pay sahibidirler. İran halkının en kültürünün en önemli ve unsurlarından ve bileşenlerinden biri dindarlıktır, Müslümanlıktır. İran halkı Müslümandır. Bu sebeple biz İslam’ı İran milli kültürünün en temel direği biliyoruz. Biz ‘milli’yi Batılı anlamda anlamıyoruz. Yani ‘milli’ olarak tercüme ettiğimiz ‘national’ kelimesi, Batı’nın milliyetçilik okulundan alınmış değildir. Biz İslam gibi Arabistan’dan başlayan ve bizim sınırlarımıza, bizim ülkemize girmiş olan bir unsuru Batılılar gibi milliyet ile çelişkili düşünmümüyoruz. Biz diyoruz ki bir millet bir şeyi kabul ettiği zaman o şey o millet için ‘milli’ olur. Bizim milletimiz 1400 yıl önce İslam’ı kabul etti. Bu nedenle İran milli kimliğinin bir parçası oldu.
İslam’dan başka bileşenler de bizim milli kimliğimizde etkilidirler. Bunlardan biri Fars dilidir. Bizim ortak dilimiz Farsça’dır. Elbette ki Arapça da biliyoruz. Ancak Fars dilli olmakla Müslüman olmak arasında hiçbir tezat görmüyoruz. 1200 yıllık geçmişe sahip Fars edebiyatı bizim kültürümüzün önemli bir parçasıdır. Ortak tarih biz İranlılar’ın milli kimliğinin direklerinden bir diğeridir. Bu ortak tarih Biz İran halkına ortak toplumsal hafıza vermektedir. Bu ortak toplumsal hafıza bizim kimliğimizin oluşumunda etkilidir. Tek bir ülkeye bağlı olmak ve bu ülkeye gönül vermiş olmak bizim kimliğimizin bir parçasıdır. Gelenekler bizim kimliğimizin bir parçasıdır ki biz onlara göre hareket ederiz ve onlarla yaşarız. Biz kimliğimizi bu söylediklerimle tarif ediyoruz.
ORSAM: Milliyetçiliğin bugünkü İran siyasetinde karar almada bir araç olarak etkili olduğunu düşünüyor musunuz?
Haddad-Adel: Milliyetçilik eğer anavatan ile ilgili anlamda ise kötü bir şey değildir. Ancak eğer yalancı bir gurur ve diğerlerine düşmanlık hisleri ise kötüdür. Milliyetçilik eğer bizim kendimizi diğerlerinden üstün görmemize sebep oluyorsa kötüdür. Ancak milliyetçilik eğer ülkemizin bağımsızlığını korumak, ülkemizin gelişmesi, ilerlemesi için ve halkımızın refahı için daha çok çaba göstermemize yarıyorsa çok iyi bir şeydir.
ORSAM: İran yönetimi İran’ın milli çıkarını nasıl tarif etmektedir?
Haddad-Adel: Ülkemizin istiklalini ve bağımsızlığı ile İslam yönetimini korumaya yarayan her şey bizim milli çıkarımızdır. Bizim istiklalimize, bağımsızlığımıza ve İslam hükümetimizle karşı olan her şey bizim zararımızadır. Diğerleriyle ilişkilerimizde bu kural vazgeçilmezdir.
ORSAM: Sizce ulus-devlet olmakla İslami olmak arasında bir ayrılık ve çatışma mevcut mudur?
Haddad-Adel: Garbzedeler (Batılılaşma hastalığından muzdarip olanlar) ve garbzede entelektüeller böyle düşünmekteler. Onlar biz milli olduğumuz için İslami olmamamız gerektiğini düşünüyorlar. Ancak İran’da milli olmanın gerçek ve derin anlamı İslami olmayı gerektirir. İran’da İslam’ı yok sayan hiçbir hükümet milli değildir. Her ne kadar propaganda ile kendilerini milliyetçi göstermek isteseler de milli değildirler. Irak ile savaşımızda bizim halkımızın İslam esasında ülkesini savunduğunu görürsünüz. Bu savaşa Kuran, Allah ve İslam saikiyle katıldılar. Bu savunma bizim için kutsal bir savunmaydı. Ortaya Zorunlu Savaş (ç.n: İran-Irak savaşının İran’daki adı) çıktı. İçeriden başlayan şey kutsal savunma idi. Ancak bu İslami kutsal savunmada bizim milli çıkarımız en iyi şekilde korundu. 2 yüzyıllık geçmişte biz pek çok savaş verdik. Sekiz yıl sürmesine rağmen tek bir parça toprağımızın ülkemizden ayrılmadığı yegâne savaş Irak ile olan savaşımızdır ki esası İslamiyet’tir. Yani biz kendi milliyetimizi ve milli çıkarımızı her zamankinden daha üstün şekilde koruduk. Bu eylemsel ve gerçek cevaptır.
ORSAM: Sizce 1979 Devriminden önce ve sonra İran milli kimliği kavramında farklılık oluşmuş mudur?
Haddad-Adel: Evet. Neticede biz bu 33 yılda İslam düşüncesini ülkemizde anlatmaya, açıklamaya, uygulamaya ve yaymaya çalıştık. Sanatımız değişti, sinemamız değişti, radyo-televizyonumuz değişti ve bugünkü Müslüman neslimiz devrimimizden önceki nesilden çok farklılaştı. Her ne kadar henüz önümüzde uzun bir yol olsa da şimdiye kadar katettiğimiz mesafe az değildir.
ORSAM: Öyleyse İslam Devrimi’nin henüz tamamlanmadığını söyleyebilir miyiz?
Haddad-Adel: Evet, hala yolun başındayız. Biz bu yola inşallah öyle devam edeceğiz ki İslam medeniyetine ulaşacağız. Yani diğer medeniyetlerin karşısında İslami medeniyete sahip olacağız. Diğerlerinin bizim için medeniyet belirlemeleri, anlatmaları ve dayatmaları yerine biz kendi medeniyetimizi kendimiz yaratmalıyız. Bu geleceğin peşinde hareket ediyoruz.
ORSAM: İslam’ın kendisinin büyük bir medeniyete sahip olduğunu düşünürsek sizin bu medeniyetin gelişmesi konusunda ne düşünceleriniz nelerdir?
Haddad-Adel: Bizim programımız var. İlk adım İslam Devrimi’ydi. İkinci adım İslam hükümetiydi ki devrimimizin sonucudur. Üçüncü adım İslam kültürüdür. Dördüncü adım İslam toplumudur. Beşinci adım İslam medeniyetidir. İnşallah aşama aşama ilerleyeceğiz. Belki onyıllarca sürecek. Ancak önemli olan ne istediğimizi bilmemizdir.
ORSAM: Bu yolsa İran kendisini yalnız mı görmektedir yoksa diğer Müslüman ülkelerle birlikte mi İslam medeniyetine ulaşmak istemektedir?
Haddad-Adel: Biz kendimizi İslam ümmetinden ayrı görmüyoruz. Biz kendimizi büyük İslam ümmetinin bir parçası biliyoruz ve inanıyoruz ki bu yolu hepimiz birbirimize yardım ederek izlemeliyiz. Diğer Müslümanlardan sahip olduklarını öğrenmeye ve bizim sahip olduklarımızı da diğerlerinin hizmetine sunmaya çalışmalıyız. Biz İslam birliğine önem veriyoruz.
ORSAM: İran İslamı söylemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Size göre İran İslamı var mıdır?
Haddad-Adel: İslam yağmur gibidir. Yağmur toprağa düşmediğinde bütün dünyada aynıdır. Ancak toprağa düştüğünde bir yerde bir tür meyve yetiştirir, başka bir yerde başka tür meyve. Her ülke kendi özelliğine, tarihine bağlı olarak diğer ülkelerden farklıdır. Eğer İran İslamı’ndan kasıt bu farklılıklarsa biz Türk İslamı’na da sahibiz, Malezya İslamı’na da, Arap İslamı’na da. Ancak kastedilen eğer semavi hakikat ise o yağmur gibidir; İranlı, Türk, Arap değildir. İslam’ın bu hakikati İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an’da mevcuttur. Bu bakımdan biz diğer Müslümanlar’dan farklı değiliz. Ancak elbette biz bir şekilde cami inşa ediyoruz, Türkler başka şekilde. Bizim mimarlığımız bir şekilde, Türkler’inki başka bir şekilde. Bu çeşit farklılıklar doğaldır.
ORSAM: Size göre İslami milliyetçilik olabilir mi?
Haddad-Adel: Biz bu tabiri kullanmıyoruz. Çünkü milliyetçilik, Batı’nın maddi kavramlarıyla o kadar yüklü ve ağır oldu ki biz onu İslam’ın yanına koymamayı tercih ediyoruz. Biz büyük İslam ümmeti ailesinin parçası olan bir milletiz. Biz, İslam dünyasının büyük ailesinin bir üyesi olarak İslami milliyetçilik yerine İran İslamı’ndan bahsediyoruz.
ORSAM: Son olarak, İran ve Türkiye ilişkileri hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?
Haddad-Adel: Biz geniş ve çok yönlü bir ilişki yürütmekten yanayız. Kültürel, siyasi, iktisadi ilişkiler istiyoruz. Ne mutludur ki bizim ilişkilerimiz iyidir. Ve bizim için bazı soru işaretlerinin doğduğu bu geçtiğimiz birkaç ay öncesine kadar Türkiye ile ilişkilerimize tamamen iyimserlikle bakıyoruz. Son aylarda İran halkı için bazı meseleler ve sorular ortaya çıktı ki cevaplarını bilmiyorlar. Bunlardan biri Türkiye’de Batı’nın füze savunma sisteminin kurulacak olmasıdır ki bir Türkiye’nin neden böyle bir karar aldığını bilmiyoruz. Bir diğeri de Türkiye’nin Suriye’ye uyguladığı baskıdır ki Amerika ve İsrail’in Suriye’ye baskısıyla aynı yöndedir. Bu da bizim halkımız için bir sorudur. Umut ederim ki Türkiye hükümeti kamu oyuna ikna edici bir cevap verir ve biz de ümidimizi ve iyimserliğimizi sürdürmeye devam ederiz. Ancak biz Türkiye halkını seviyoruz. Biz şimdiye kadar bin dostluk kapısından sadece birini açtık. Geri kalan 999 kapıyı da açmalıyız. Türkiye ve İran arasında yapılacak çok iş var ki bu iki ülkenin genç neslinin himmetine bu dostluk kapılarını açmalıyız. Ve İran ile Türkite birbiriyle en iyi ilişkiye sahip olmalılar.
ORSAM: Çok teşekkür ederiz. Bizi mutlu ettiniz.
Haddad-Adel: Rica ederim. Ben çok mutlu oldum. Yurttaşlarınıza selamımı iletin.
* Bu söyleşi ORSAM Ortadoğu Danışmanı Pınar Arıkan tarafından 28 Aralık 2011’de Tahran’da gerçekleştirilmiştir.