Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

ITC TÜRKİYE TEMSİLCİSİ HİCRAN KAZANCI: “TÜRKİYE ORTADOĞU BÖLGESİ ÜLKELERİ İÇİN KUTUP YILDIZI ÖZELLİĞİ TAŞIYOR”

ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi ve Ortadoğu yaşanan devrim hareketleri Irak üzerinde doğrudan etkiler oluşturdu. ABD’nin çekilmesi ile siyasal krize giren Irak iç siyaseti özellikle Suriye’de yaşanan gelişmeler ile daha sıkıntılı bir sürece girdi. Ülkede oluşan yeni dengeler Irak siyasetinde Türkmenlerin konumunu da etkiledi. Irak Meclisi’nde 6 milletvekili ile temsil edilen ve Irak hükümeti içinde de yer alan Irak Türkmen Cephesi’nin Türkiye Temsilcisi Dr. Hicran Kazancı ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide yeni dönemde Irak iç siyasetinin nasıl şekilleneceğini, Türkmenlerin nasıl politikalar izleyeceğini ve bölgenin güncel konusu Arap Baharı’nı konuştuk.
 
ORSAM: Yeni dönemde Türkmenlerin iç ve dış politikasını değerlendirir misiniz?
 
Hicran Kazancı: Irak 2003 yılından bu yana zor ve sancılı bir süreçten geçmekte. Saddam idaresinin bıraktığı kötü mirasın etkileri sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik alanda hala son derece güçlü bir şekilde hissediliyor. Sahip olduğu tüm doğal zenginliklere ve insan kaynağına rağmen yıllarca savaşların ve isyanların etkisiyle hak ettiği ilerlemeyi yakalayamayan Irak büyük bir değişim süreci geçiriyor. Bu değişim süreci ülkenin idari yapısından siyasal partilerin ilişkilerine, ekonomide devletin rolünden toplumsal yapıda etnik ve mezhepsel gruplar arasındaki ilişkilere kadar her alanda önemli etkilerde bulundu.
 
Bu geçiş ve değişim sürecinden Türkmenler de nasibini alıyor. Son yıllarda Türkmenler Irak siyasi hayatına pek çok parti ve akımda önemli görevler üstlenerek katkıda bulundu. Artık Irak bürokrasisinde ve önde gelen pek çok partinin üst düzey kadrolarında Türkmenlere rastlayabilmek mümkündür. Bu durum elbette Türkmenlerin sosyal hayatının zenginliğinin ve siyasetteki aktifliğinin bir sonucudur. Ancak, şu nokta açık yüreklilikle kabul edilmelidir ki; geçmişteki tüm hatalarına rağmen bugüne kadar Türkmenlerin Irak’ta kurmuş olduğu en güçlü, örgütlü, yaygın, aktif siyasi parti Irak Türkmen Cephesi(ITC)’dir. Bugün Irak’ta Türkmenlerin yaşadığı hangi yerleşime gitseniz ITC ile karşılaşmanız mümkündür. Elindeki imkânlar çerçevesinde Türkmeneli’nin büyük bir kısmında ITC hizmet vermeye çalışmaktadır. Bu doğrultuda Irak’ın işgalinden sonra ülkenin yaşadığı değişime bağlı olarak bir kabuk değiştirme evresine giren ITC son dönemde ciddi bir yükseliş sürecindedir. 07 Mart 2010 yılında yapılan Irak Genel Seçimi’nde parlamentoya 6 milletvekili göndermeye hak kazanan ITC, son dönemde parti içinde de bir değişim süreci başlatmış ve sonucunda bugün, genç bir liderliğin ve tecrübeli siyasetçilerin bir araya gelmesiyle oluşan dinamik kadrosuyla çok daha kapsayıcı hale gelmiştir. Yeni dönemde, farklılıkların ahenkle bir arada tutulması gerektiği, Türkmenlerin tek bir ses olabildiği ve birlikte ortak bir hedefe yürümesinin doğru olduğu bir dönemdir. Irak’ın yeniden inşasının olanca hızıyla sürdüğü bir dönemde Türkmenlerin somut olarak ne istediğini bildiği, stratejik hedeflerini açıkça ortaya koyduğu ve bu doğrultuda cesur adımlar attığı bir siyaset izlemesi gerekmektedir. İşte bu strateji ihtiyacının gerekliliği, bizleri somut adımlar için önerilerde bulunmaya itmektedir.
 
ORSAM: Bugünkü Irak’ın siyasi denklemindeki Türkmenlerin yeri nerede?
 
Kazancı: Türkmenlerin Irak’ta üçüncü unsur olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Onun için Irak’ın karar mekanizmasında Arap ve Kürtlerden sonra bizim yer almamız gerekir.  Irak’ın jeopolitik, sosyopolitik ve tarihsel gerçeklerinden de yola çıkarsak öyle olması gerekir. ITC’nin yeni yönetimi olarak Irak’taki Türkmenlerin siyasi ve ekonomi beklenti çıtasını bu gerçeğe göre yükselttik. Bir de buna evrensel insan hakları ve eşit vatandaşlık temelinde anayasal olarak hak ve hürriyet olguları göz önünde bulundurduğumuzda Türkmenlerin Irak’taki aktif siyasette yer almaları gerekir. Dolayısıyla, yükseltilen isteklerimiz biraz altında gerçekleştirildiği takdirde kamuoyunda pek ses getirmiyor.  Aynı zamanda, maalesef bugünkü Irak’ta etnik ve mezhep kimlikleri üzerinden siyaset yapıldığı için, Irak’ın anayasasında yer alan bazı maddelerin bile uygulanması konusunda zorluklar yaşanmaktadır.
 
Burada bir gerçeğin herkes tarafından bilmesi gerekir, o da Türkmenler artık Irak’ın siyasi mekanizmasında ve karar alıcı unsurlarının arasında yer almaya başlamış olmasıdır. Başka bir ifadeyle, Türkmenler Irak’ta önemli bir esas faktör ve oyun kurucusu konumuna gelmiştir. Bunların en önemli nedenlerinden biri Türkiye’nin bölgede sürekli büyüyen ve değer kazanan bir güç olmasıdır. Böyle bir gücün manevi desteğinin sürekli arkamızda olması biz Türkmenleri Irak’ta önemli faktör ve oyun kurucu unsuru haline getirdi. Başka bir önemli neden ise Türkmenlerin Irak’ın toprak bütünlüğünü temsil eden bir yapıya sahip olmasıyla birlikte, hem Sünni hem de Şii kimliğine dayalı bir politika izlememesi nedeniyle etnik-mezhep temelli siyasi gerginliğe dönüşmemesi de bizim için bir avantajdır. Bu bağlamda, çalışmalarımızı gerek Bağdat merkezli hükümette temsil oranımızı artırmak ve Erbil merkezli hükümette de temsil sayımızı artırmak üzerine yoğunlaştırmamız lazım. Buna paralel olarak da Telafer’e özel önem göstermemiz gerekmektedir. Çünkü Telafer Türkmenlerin birliği ve bütünlüğü bağlamında önem arz eder. Bunları uygularken bir paket halinde, yani aynı zamanda yapılmasıdır. Birini yapıp ve birinin üzerinde yoğunlaşıp diğerlerini ötelemek faydadan çok zarar getirir.
 
ORSAM: Türkiye’nin yükselen gücünden ve Türkiye’nin Türkmenlerin arkasında durduğundan bahsettiniz. Bu konuyu bizim için biraz daha açar mısınız? Türkiye’nin Türkmenlere olan desteği ne düzeyde?
 
Kazancı: Evet, Türkiye’nin manevi gücü her zaman arkamızdadır. Saddam sonrası Irak’ta yapılan her olumlu ve hayırlı olarak nitelendirilebilecek iş Türkiye sayesinde yapıldı. Kerkük’te referandumun ertelenmesi, Yerel Seçimler Yasasında Kerkük’te eşit idari paylaşımı öngören 23. Maddenin çıkarılması, Milletvekillerimizin temsil oranın artması, kabinede yer almamız gibi Irak Parlamentosunda Türkmenlerin lehine çıkan tüm karlar Türkiye’nin manevi desteği ile sağlandı. Yani Türkiye’nin yükselen gücü her zaman biz Türkmenlere feyiz verdi ve kendimizi güvende hissettirdi.
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ziyaretimizde bize şunları söyledi: “ Irak Türkmenleri bizim Irak’taki diğer katmanlarla ilişkimizde bir köprüdür. Oradaki herkes bizim kardeşimizdir ama Türkmenler soydaşımızdır, gönül bağımız var.” Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın bu açıklaması yukarıda ifade ettiklerimi kanıtlayacak niteliktedir.
 
ORSAM: Irak’ta yaşanan son krizin çözümü için bir ulusal konferans yapılması planlanmaktadır. Sizce bu krizi çözüme kavuşturur mu?
 
Kazancı: Biliyorsunuz bu siyasi krizin en önemli nedenlerinden de biri 2010 Aralık ayında Erbil Konferansında yapılan anlaşmaların hiçbirinin yerine getirilmemesidir. En önemlisi hükümet kurulduktan sonra Yüksek Strateji Konseyi kurulacak ve bunun başına Irakiye listesinin lideri İyad Allavi gelecekti. Bu olmadığı için İyad Allavi Irak siyasi denkleminde uzaklaştırılmış duygusuna kapıldığı için mücadelesini sürdürdü. Irak’ta muhalefet diye bir olgu yoktur. Muhalefet olgusunun olmamasının nedeni ise; her siyasi gruba ait bir silahlı grupların olması ve bir siyasi kriz derinleştiği an bu silahlı grupların devreye giriyor olmasıdır. ITC ilk günden beri bu silahlı grupların lağvedilmesi talebinde bulundu. Önceki Erbil Konferansında alınan kararlara uyulmaması krizin patlamasına neden oldu. Bu krizi de başka bir ulusal konferans ile çözmeye çalışmak zaman harcamaktan öteye geçmez.
 
Irak’ta ABD’nin çekilmesinin ardından giderek derinleşen bir siyasi kriz var. Bunun nedeni de Irak’taki tüm siyasi gruplar arasında güven eksikliğinin bulunmasıdır. Bir de Bağdat’taki siyasi mücadelenin etnik temel üzerinden yapılması nedeniyle de ortaya çıkan siyasi krizler çok kolay çözüme kavuşmuyor. Böyle bir ortamda bu konferansın yapılması Ankara için de önemli. Çünkü Türkiye’nin Irak’taki ve bölgedeki bugünkü yerine bakıldığı zaman giderek güç kazanıyor. Türkiye'nin Ortadoğu'daki yerinden rahatsız olanlar var. Türkiye artık bölgeye ilişkin bir düşünce karmaşası yaşamıyor. Belirgin bir stratejisi var. Türkiye’nin,  hiçbir zaman Irak'ta fitne merkezli, yıkıcı, ayrıştırıcı ve bölücü bir rolü ve siyasi tutumu olmadı. Tam tersine yapıcı bir şekilde tüm etnik grupları desteklemektedir. Bunu son seçimlerde tüm tarafların ulusal bir hükümet oluşması için yaptığı gayretlerde görebiliriz.
 
Türkiye bu konferansı çok yakından takip ediyor ve başarılı olması içinde elinden geleni yapmaktadır. Ayrıca Türkmenler de bunun içinde yer aldı. Bundan sonra Irak’taki tüm sorunların çözümünde Türkmenler dışlanmayacak. Yani bu durum Türkmenler çözümün dışında tutulduğu zaman sorunların giderilemeyeceğinin göstergesi oldu. Umarım bu Irak’taki tüm siyasi grupların iyi niyetli bir şekilde güvensizliği giderecek ortamın sağlanmasına neden olur ve böylece Irak bir siyasi istikrara kavuşur.
 
ORSAM: Irak’ın istikrara kavuşması için neler yapılabilir?
 
Kazancı: Irak’taki istikrarsızlığın kaynaklarını kurutmakla istikrar sağlanacaktır. Bu kaynaklar; etnik ve mezhepsel kamplaşmaları gidermek ve bununla birlikte bölgesel müdahaleleri dengelemek gerekiyor. Özellikle Irak'taki bağlantılarını kullanan bazı bölge devletleri büyük sorun yaratmaktadır. Bu nedenle bölge devletleri arasında bir denge mekanizmasının kurulması önemlidir. Bu noktada Türkiye'nin daha önce başlattığı "Irak'a komşu ülkeler inisiyatifinin" tekrar gündeme getirilmesi söz konusu olabilir. Öte yandan Balkan İstikrar Paktı gibi "Irak ya da Ortadoğu İstikrar Paktı"nın kurulması da gündeme gelebilir. Ayrıca İslam Konferansı Örgütü, Arap Birliği, Körfez Ülkeleri Teşkilatı gibi bölgesel örgütlenmeler ve mekanizmaların devreye sokulması da faydalı görülebilir. Ancak bu noktada en önemli konu ideolojik unsurların kullanılmamasıdır. Dengenin bozulması Irak'ı daha da istikrarsızlaştırabilir. Irak’ın istikrarsızlığının belki de en büyük nedeni güvenlik sorunun çözülmemesidir. ABD askerlerinin çekilmesinden sonra Irak’ın güvenliğini arttıracağı düşünülürken daha da kötüye gidiyor gibi gözüküyor. Bu durumun en büyük etkenlerinden biri her etnik mezhebin ve siyasi grubun silahlı bir gücü olmasıdır. Bu güçlerin faaliyetlerinin engellenmesindeki en önemli unsurlardan biri dengeli ve güçlü merkezi hükümetin oluşturulabilmesidir. Ancak kurumsal yozlaşmanın da önüne geçilmelidir. Bazı devlet güvenlik birimlerindeki etnik dengenin yeniden kurulması gerekir. Bu konuda NATO ya da AGİT gibi askeri ve güvenlikle ilgili uluslararası kuruşların katkısı beklenebilir.
 
Bir diğer önemli nokta da petrolden elde edilen gelirin adil bir şekilde paylaşmasını sağlamaktır. Irak’taki siyasi grup ve oluşumların birbirine karşı şüphe ile yaklaşması bunun sağlanmasını gerçekleştirmeyecektir. Dolayısıyla, Irak'taki petrol paylaşımının uluslararası bağımsız bir rejim tarafından takibi bu aşamada önemli olabilir. Bunun anlamı yeniden Irak'ın uluslararası bir denetmenin mandası altına girmesi değildir. Sadece nasıl Uluslararası Para Fonu (IMF) bünyesindeki ülkeler için bir düzenleme yapıyorsa, bu mekanizma da Irak için aynı düzenlemeyi yapıp, program oluşturması söz konusu olabilir. Bunun için örnek devlet modellemeleri araştırılarak, bu devletlerin uyguladığı politikalar konusunda bu devletlerin tecrübelerinden yararlanmak amacıyla işbirliği yapılması fayda sağlayabilir. Öte yandan Irak’taki üretim yetersizliği de had safhadadır. Hemen hemen her şey ithal edilmektedir. Bu nedenle uluslar arası yatırımcılar ülkeye çekilmelidir. Bunun için Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı gibi ya da bölgesel bir ortak gümrük birliği ya da bir serbest ticaret bölgesinin kurulması Irak’ın ekonomik istikrarına katkı yapabilir.
 
ORSAM: İsterseniz alanımızı biraz daha genişletip Irak dışına çıkalım. Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Kazancı: Ortadoğu, birçok insan için, özellikle de Batılıların zihninde bir sorun yumağı olan ve terörü barındıran bölge olarak algılanıyor. Ancak, bu coğrafyanın özelliklerine bakıldığında şu an oluşan imajdan tamamen farklı bir tablo var.  Tüm medeniyetlerin doğduğu ve tüm tek tanrılı dinlerin indiği yer Ortadoğu’dur. Dünyanın petrol rezervlerinin üçte birini de topraklarında bulunduran Ortadoğu, petrol ve doğalgaz rezervlerinin coğrafyasından dış dünyaya olan ihracatında önemli bir koridor oluşturuyor.
 
Bugünkü Ortadoğu’da kronikleşen sorunlar yumağının temeli geçmişte yaşananlara dayanır. Başka bir ifadeyle anlatacak olursak, genel olarak uluslararası platformda ve özel olarak da Ortadoğu’daki siyasi sistem İkinci Dünya Savaşı’nda galip gelenler tarafından kurulmuştur. Eğer Hitler’in Almanya’sı savaşın galibi olmuş olsaydı bugün çok farklı bir siyasi düzenden bahsederdik. Birleşik Krallık, Fransa gibi ülkeler tarafından inşa edilen daha sonrasında ABD tarafından dizayn edilen bu siyasi sistemde iktidarlar azınlık temeline dayanır. Birkaç örnek verecek olursak, Irak halkının çoğu Şiilerden oluşmasına rağmen Saddam döneminde iktidar Sünnilerin elinde olmuştur. Yine Suriye’de çoğunluk Sünni olmasına rağmen iktidar Şiilerin elindedir. Aynı şekilde Libya'nın öldürülen lideri Muammer Kaddafi’nin aşireti ülkedeki diğer aşiretlerden küçük olmasına rağmen yönetimin hakim unsuruydu. Bu durum bölgedeki birçok ülke içinde geçerlidir.
 
Ortadoğu bugünlerde paranın da merkezi olarak görülmeye başlandı. İrlanda, Portekiz, Yunanistan gibi Avro Bölgesi ülkelerinde yaşanan ekonomik kriz ve bir zamanlar “üzerinde güneş batmayan olarak tanımlanan” Birleşik Krallıklardaki bankaların batma eşiğine gelmesi Avrupa ile ABD’de mali krize yol açtı. Bu durumda paranın merkezinin Avrupa’dan Ortadoğu’ya kaymasına yol açtı. Son dönemde yükselen güç olarak ortaya çıkan Çin,  devasa ekonomisini sürdürebilmek için Ortadoğu petrollerinin hemen hemen %65ine ihtiyaç duymaktadır. Bu ülkelerde yabancıların yatırım yapmasına izin vermeyen diktatörler var. Burada çok iyi bilinen bir siyasi denklem vardır. Buna göre, halkı baskı altında tutan diktatörler değişmelidir. Ülkeye hürriyet getirildiği takdirde halk diktatörü istemeyecek ve önce lider, daha sonrasında rejim değişecek. Yeni rejimin göreve başlamasıyla da ülkede yabancı yatırımlarını önü açılacak ve gerekli izinler verilecek. Ve o ülkelerde kartlar yeniden karılacak, yeniden dağıtılacak. İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkanlar şimdi daha büyük pay almak için çırpınıyor. Türkiye gibi Libya’da 20 milyarlık bir yatırımı olsaydı Fransa Devlet Başkanı Sarkozy saldırır mıydı?
 
ORSAM: Arap Baharı çerçevesinde Ortadoğu’yu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Kazancı: Küreselleşen dünyamızda katı ulus devlet mantığı ile ülkeyi yönettiğiniz zaman gerçeklerle mücadele etmek zorunda kalırsınız ve sonucunda hüsrana uğrarsınız. Arap ülkelerinde gördüğümüz gibi. Şimdi bakıyorsun Saddam dönemindeki Irak’ta uygulanmaya çalışan mantığın aynısı Arap Baharının estiği ülke yönetimleri tarafından uygulanıyor. Halkçı diyorlar, sözde halkın desteğini arkasına almış olduklarını söylüyorlar ama halkın içerisindeki kendi dilinden farklı, kendi mezhebinden farklı kesimlere anayasal çerçevede hak ve hürriyet tanımıyor. İktidarı elinde tutan guruplar eşitlik temelinden çıkıp mezhepsel politikalar yürütmeye başladılar. Arap Baharı’nın estirdiği rüzgâr bütün bölgeye demokrasi, insan haklarını getireceğini söylüyordu. Fakat gelinen noktaya bakıldığı zaman Şii ve Sünni çatışmasına sürükleniyor. Ortadoğu bölgesine yayılmak istenen bu durum Irak üzerinden yapılıyor. Mekanizma Irak’ta Sünni-Şii kavgasına dönüştü. Lübnan’da da aynısını görüyoruz. Sorunlar kökten reddedildiği zaman bu sorun derinleşiyor.
 
ORSAM: Hem Türkiye hem de Irak’ın sınır komşusu olan Suriye’deki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Kazancı: Burada Libya’da olduğu gibi Batı ülkeleri Devlet Başkanı Beşşar Esad’a karşı olanlara destek vermezse belirsizlik süreci uzayacaktır. Ortadoğu’da ilk askeri darbenin yaşandığı yer Suriye’dir. 1946 yılında bağımsızlığına kavuşan Suriye, 1949 yılında askeri darbe yaşadı. Baas Partisi ise, 1963 yılında iktidara geldi. 1966 yılında Baas Partisinin şahin kanadı yönetimde hâkim konuma yükseldi. 1970 yılında Hafız Esad iktidarı ele geçirdi ve Bass Partisi zemini üzerinden bir iktidar ağı kurdu. Bu iktidar ağının başlıca hamisi ordu ve istihbarat birimlerine verilen genel isim El-Muhabarat oldu. Dört farklı istihbarat birimleri var. Bunlar; siyasi ve güvenlik birimi, sivil istihbarat, geleneksel askeri istihbarat ile en korkulusu ve en güçlüsü olan hava istihbaratıdır. Bunun da nedeni Hafız Esad’ın hava kuvvetler komutanı olmasındandır. Halka karşı güçlü bir örgütlenme kuruldu. Buna karşın, 2001 yılının Ağustos ayında İstanbul’da kurulan 240 kişilik Suriye Güvenlik Konseyi, ülke içi ayaklanmaları organize eden Suriye Ulusal Komitesi ve yanı sıra da zayıf bir Özgür Suriye Ordusu var. Fazla örgütlenmemiş bir grubun mücadelesini görüyoruz. Eğer Libya’da olduğu gibi Batı’nın desteği olmazsa bu süreç uzun sürecek. Obama farklı davranıyor. Bush döneminde direk müdahale anlayışı vardı ve askerler gönderiliyordu. Burada öyle yapılmıyor. Kendisi arka planda kalarak oradaki grupları destekliyor ve daha açık söylemek gerekirse halkı birbirine kırdırıyor.
 
ORSAM: Ortadoğu’da Türkiye’yi nasıl konumlandırıyorsunuz?
 
Kazancı: Bu dönemde Türkiye gerek uyguladığı iç politika gerekse yürüttüğü dış politika modeli nedeniyle dünyada çok fazla örneği olmayan bir ülke konumuna geldi. Çünkü AK Parti yönetimi, bir taraftan İslam olgusunu ön plana çıkarırken, diğer taraftan da demokratikleşmeyi, modernleşmeyi daha ileriye götüren daha özgürlükçü bir demokrasi anlayışına giden bir Türkiye’yi inşa etmeye gayret sarf ediyor. Ayrıca, Türkiye bölge ülkeleri için bir model ülke olma niteliğinden ziyade, bölge ülkelerinin doğru yerlere varabilmesi için izleyeceği “Kutup Yıldızı” özelliği taşıyor. Çünkü coğrafi açıdan hassas stratejik mevkiinden dolayı, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle olan işbirliği sadece ekonomik boyutlarda kalmayacak, başta güvenlik konusunda olmak üzere karşılıklı bağımlılık işbirliği alanlarını da kapsayacaktır. Türkiye, Arap Müslüman devletleri ile olan siyasi, ekonomi ve kültürel ilişkilerini, Batılı ülkelerle olan bağlarını etkilemeyecek biçimde değişik üslup ve kanallardan yürütebilme becerisine sahiptir. Ulusal çıkarlarını korumanın yanı sıra everensel insan hakları doğrultusunda hem Arap dünyasıyla hem de Batı dünyasıyla ilişkilerini sürdüren Türkiye, son dönemde Arap ülkeleriyle olan ilişkilerinde sabit fikir görüşüne dayalı değil, pragmatik temele dayalı esnek ve çok seçenekli bir politika izliyor. Ve çevresine insan değerlerini yaymaya çalışıyor. Bu çerçevede Türkiye, bölge ülkeleriyle olan bağlarında devamlılık arz eden işbirliği yapmaya çalışıyor. Coğrafi bakımında Türkiye’ye yakın olan Ortadoğu’nun büyük bir tüketici pazar olması ve geniş enerji kaynakları içermesi, Türkiye için olumlu bir ekonomik ve ticari seçenektir. Buna karşın, demokrasinin gelişmesini gerçekleştiren siyasi ve ekonomik reformların yapılması halinde istikrar, güven ve huzura kavuşacak olan Ortadoğu ülkeleri, Türkiye’nin laik rejim, liberal ekonomi deneyimi ve Müslüman olması gibi özelliklerden faydalanarak ve/veya bu özellikleri örnek alabilirler.
 
ORSAM: Görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.
 
Kazancı: Ben de bana bu imkânı tanıdığınız için size teşekkür ediyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
 
 

Hicran Kazancı’nın Özgeçmişi 
 
Hicran Kazancı Kerkük’te doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Kerkük’te tamamladı. Üniversiteyi Musul Üniversitesi’nde okudu.
 
Kazancı, Türkiye Cumhuriyeti tarafından, 1994 yılında Türk Devlet ve Topluluklarına tanınan Türkiye’de öğrenim görme projesi çerçevesinde, Ankara Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktorasını yaptı. Eğitimini 2003 yılında tamamladı.
 
Türkiye’de gördüğü eğitim süresince, Irak Türkmen Cephesi’nin değişik kademelerinde aktif olan Kazancı,  Türkmeneli Öğrenci Birliği Genel Sekreteri, ITC Ankara Temsilciliği’nde Temsilci yardımcısı ve siyasi danışman görevlerinde bulundu.
 
2005 -2007 yılları arasında ise bölgede (Bağdat, Kerkük)  ITC Genel Başkanın danışmanı ve ITC Dış İlişkiler Sorumlusu olarak görevini sürdürdü.
 
Türkiye ve ABD’de bulunan farklı üniversitelerde, eğitim merkezlerinde kısa ve uzun süreli birçok sertifikalı eğitimleri tamamladı.
 
2010 yılı Temmuz ayında Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi görevine atandı. Dr. Hicran Kazancı evli ve bir kız babasıdır.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar