Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

HALEP ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ELIAS SAMO İLE RÖPORTAJ

Suriye’de gerçek anlamda ne olduğu ve Suriye sorununun nasıl çözüleceği soruları son ayların en fazla merak edilen konuları durumunda. Bilgi almanın son derece zor olduğu bir ortamda içerden bir bakış alabilmek daha fazla önem kazanıyor. Bu nedenle halen Halep Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Öğretim Üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Elias Samo’nun Suriye’de yaşananlara ilişkin söyledikleri ayrı bir önem kazanıyor. Rusya’da Valdai Forumu sırasında görüşme imkanı bulduğumuz Samo ile Suriye’deki son durumu, Suriyeli Hıristiyanları, çözüm için nasıl bir yol önerdiğini ve Türkiye’nin Suriye politikasını konuştuk.
 
Röportaj: Hasan Kanbolat, Oytun Orhan
 

ORSAM: Lütfen kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
 
SAMO: Adım Elias Samo. Mezopotamya’danım, Haseke vilayetinden. Memleketim, Türkiye-Suriye sınırında bulunan küçük bir kasaba. Bildiğiniz üzere, iki Müslüman ülke olan Suriye ve Türkiye arasındaki sınır, 1. Dünya Savaşı sırasında inşa edilen Alman tren yolu yolundan oluşmuştur. Sanırım adı Doğu Ekspresiydi. Yani memleketim Türkiye’den ayıran bu yol üzerindedir. Burada büyüdüm ve ardından Amerika’ya gittim, orada Doktora da dahil olmak üzere üniversite eğitimimi orada aldım. Uluslararası ilişkiler profesörüyüm. Yakında emekli olacağım, ardından konferanslara ve yazma işine yoğunlaşmayı planlıyorum.
 
Bize Suriyeli Hıristiyanlar hakkında bilgi verebilir misiniz?
 
Bundan 30 yıl öncesinde Suriye’deki Hıristiyan nüfus, yaklaşık olarak genel nüfusun %15-20’sini oluşturmaktaydı. Bugün ise bu rakam göç nedeniyle oldukça düşmüştür. Şahsen Hıristiyanlar için büyük bir şanssızlık olduğunu düşündüğüm göçe karşıyım. Arap ve Ermeni olan tüm Hıristiyanlardan bahsediyorum. Günümüzde Suriye nüfusunun %10’undan azını oluşturuyorlar, belki %5’ini. Dünyanın hemen hemen her yerine göç ediliyor. Ancak genellikle İsveç, Fransa ve Amerika başta geliyor. Geçmişte Latin Amerika göçmenleri kabul ediyordu ancak bugün Amerika ve Kanada’ya göç daha fazla. Bu ülkelerde Suriyeli Hıristiyan topluluklar var, özellikle New Jersey, Los Angeles ve Michigan’da. Kanada’da ise pek çok bölgede yaşıyorlar. Hıristiyanlar için Suriye’yi terk etmek çok büyük bir şanssızlık. Bizler Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Müslümanlardan önce de buradaydık. Umuyoruz ki her şey yoluna girer. Gördüğünüz gibi Suriye gibi ülkede istikrarsızlık arttığında azınlıklar istikrar ve güvenlik arayışına giriyor. Bu nedenle de ülkeyi terk ediyorlar. Ama umuyorum ki Suriyeli Hıristiyanların başka ülkeleri göçü engellenir. Onlara umut verilmeli ve bu ülkeye ait olduklarını hissettirmeli; böylece para kazanabilirler, çocukları güvende olur ve eğitim alabilirler. Gelecekleri ile ilgili olarak onlara umut aşılamak gerekli. Tüm bunları hükümet yapmakla sorumludur. Ben Suriye’nin ve Suriye’nin de ötesinde tüm Arap dünyasının Hıristiyan nüfuslarını kaybetmemelerini istiyorum. Çünkü İslam’ın imajı açısından bu durum iyi değil. Müslüman arkadaşlarıma bölgede daha fazla Hıristiyan olması gerektiğini söylüyorum, böylece İslam dışarıdan daha anlayışlı din olarak algılanmaya başlayabilir. Tersi durumda ise Batı İslam’ın anlayışsız bir din olduğunu ve Hıristiyanların Müslüman toplumunda yaşayamadığını düşünecektir. Bu nedenle umuyorum ki Müslüman dünyası Hıristiyanları kalmaları için teşvik eder. Hıristiyan nüfusa sahip olamamak İslam açısından olumsuzdur.
 
Suriye’de yaşananları siz tam olarak nasıl tanımlıyorsunuz, gerçekte ne oluyor şu anda Suriye’de?
 
Suriye’de yaşananların en önemli kurbanı gerçekliktir. Her iki tarafta ülkede yönetimi tekelleri altına alma hakkına sahip olduklarını düşünüyor. Fakat ülkede bugün siyasi direniş, siyasi muhalefet, sessiz çoğunluk ve bazı suç odakları bulunuyor. Rejim bunları terörist olarak algılıyor. Bugün Suriye’deki insanların hayatını zorlaştıran suçluların bulunduğu bir gerçek. Ben Halep’te yaşıyorum, oğlum ise Beyrut’taki Amerikan üniversitesinde eğitim görüyor. Otobüsle seyahat etmek zorunda, fakat onun otobüsle gitmesine izin veremem. Ona Halep’ten Beyrut’a uçak bileti almak zorunda kalıyorum, bu bana oldukça pahalıya mal oluyor. Profesör maaşımla bunu karşılamak da zorlanıyorum. Fakat bunu yapmak zorundayım, çünkü Halep’ten Hum’a ya da Suriye’nin diğer kentlerine seyahatler etmek güvenli değil. Suriye’de bugün suç odakları bulunuyor. Fakat bu durum Suriye’ye özel bir durum değildir. Her ülkede siyasi anlaşmazlıkları kendi avantajına kullanmak isteyen suç odakları mevcuttur. Biz bu suç odaklarından ziyade asıl duruma odaklanmalıyız. Rejim ülkedeki siyasi liderliği ve siyasi yapıyı temsil etmektedir. Bence bugün Suriye’de yaşananlar, muhalefetin, uluslararası toplumun, devletlerin, uluslararası medyanın, Arap dünyasının ve Türkiye’nin baskısıyla oluşmuştur. Gene bana göre rejim modernize olmaya başlamıştır, ve bundan büyük bir mutluluk duymaktayım. Keşke rejim modernleşme bugünden çok daha önce bir tarihte, 2000’li yıllarda baba Esad vefat ettiğinde başlasaydı. Fakat hiçbir zaman geç kalınmış sayılmaz, geç olması hiç olmamasından daha iyidir. Rejim bugün siyasi sistemi yeniden yapılandırmaya ve insan haklarına, demokrasiye, sekülerizme, vatandaşlık bilincine, eşitliğe ve sivil toplum gibi diğer değerlere dayanan yeni bir anayasa hazırlamaya başladı. Öte yandan ülkede bir muhalefet bulunmaktadır. Bu muhalefet ile ilgili ilk sorun parçalı yapısıdır. İkinci sorun ise muhalefetin sisteme ve reformlara güven duymamasıdır. Muhalefetin temel argümanı Beşar Esad’ın iktidara gelmesinden itibaren yani son on yıldır rejimin hep reform yapma sözü verdiğidir. Ve rejim sözünü verdiği bu reformları uygulamadı. Ancak bugün baskıdan ötürü reformlar uygulanmaya başlandı. Umuyorum ki bu reformlar kurumsallaşır, sadece yeni bir anayasaya sahip olmakla kalmayız ayrıca yeni partilerimizi ve yeni bir seçim yasamız da olur. Fakat tüm bunların yanı sıra bu uygulamalar etkin ve uygulanabilir olmalı ve reform yolunda olmalıyız.
 
Muhalefeti maksimalistler ve minimalistler olarak iki gruba ayırmak mümkündür. Makimaslistler her şeyi istiyorlar; onların argümanı ya hep ya hiç üzerine kurulu. Minimalistler ise sistemin reformlar konusunda ciddi olduğunu düşündüklerinde onun ile işbirliği yapmaya daha yatkınlar. Bana sorarsanız, maksimalistler taleplerini düşürmeliler ve Suriyeli gibi düşünmeye başlamamlılar. Çünkü Suriyeliler pragmatik, mantıklı ve anlaşmaya yatkın olurlar. Halep ve Şam yüz yıllardır ticaret yapılan merkezlerdir. Bu şehirlerde asırlardır bugüne kadar devam eden anlaşma kültürü içerisinde alış-veriş yapılmaktadır. Bu işin doğası böyledir. Biraz siz veririniz biraz karşınızdaki, böylece ortak bir noktada buluşabilirsiniz. Umuyorum ki maksimalistler sisteme bir şans daha verirler; onlar daha önce pek şans tanıdıklarını söylüyorlar. Pekâlâ, bugün artık reform sürecinin başladığı, sistemin değişim ve reform konusunda ciddi olduğu çok açık. Gerçek şu ki bizim bir anayasamız var, bu anayasanın 8. Maddesi Baas Partisi’ne tüm ülkeyi sonsuza kadar yönetme gücü tanıyor. Şimdi bu madde anayasadan çıkarıldı ve çoğulcu parti sistemine geçtik. Bence bu ileriye dönük bir adımdır. Bu nedenle bana göre maksimalistler ve minimalistler bir araya gelmeli, maksimalistler taleplerini düşürmeli ve sisteme bir şans daha vermeliler. Bu sistem içinde 20-30 yıldır zaten yaşıyoruz, ülkenin toprak bütünlüğünü koruyarak barışçıl bir geçiş dönemi için 3-4 ay daha verebiliriz. Çünkü sistemin yıkılmasının devletin yıkılmasını da beraberinde getirmesinden endişe ediyorum. Suriye bölünebilir. Osmanlı yönetimi sırasında, Şam vilayeti, Halep vilayeti Sahel, sahil ve Dürzü vilayetleri gibi vilayetler vardı. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra bu parçalar tek bir devlet çatısı altında birleştiler ve hepimiz bu bütünlüğü korumak istiyoruz. Eğer bir kere parçalanırsa yeniden bir araya getirmek çok zor olur. Umuyorum ki rasyonalite herkesin ortak çıkarı adına tarafları bir araya getirir. Ve umuyorum ki uluslar arası aktörler Suriye’deki sorunların barışçıl çözümünde bize destek olurlar.
 
Eğer barışçıl bir çözüm gerçekleşmezse Suriye halkı ama özellikle de azınlıklar için ne tür riskler bulunmaktadır?
 
Azınlıklar her zaman istikrar arayışında olurlar. Çok beğendiğim bir Amerikan deyimini paylaşmak istiyorum; “Bana azınlıklara nasıl davrandığınızı söyleyin be de sizin ne kadar medeni olduğunuz söyleyeyim.” Buradan hareketle, bir azınlık üyesi olarak Suriye2nin çok medeni bir ülke olduğunu söyleyebilirim. Suriye’de bir Hıristiyan olarak Müslüman gibi eşit haklara sahibim. Hıristiyanlara iyi davranılır, Suriye’de evlerinde hissederler ve bizim köklerimiz Suriye’dedir. Müslüman çoğunluktan herhangi bir baskı veya ayrımcılık görmüyoruz. Gayet iyiyiz ancak Hıristiyanlar Suriye’den göç ediyorlar. Hıristiyanlara daima göç etmemelerini söylüyorum, Müslümanlara da Hıristiyanların ülkelerinde kalabilmeleri için yardım etmeleri çağrısında bulunuyorum.
 
Bugün içerisinde olduüumuz kriz ortamının en kısa sürede çözülmesini diliyorum, çünkü ne kadar çabuk bu sorunlar çözülürse o kadar çabuk Hıristiyanlar kendilerine olan güvenlerini ve güvenlik hissini geri kazanır ve göç fikrinden uzaklaşırlar.
 
Siz Halep şehrinde yaşıyorsunuz. Herkes şunu çok iyi biliyor ki Suriye’deki mücadelenin anahtarı Halep ve Şam şehirlerinin alacağı tavra son derece bağlı. Halep’teki son durumu bize anlatabilir misiniz?
 
Geçen hafta Halep’teydim. İlk defa iki büyük patlamaya şahit olduk. Daha önce küçük patlamalar veya tehditler oluyordu fakat biz böyle bir şeyi Halep hiç yaşamamıştık. Cuma günü hükümet binalarına karşı iki büyük saldırı gerçekleşti. Bu da belki 48 saatliğine korku, istikrarsızlık ve rahatsızlık yarattı. Ancak iki gün sonra, yani Cuma ve Cumartesinin ardından her şey normale döndü. Halep’in çevresindeki bazı banliyölerde bu tarz küçük saldırı ve rahatsızlıklar sınırlı ölçekte yaşanıyor. Geçmişte Hama ya da Hum’da yaşananlara benzer şeyler yaşanmıyor.
 
Türkiye’nin özellikle Arap Devrimleri başladıktan sonraki süreçte uyguladığı Suriye politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Suriye halkının duygularını genellemek mümkün değil. Suriyelileri üç parçaya ayırdım; rejim, muhalefet ve ikisinin arasında sessiz çoğunluk. Sessiz olduklarından ötürü gerçekte neler hissettiklerini bilemiyoruz. Fakat dört yüz yıl boyunca komşularımızla bir arada yaşadık. Bu nedenle Türkiye ile ilgili olumlu hislerimiz var. Suriye ve Türkiye arasındaki ilişkiler gelişmeye başladığında, iki ülke arasında vizeye gerek kalmamıştı. Kızım ve arkadaşlarım sınırı geçmiş ve Halep’ e gelen pek çok Türk olmuştu. Elbette ki şu anda tüm bunlar durdu. Öte yandan rejim de Sayın Erdoğan’ın yaklaşımından ötürü hayal kırıklığına uğradı, çünkü onun fazlaca saldırgan olduğunu ve ülkenin iç meselelerine karıştığını düşüyorlar. Diğer yandan muhalefet özellikle maksimalistler Sayın Erdoğan’ın yaklaşımından ötürü gayet memnunlar, çünkü bu onların davasına hizmet ediyor. Yani ortada bütün bir yaklaşım yok. Her iki ulus da birbirleriyle dost kalmaya, Sayın Erdoğan ve Beşar Esad’a saygı duymaya devam edecekler.
 
Verdiğiniz cevaplar için teşekkür ederiz.

* Bu röportaj 19 Şubat 2012 tarihinde, Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Valdai Forumu sırasında ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat ve ORSAM Uzmanı Oytun Orhan tarafından gerçekleştirilmiştir.

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar