“Asad of Syria”, “The Struggle for Syria” kitaplarının yazarı ve dünyanın en saygın Suriye uzmanlarından biri olarak kabul edilen Patrick Seale ile Rusya’da Valdai Forumu sırasında röportaj yapma imkanına kavuştuk. Hafız Esad ile birçok kez görüşen ve onu çok yakından tanıyan Seale ile gerçekleştirdiğimiz röportajda oğul Esad’ın nasıl düşünerek karar aldığını ve babasından farkını sorduk. Seale röportajda Suriye’de yaşanan olaylar ve Türkiye’nin uygulamakta olduğu politikalar konusunda da değerli görüşlerini bizlerle paylaştı.
Röportaj: Hasan Kanbolat, Oytun Orhan
ORSAM: Sayın Seale, siz Hafız Esad’ı yakından tanırdınız. Nasıl karar aldığı konusunda da fikir yürütme şansına sahiptiniz. Oğul Esad’ın babasından farkını nasıl görüyorsunuz, sizce Beşar Esad da babası gibi dış politikada pragmatik mi yoksa farklı bir çizgisi mi bulunaktadır?
SEALE: Hafız çok daha pragmatik bir adamdı. Çok temkinliydi. 1998’de Abdullah Öcalan krizi ile nasıl baş ettiğini hatırlarsınız. Hatırlıyorum, zamanın Dışişleri Bakanı Faruk el Şara bana “Tek bir tankı bile hareket ettirseydik, kendimizi savaşın içerisinde bulacaktık” demişti. Türk askerleri Suriye’ye bir iki kilometre kadar girmişlerdi. Hafız Esad geri adım attı. Fakat şimdi durum farklı. Bugünkü durumun üzerinde Hama’nın hayaleti var. Müslüman Kardeşler sadece Hama için değil, yasadışı sayıldıkları, üyeliğin ölümle cezalandırıldığı son otuz yılın intikamını istiyor. Bu intikam almaları için bir fırsat. Rejim ise durumu “öl ya da öldür” olarak değerlendiriyor. Bu durum görüşmeleri imkansız hale getirdi. Her iki taraf da kazanabileceğini düşünüyor. Muhalefet, Katar dahil olmak üzere çeşitli ülkelerden silah alıyor. Özgür Suriye Ordusu Türkiye’de. Türkiye’nin henüz onlara silah vermemesi sevindirici bir şey. Onlara silah verdikçe can kayıpları artacak. Müzakerelerle bir sonuca ulaşılması lazım. Müzakereler içinse bir formülünüz olmalı. Bence geçiş sürecini Beşar’ın idare etmesi sağlanmalı. Bu yolla onurlu bir şekilde çekilmiş olur. Öbür türlü sonuna kadar savaşacak, çünkü hala birçok avantajı olduğunu düşünüyor. Ordu ve güvenlik güçleri az veya çok kendisine bağlı, Rusya Güvenlik Konseyi’nde veto kullanıyor, muhalefet bölünmüş, bir Batı müdahalesi ufukta görünmüyor. Kim onu devirecek? Küçük isyan bölgelerini bastırabilir. Fakat öldürdükçe meşruiyetini kaybediyor ve imajı bozuluyor. Bu yolla görüşmeler de imkansız hale geliyor.
Rejim teröristlerle savaştığını iddia ediyor ancak herkes biliyor ki gösterilerin büyük çoğunluğu sivil ve ilk başta silahlı direniş de yoktu. Ancak yine de Suriye’de olanlar konusunda bir bilgi eksikliği olduğu ortada. Siz nasıl tanımlıyorsunuz mevcut çatışmayı?
Doğru, çok fazla manipülasyon var. Muhalefet şimdi silahlı. Bence muhalefeti silahlandırmak hatalı bir tutum, çünkü bu şekilde hükümete haklı bir gerekçe veriliyor. Hiçbir devlet silahlı bir kalkışmayı hoş karşılamaz. Bu Türkiye, Çin, Rusya ve Amerika için de geçerli. Muhalefet birçok katmandan oluşuyor. Öncelikle sivil protestocular var. Bunlar şehirli veya köylü yoksullar. Suriye’de yıllardır kuraklık var ve hükümet kırsal kesimi ihmal ediyor. Ayrıca, entelektüeller, siyasi aktivistler ve yurtdışına gitmiş insanlar var. Bunun yanı sıra İslamcılar ve bunlar arasında en güçlüsü ve en iyi şekilde mali yardım alan Müslüman Kardeşler var. Dediğim gibi intikam istiyor ve silahlanıyorlar. Irak’tan gelen radikal İslamcılar var. Bence intihar saldırılarını düzenleyenler bunlar. Elbette silahlı çeteler de var.
Son olarak, Türkiye’nin Suriye politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye Suriye’ye karşı tavır almakta çok aceleci davrandı. Beşar gururlu biri. İtilip kakılmayı sevmiyor. Bu babasından aldığı bir özellik. Ders vermeyi sever ama kendisine ders verilmesini sevmez. Türkiye’nin hayal kırıklığını anlıyorum. Suriye ile Türkiye’nin uzun bir sınırı ve ortak çıkarları var. Ticaret çok iyi gidiyordu fakat her şey çöktü. Bence Beşar siyasi tasavvur yoksunu. Zihniyeti Suriye’ye yönelik komplolara odaklanmış durumda. Beşar 11 Eylül’den hemen sonra iktidara geldi. Teröre karşı küresel savaş ve Irak işgali gerçekleşti. Amerikalıların Irak’ta başarılı olmalarından sonra sıranın kendisine geleceğini biliyordu. Bu yüzden ayaklanmaya destek olmak amacıyla cihatçıları Irak’a gönderdi. Sonra Lübnan krizinde Chirac ve Bush kendisini devirme girişiminde bulundu. Lübnan’dan dışarı atıldı ve Lübnan 2006’da işgal edildi. 2007’de Suriye’nin nükleer tesislerine saldırıldı. Gazze’de HAMAS’a saldırıldı ve Hizbullah yok edilmek istendi. Bunlar gibi rejimi tehdit eden krizleri atlattığını düşündü. Şimdiki olaylar başlayınca da başka bir komplonun devrede olduğunu zannetti. Haklı şikayetleri önemsemedi çünkü aklı bir yabancı komplosuna takılmıştı. Protestocuları düşmanlarının müttefiki olarak gördü. Bu bir hata, çünkü krizin birçok düzeyi var. Bir iç boyutu var. Ayrıca bölgesel ve süper güç düzeyi de var. Şimdi ABD ve İsrail İran ve Suriye rejimlerini yani Tahran-Şam eksenini devirmek istiyor. Bence İsrail’in stratejik ortamı çok hasar gördü. HAMAS ve Hizbullah’a karşı başarısızlık, Türkiye ile sorunlar, İslamcı Mısır’ın yükselişi gibi. Muhalefeti susturmak için bu krizi kullanıyorlar. Amerikalılar Afganistan ve Irak’ta başarısız oldu. Şimdi İran’ın Körfez’deki başatlıklarını tehdit ettiğini düşünüyorlar.
Dediğim gibi Türk liderlerin tutumlarını kaba bir şekilde değiştirdiklerini görmek üzücü bir durum. Keşke biraz daha hassas davranıp Suriye ile gizli diplomasi yürütselerdi. Beşar’ı bu şekilde daha iyi yönlendirebilirlerdi. Türkiye’nin Suriye’de çıkarları var. Siz komşusunuz. Başka ne yapabilirsiniz? Rusya Brezilya ve Hindistan ile bir şeyler yapmak, bir irtibat grubu oluşturmak istiyor. Türkiye de böyle yapmalı.
Sayın Seale değerli fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.
* Bu röportaj 18 Şubat 2012 tarihinde, Rusya’nın Soçi kentinde düzenlenen Valdai Forumu sırasında ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat ve ORSAM Uzmanı Oytun Orhan tarafından gerçekleştirilmiştir.