ORSAM: Lütfen ORSAM okuyucuları için kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
METİN KÜLÜNK: 1960 yılında Rize'nin Güneysu ilçesinde dünyaya gelmişim. İlk ve orta öğrenimini sırasıyla Diyarbakır ve İstanbul'da tamamladım. Daha sonra Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdim. Askerlik hizmetimi tamamladıktan sonra 1984 yılında dış ticaret alanında iş hayatına atıldım.
Doksanlı yıllardan itibaren Altmışlılar Grubu başta olmak üzere pek çok sivil toplum grubunda faaliyetlerde bulundum. İTKİB, İSO, MESİAD gibi meslek oda, dernek ve birliklerinde çeşitli kademelerde görevler yürüttüm. Marmara Üniversitesi’nde dış ticaret dersleri verdim. 2001 yılında Türkiye’nin krizden çıkış stratejisini “ihracat” olarak belirleyip, ikibin’e yakın kişiye bilabedel “İhracat Nasıl Yapılır” seminerleri verdim.
AK Parti İstanbul teşkilatının kurucuları arasında yer aldım. 2002-2006 seneleri arasında AK Parti İstanbul il yönetim kurulu üyeliği görevini ifa ettim. Eylül 2004 yılında Türkiye’nin küresel vizyonuna paralel olarak Küreselden Yerele Türkiye’yi Konuşuyoruz platformunu kurdum ve aralıksız yedi yıl başkanlık görevini yürüttüm.
Ayrıca 2001-2008 yılları arasında Külünk Eğitim ve Kültür Derneğinin de başkanlığını yürüttüm. Dış ticaret, uluslararası siyaset ve İstanbul ile ilgili yayınlanmış beş kitabım ve pek çok makalem bulunuyor.
12 Haziran 2011 tarihinde yapılan genel seçimler sonucunda AK Parti’den seçilerek, millet iradesinin en kıymetli tecelligahı TBMM’de 24. Dönem milletvekili oldum. Şu an AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcılığı, Türkiye-Tunus Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanlığını ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi Ve Teknoloji Komisyonu Üyeliğini yürütmekteyim.
ORSAM: Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini köklü bir dönüşüm süreci içerisine sürükleyen Arap Baharı, Tunus’ta başladı. Çok hızlı bir şekilde yayılan bu değişim rüzgârının bölgedeki etkisi hala oldukça etkili bir şekilde de devam ediyor. Arap Baharı hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz? Siz bu değişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
METİN KÜLÜNK: Aralık 2010’da Tunus’ta fitili ateşlenen ve Cebelitarık’tan, Hint Okyanusuna kadar geniş bir coğrafyayı kapsayan siyasal ve sosyal değişim/dönüşüm süreci ile ilgili bugün pek çok farklı tanımlama kullanılıyor: Bunlar sırasıyla, Arap Baharı, Arap Uyanışı, Arap Devrimleri gibi… Ve aslında büyük resme baktığımızda bu üç tanımlamanın da birlikte yürüdüğünü görüyoruz.
Bu bir Arap Baharıdır çünkü esas itibariyle Arapların yoğun olduğu bir coğrafyada diktatoryal, otokrat rejimlerin yönetimi altında hakim süren uzun bir buz devrinin ardından, insanların kendi sesini yönetime taşıdığı bir bahar yaşanmaktadır.
Bu bir uyanıştır, çünkü zamanın ruhunun, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da dondurulmuş bir tarih dilimini çözmesi ve bireylerin, dünya ile bütünleşmesi, hak, hukuk ve özgürlüklerine sahip çıkmasının adıdır.
Bu süreç bir devrimdir çünkü I. Dünya Savaşının ardından kurulan bir bölgesel sistemi tamamen yıkarak, yeni, insan merkezli, özgürlükleri ve demokrasiyi eksen alan bir sistem kurma talebini barındırmakta ve bunun için harekete geçmekten çekinmemektedir.
Özetle, Arap Baharı, 1918’de derin dondurucuya konmuş bir bölgenin zamanın ruhuyla bütünleşme mücadelesinin adıdır. Tunus’ta Yasemin Devrimiyle başlayan süreç onlarca yıl, Saddamlarla, Burgibalarla, Bin Ali’lerle, Kaddafilerle, Mübareklerle, Esedlerle anılan bir bölgenin, hak, hukuk, özgürlük ve refahla anılmak ve algılanmak talebidir. Ve elbette her vicdanlı kişinin duracağı yerde bu talebin olduğu yerdir.
Bizde Türkiye olarak bu sürecin başlangıcından bu yana Sayın Başbakanımız ve Dışişleri Bakanımızın da ifade ettiği gibi Arap halklarının yanındayız ve her türlü desteği veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz. Sizin de bildiğiniz üzere Türkiye, Arap Baharı’nın başladığı ilk andan itibaren insan merkezli değerler etrafında bu tutumunu sürdürmektedir. Bu çerçevede Arap Baharı, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun küresel gelişiminde hak ettiği çıtayı yakalaması için önemli bir fırsattır.
Yıllarca baskıcı yönetimlerin akrabalık üzerinden ve/veya bürokratik bir azınlık üzerinden yönettiği, temel insan haklarının dahi bir veya birkaç kişinin dudağına bağlı olduğu bir sistemin son bulması tüm insanlık için bir kazançtır. Yolsuzluğun, rüşvetin, adam kayırmacılığın, baskının ve ötekileştirmenin yaşandığı, insana rağmen devlet anlayışının hakim olduğu bu baskıcı rejimlerin sona ermesi bölgesel ve küresel barış için de önemli bir gelişmedir. Tabii daha henüz yolun başındalar ve söz konusu ülkelerde birden mucizevi gelişmeler beklemek hem haksızlık hem de ağır bir yük olacaktır. Demokrasi, mücadele ve emek gerektiren bir süreç. Bu noktada Arap Baharı coğrafyasının şansı, toplumun tüm katmanlarının demokrasiye olan inancı ve talebidir. Bu ise demokrasiye yönelik adımların atılmasını kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı bir dinamiği meydana getirmektedir.
Kimi aceleci yorumlarda, Arap Baharı yerini “Kış mevsimine” bırakıyor şeklinde analizler ve yorumlar okuyorum, bence bu yanlış bir bakış açısı. Biraz önce ifade ettiğim gibi bu coğrafyada kış sona erdi ve bahar yaşanmaya başladı, Nasıl ki çiçekler, önce tomurcuklanır, sonra filizlenir ve en sonunda olgunlaşır, mevcut sürece de bu nazariyeden bakmakta fayda var. İnanıyorum ki Arap Baharı sürecinde, Arap ülkelerindeki kardeşlerimiz kendileri için en iyi çözümü bulacak ve uygulayacaklar. Kuzey Afrika ve Ortadoğu bir kez daha tarih sahnesindeki kıymetli yerini alacaktır.
ORSAM: Bugün Fas’tan Bahreyn’e, Yemen’den Suriye’ye kadar tüm Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgesi köklü bir dönüşüm içerisinde. Tunus’ta hem Arap Baharı’nın başladığı yer olarak hem de bölgedeki konumu ve etki alanı itibari ile önemli bir ülke olarak köklü bir dönüşüm süreci yaşamakta. Acaba Tunus’taki yeni dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
METİN KÜLÜNK: Tunus’un tarihine baktığınız zaman, Kartaca’dan bugüne hem Akdeniz coğrafyası hem de Afrika ve Ortadoğu coğrafyası için kilit bir konumda olduğunu göreceksinizdir. Akdeniz’in adeta tam ortasında olan Tunus, Batı ve Doğu medeniyetlerinin yakınlaşma ve rekabet merkezlerinden biridir. Kartaca-Roma, Osmanlı-İspanyol/Fransız rekabetleri bu durumun en somut örneklerindendir.
Tunus, siyasal, sosyal ve ticari olarak adeta medeniyetlerin önemli kesişim noktalarından biridir. Bu özelliği ile de aslında dışa açık, sürekli dünya ile etkileşim halinde bir ülke olagelmiştir. Arap Baharı’nın da Tunus’ta başlaması o nedenle rastlantı değildir. Bir tarihi derinliğe, medeniyet birikimine sahip olan Tunus’un, onlarca yıl sürgünde de olsa, ülke ile irtibatını hiçbir zaman koparmamış, Sayın Raşid El Gannuşi gibi entelektüel derinliğe sahip bir lidere ve en Nahda gibi bir siyasal yapıya sahip olması Yasemin Devrimi sonrasında en büyük şansı olmuştur. Tabii Sayın Gannuşi ile en Nahda dışında, siyasal yelpazesinin diğer renklerinden de tecrübeli ve halk desteği olan tecrübeli siyasetçilerin bulunması Tunus’ta sürecin hızlı, etkili ve sorunsuz yürütülmesinde önemli bir faktör.
Bu çerçevede, Tunus’ta Ekim 2011’in sonunda yapılan seçimler ve oluşturulan ittifak ile siyasal alanda rekabetin yerini işbirliğine bırakması, sistemin sağlıklı şekilde inşa edilmesi ve yeni anayasanın hazırlanması açısından önem arz ediyor. Yeni Anayasa’nın sorunsuz bir şekilde hazırlanması sadece Tunus için değil tüm bölge için kıymetli bir gelişme olacaktır. Tunus’un kendi özgür anayasasını yapması, kendi değişim ve dönüşümünü geçiren ülke halklarını için hem önemli bir moral destek hem de pusula işlevi görecektir.
Bu noktada ülkedeki laiklik eksenli veya azınlıklar eksenli gerilim alanlarının iyi yönetilmesi gereği açık. Bu gerilimler üzerine oynamak isteyecekler olacaktır. Ama az önce ifade ettiğim gibi, Tunus’taki mevcut liderliğin siyasi tecrübesi bu tarz oluşturulmak istenen gerilimleri yönetmeye başaracak donanımda ve birikimdedir. Açık söylemek gerekirse Sayın Gannuşi ve en Nahda, Tunus’un geleceği için kritik bir öneme sahip. Biliyorum ki onlar da Tunus’un daha demokratik, hukukun üstünlüğüne sahip bir ülke olmasını arzu ediyorlar, buna inanıyorlar.
ORSAM: Tunus’un, Bin Ali sonrası kısa dönemde demokratik dönüşüm açısından çok önemli adımlar attığı görülmekte. Seçim yasasının değiştirilmesinden, eski rejimin kovuşturulmasına ve ilk özgür parlamento seçimlerinin yapılmasına kadar pek çok önemli siyasi adım atıldı. Bu süreç içerisinde de Türkiye ile Tunus arasındaki ilişkilerin de giderek yoğunlaştığı gözleniyor. Tunus’un dönüşümünde Türkiye’nin konumu nedir? İki ülke arasında ilişkilerin gelecekte nasıl seyredeceğini düşünüyorsunuz?
METİN KÜLÜNK: Türkiye ile Tunus, tarihi, kültürel, siyasal ve sosyal bağları ile iki kardeş ve dost ülke. Hem Sayın Başbakanımızın hem de Sayın Cumhurbaşkanımızın Tunus’a gerçekleştirdiği seyahatlerde bulunmam hem de yürüttüğüm görev itibariyle bu durumu yakından gözlemleme imkanı buldum. Sayın Başbakanımız ile Cumhurbaşkanımızın Tunus halkı tarafından kalpten karşılanışı ve coşkusu, iki ülke arasındaki derin ilişkiyi göstermesi açısından son derece önemlidir. Osmanlı’nın orada bıraktığı izler, iki ülke arasındaki köprü niteliğinde. Başkent Tunus’un sokaklarını gezerken, bir ara kendinizi İstanbul’un sokaklarında geziyor zannetmeniz de bu yakınlığın en önemli işareti.
Bunun yanında Sayın Cumhurbaşkanımızın Tunus Kurucu Meclisinde ilk yabancı devlet başkanı olarak yaptığı konuşmada da ifade ettiği gibi “bayrağımızla, İbni Haldun ile kaderdaşlığımızla” benzer iki ülkeyiz. İki ülkenin toplumsal ve siyasal yapıları da birbirine oldukça benziyor. Türkiye’nin bu noktada avantajı, demokrasi tecrübesinin ve dünya ile bütünleşmesinin Tunus’a göre gelişmiş olmasındadır.
Bu çerçevede biz, Tunus’un Türkiye’nin sahip olduğu bu nitelikten ve tecrübeden faydalanabileceğini vurguluyoruz. Tunus’un demokratik olgunluğa ulaşmasında ve yeni anayasanın oluşturulması sürecinde her türlü ikili, bölgesel ve uluslararası desteği sağlamaya hazırız. Tunus’un uzlaşı ve sağduyu ile gerçekleştirdiği değişim ve dönüşümü dikkatle izliyor, ona uluslararası platformlarda her türlü desteği sağlıyoruz.
Biliyorsunuz ilki Tunus’ta gerçekleştirilen Suriye Halkının Dostları Toplantısının bu ülkede yapılmasında Türkiye’nin önemli desteği bulunmaktadır. Böylesi bir toplantının Tunus’ta yapılmış olması sembolik anlamlarının yanında, Tunus’un oynayabileceği bölgesel rolünü de vurgulaması açısından önemlidir. Tunus’la Türkiye arasında AK Parti hükümetlerinin uyguladığı ekonomik ve siyasal açılım politikaları sonucunda hızla gelişen ekonomik ilişkilerin, derinleşerek devam edeceğine inanıyorum. Ayrıca siyasal alanda da Türkiye’nin, Akdeniz ve Afrika coğrafyasında Tunus’la ortak çıkarlara dayalı, güvenilir ve sağlam bir ilişkiyi tüm boyutları ile geliştireceğine dönük inancımı ifade etmek isterim.
ORSAM: 2004 tarihli “Türkiye ile Tunus Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Ortaklık Anlaşması” ile Türkiye ile Tunus arasındaki ilişkilerde önemli bir yakınlaşma dönemi başlamıştı. Bu anlaşma kapsamında çeşitli konseyler kurulmuş ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için büyük çabalar sarf edilmiştir. Türkiye-Tunus Dostluk Grubu başkanı olarak siz iki ülke arasındaki gelişen ekonomik ilişkiler hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu bağlamda atılması planlanan başka adımlar mevcut mudur?
METİN KÜLÜNK: Türkiye ile Tunus arasındaki ekonomik ilişkilere bakacak olursak, 1980 sonrasında hızlanarak gelişen bir ilişkiler bütünü göreceksiniz. Tabii Serbest Ticaret anlaşması bu noktada iki ülke arasında bir miladı oluşturmaktadır. Türkiye bu anlaşma neticesinde öncelikle Kuzey Afrika ve nihayetinde Afrika’nın tümüne önemli bir giriş imkanı sağlamıştır. Tabii Tunus’un geçmiş dönemden kalan ekonomisindeki yapısal sorunların çözülmesi de ikili ekonomik ilişkilerin gelişmesinde önemli ivme kazandıracaktır. Tunus’un işsizlik, yolsuzluk ve GSYİH’nın %38 ile %50’si arasında değişen kayıt dışı gibi problemlerin minimum’a indirildiği bir Tunus ekonomisinin önü açılacaktır.
Bu çerçevede Bin Ali ve ailesinin yönetimden ayrılmış olması ekonomide pozitif bir ivme getirecektir. Çünkü yolsuzluk, adam kayırma ve suistimal üzerine kurulmuş bir sistemin yerine halkı gözeten bir ekonomik sistem ikame etmesi, inanıyorum ki Tunus ekonomisini düzlüğe çıkaracaktır. Tunus özellikle yetişmiş insan gücüyle, küresel sistemde rekabet edecek kaynağa sahiptir. Tunus’un en büyük gücü, genç nüfusu. Bu nüfusu dünya ile ne kadar entegre ederse, Tunus ekonomisi de o denli gelişim gösterecektir. O nedenle Tunus’ta gençleri dünya ile bütünleştirecek her türlü imkanın sağlanmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Tunus’ta yeni anayasanın oluşturulması ve demokrasinin kurumsallaştırılması ile inanıyorum ki bu alanda önemli adımlar atılacaktır. Tunus’un sahip olduğu nitelikli ve dünya ile bütünleşmiş insan kaynağı ile önemli miktarda yabancı yatırımı da çekecektir.
Bu bağlamda işadamlarımızın ve işadamı derneklerimizin Tunus’a dönük ilgilerini artırmaları gereği üzerinde duruyoruz. Nasıl ki Libya’da işadamlarımız yoğun faaliyette bulunmaktadır, aynı şekilde bu faaliyet ve yatırımlar Tunus’a da aktarılabilir. Tunus ile ticaret hacmimiz 2008 yılında bir milyar dolar seviyesini aşmıştı. Küresel ekonomik kriz ile bu oran gerilese de inanıyorum ki, iki ülkenin ticaret potansiyeli bir milyar dolar çıtasını aşarak kısa zamanda iki milyar dolar çıtasına yaklaşacaktır.
ORSAM: Türkiye, son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerin de etkisi ile bir model tartışması içerinde girdi. Özellikle model tartışması ile birlikte Mısır modeli, Tunus modeli gibi başka örnekler de sunulmaya başlandı. Özellikle Tunus bağlamında çok sık dile getirilen “Türkiye modeli” konusundaki fikirleriniz nelerdir?
METİN KÜLÜNK: “Türkiye modeli” daha çok Batılı ülkelerde pişirilen bir kavram. Türkiye ne Arap Baharı ne de başka bir gelişme ile ilgili model olma iddiasında değil. Biz sadece şunu diyoruz, Türkiye, Osmanlı’dan bugüne alırsak 200 yıllık modernleşme ve son 90 yıldaki demokrasi deneyimini, isteyen her ülkeyle paylaşmaya hazırdır. Her ülke Türkiye’nin deneyiminden yararlanma, görüş alış verişinde bulunma imkanına sahip. Ülke olarak kimi eksikliklerimiz olsa da, bunları her geçen yıl, demokrasi, özgürlükler ve sosyal refah alanında attığımız adımlar ile gideriyoruz.
Özellikle son 10 yılda Türkiye’nin demokrasi, hukukun üstünlüğü, sivilleşme vb. alanlarda attığı adımlardaki tecrübe ile yeni bir sivil anayasa yapma çalışmalarımızdan da dileyen ülke yararlanabilir. Bu çerçeve Tunus içinde geçerlidir. Yukarıda da ifade ettim, Tunus’la pek çok benzerliğimiz bulunuyor. Tarihi ve kültürel ilişkilerimiz oldukça derin. Bu anlamda eğer Tunuslu kardeşlerimiz isterse, kendileriyle de deneyimlerimizi paylaşabiliriz. Biz her zaman dost ve kardeş Tunus halkı ile beraber olacağız.
ORSAM: Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
*Bu röportaj 11 Nisan 2012 tarihinde ORSAM Ortadoğu Uzman Yardımcısı Nebahat Tanrıverdi O tarafından Ankara'da yapılmıştır.