ORSAM: Lütfen ORSAM okuyucuları için kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
HADI GHAEMI: Öncelikle bugün sizlerle konuşabilme fırsatına sahip olabildiğim için çok teşekkür ederim. İsmim Hadi Ghaemi ve “International Campaign for Human Rights in Iran”ın başkanıyım. Kar amacı gütmeyen ve siyasi amaçlar taşımayan kuruluşumuz, İran’ın insan haklarına daha saygılı hale gelmesini sağlamak ve İran hükümetinin uluslararası sorumluluklarını ve anlaşmaların gereğini yerine getirmesi için İranlı insan hakları topluluklarıyla çok yakından çalışmaktadır. İran dışında yaşayan pek çok insanla çalışmaktayız. Avukatlar, gazeteciler, muhalifler, insan hakları ve emek aktivistleri, etnik ve dini azınlıklar gibi pek çok grup ile İran’da insan haklarının durumuna ilişkin doküman ve rapor hazırlamak amacıyla bağlantılar kurmaktayız. Uluslararası arenada, yani hükümetler ve Birleşmiş Milletlerin birimleri nezdinde İran’daki insan haklarının durumuna ilişkin farkındalık yaratmak ve İran’daki durumun nasıl daha iyi bir hale getirileceğine ilişkin tavsiyeler üretmek ise çalışmalarımızın ikinci kısmını oluşturmaktadır. Çalışmalarımızın üçüncü kısmını ise ülkeden kaçmak zorunda kalan İranlı insan hakları savunucularının korunması ve uluslararası toplumda söz sahibi olabilmeleri için onlara platform sağlanması teşkil etmektedir.
ORSAM: İran’daki insan haklarına ilişkin son durumu anlatabilir misiniz?
HADI GHAEMI: Son iki buçuk yıldır, yani Haziran 2009 Cumhurbaşkanlığı seçiminden itibaren, durum her geçen gün daha da kötüye gitmekte ve kritik hale gelmektedir. 1980lerden beri İran’da böylesi bir insan hakları krizi ve baskı dönemine şahit olmamıştık. Tüm sivil toplum örgütleri ve aktivistler, siyasi olmayan sosyal ve kültürel muhalefet de dahil olmak üzere her türlü eleştiriye karşı sıfır tolerans siyaseti ile yaklaşan hükümet tarafından baskılara maruz kalmaktadır. 1972 ve 2005 tarihleri arasındaki reform döneminde ortaya çıkan aktivistlerin büyük bir kısmı şu anda ya tutuklu ya ülkeyi terk etmeye zorlanmış ya da sessiz kalmalarını sağlamak için aşırı bir kötü muamele ve baskıya maruz kalmaktadır. Ülkede sansür oldukça yüksek seviyelerde. İran’da tutukluların haklarını korumak için tutuklu ailelerine yasal destek sağlayan avukatlarımız vardı. Ancak bugün bu avukatların kendileri tutuklulara yardım ettikleri için hapishanedeler. Bu insanlara 9-10 yıllık cezalar verildi. Ayrıca cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Mehdi Kehrubi ve Hüseyin Musavi gibi isimlere danışmanlık yapan insanların tamamı hapishanededir. Kehrubi ve Musavi’nin kendileri de bir yılı aşkın süredir ev hapsinde tutulmaktadır. Bu insanlar kendi çocuklarını ve ailelerini bile düzenli görememektedir. Dış dünya ile günlük bağlantıları tamamen kopmuş durumda. Öte yandan hükümet şu ana kadar bu iki kişi için herhangi bir suçtan ötürü yasal bir suçlamada da bulunmadı. Haklarında herhangi bir yasal süreç olmamasına rağmen bir insanı kaçırmaktan veya alıkoymaktan farksız bu keyfi ev hapsinde tutulmaya devam edilmekteler. Elbette tüm bunlar nükleer krizin gölgesinde kalmaktadır. İranlılar, İran hükümetinin böylesi bir baskı siyaseti izlemesine rağmen uluslararası toplumun sadece nükleer kriz ile alakadar olmasında ötürü büyük bir mutsuzluk duymaktadır. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler, insan hakları durumunun incelenmesi ve Birleşmiş Milletlere rapor edilmesi amacıyla özel bir uzman görevlendirmiştir. Bu misyonla görevlendirilen Ahmet Şehit, Maldiv Dış İşleri Bakanı olarak görev yapmıştır. İran hükümetinin Ahmet Şehit’in İran’a seyahat etmesine izin vermemiş olmasına rağmen bugüne kadar İran dışında yaşayan veya ülkeden kaçmak zorunda kalan insanlar ile yüzden fazla röportaj yaparak nitelikli bir rapor hazırlamıştır. Ayrıca Türkiye’de bulunan İranlı mülteciler ile ikamet etmekte olan ve sığınma bekleyen İranlılarla görüşebilmek ve bir Bilirkişi Heyeti kurmak amaçları ile Türkiye makamlarına başvuru yapmıştır. Eğer İran’a gidemiyorsa Türkiye’ye gelmek bu durumda en iyi ikinci seçenek. Ancak böylece Ahmet Şehit, kısa bir süre önce şiddet mağduru olmuş insanlar ile görüşebilme fırsatına sahip olabilir. Bizler İran’daki durum hakkında bir bilinç oluşturmak ve özelde de Türk hükümetinden Ahmet Şehit’in Türkiye’yi ziyaret edebilmesi ve çalışmalarına başlayabilmesi için hızlı ve olumlu bir cevap vermesini rica etmek için geldik.
ORSAM: Az önce bahsettiğiniz Ahmet Şehit tarafından oluşturulması planlanan Bilirkişi Heyeti’nin amaçları nelerdir?
HADI GHAEMI: Bu heyetin amacı İran’da olup bitenlere ilişkin güvenilir bilgilere ulaşmaktır. İran 2009 Haziran’ından itibaren oldukça kapalı bir ülke haline geldi. Uluslararası medyanın ülkeye girişini sınırladılar. İran’da olup bitenleri ülke içerisinden bildiren, dışarıya ileten insanları ise tehdit ederek sindirdiler. Tutuklu aileleri tehdit ediliyor, avukatları hapiste. Esasen İran, ülke dışındaki İranlıların insan hakları ihlalleri konusunda bilgi vermesini engelleyebilecek güce sahip değil. Bu nedenle de Ahmet Şehit Türkiye’deki mültecilerle ve sığınma bekleyenlerle görüşmeyi planlamaktadır. Türkiye’de yaklaşık 5000 kişi BM Mülteciler Yüksek Komiserliğine kayıt yaptırmıştır ve binlercesinin de kayıt yaptırmadığını düşünüyoruz. Bu görgü tanıkları ile yüz yüze görüşmek ve onların ağzından neler olduğunu ve hikâyelerini dinlemek, İran’da neler yaşandığını öğrenmek ve sonuç olarak güvenilir ve detaylı olarak hazırlanmış bir araştırmayı BM’ye sunmak çok önemli.
ORSAM: İran hakkında özellikle de insan hakları ihlalleri konusunda kara bir tablo çizdiniz. Peki, bu hususta neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?
HADI GHAEMI: Uluslararası toplumun İran’daki insan hakları ihlallerine daha fazla eğilmesi, İran halkı için büyük önem teşkil etmektedir. Çünkü İran halkı şiddet veya devrimle gelen şiddetli bir sonucu kesinlikle arzulamamaktadır. İranlılar sadece siyasi sürece barışçıl bir şekilde entegre olmak istiyor. Ancak bu istek ne yazık ki hükümet tarafından engellenmekte ve özgür bir şekilde seçimlere katılmanın ve seçimlerde farklı adayların mücadele etmenin önü kapatılmaktadır. Gerçekleşen son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde devrimin çocukları olan Musavi gibi 8 yıl boyunca ülkede Başbakanlık yapmış ve Kehrubi gibi uzun yıllar boyunca Meclis Başkanlığı yapmış isimler bile engellenmiştir. Bu insanlar aslen devrimcilerdir ve bu insanlar bile ev hapsindeler. Siz bir de hiçbir zaman seçimlerde aday olma şansına ulaşamamış diğer siyasi görüşlere sahip grupların ve isimlerin durumunu düşünün. İran’da değişimi sağlamanın yegâne yolu, İran hükümetinin karşısına uluslararası toplum olarak tek bir ses olarak çıkıp insan haklarına saygılı olmaları gerektiğini seslendirmek olacaktır. Bu da sadece Avrupa veya Kuzey Amerika’nın yeterli olmayacağı ve önemli konumlara sahip bölgesel güçlerin de önemli roller üstlenebileceği anlamına gelmektedir. Daha önceki konumlarına göre giderek artan nüfus kazanan Türkiye, Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika gibi ülkelerin İran ile konuşması ve İran kendi halkına karşı hak ettikleri şekilde muamele edinceye kadar İran’a saygı duymayacaklarını, İran’ın amaçlarına ve isteklerine yardımcı olmayacaklarını söylemeleri gerekir.
ORSAM: Türkiye’nin dış politikasını özellikle Türkiye-İran ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
HADI GHAEMI: Türk hükümeti, özellikle Arap Baharı’nın başlamasının ardından, demokrasinin tesis edilmesi, insan haklarının ve özgürlüklerin geliştirilmesi ve korunması gibi retorikler üzerinden siyaset yapmaya başladı. Ancak Türkiye’nin İran ile son yıllarda geliştirdiği ilişkilere bakıldığında çok da fazla umut verici olduğunu söyleyemem. Ahmedinejad’ı 2009 Haziran seçimlerinin üzerinden henüz 28 saat geçmişken tebrik etmek konusunda çok aceleci davrandılar. Aslında beklenmeliydi, çünkü bu sırada İran halkı seçim sonuçlarını güvenilir bulmadığı için sokaklardaydı. Bildiğiniz üzere Türk hükümeti Ahmedinejad’ı tebrik ettiği sırada 3 milyon insan Tahran sokaklarına çıkmış gösteri yapıyordu. Hâlbuki böylesi gelişmeler yaşanırken bu kadar hızlı bir şekilde karar verilmemeliydi.
İkinci olarak da Türkiye’nin demokrasi ve özgürlük yanlısı retoriğini İran ilişkilerinde de kullanmasını istiyoruz. Ne kadar zor olursa olsun İranlılar gerçeği duymayı, özellikle dünyada Türkiye gibi ülkelerin olan bitenin farkında olduğunu görmeyi hak ediyorlar. Ancak bu yöndeki konuşmalara ve açıklamalara rastlamıyoruz.
Üçüncü olarak, somut eylemler bağlamında, Ahmet Şehit’in Türkiye’ye en kısa sürede ziyaret edebilmesi ve gereken izinlerin verilmesini arzu ediyoruz.
Oldukça aktif bir web sayfamız var. Tüm çalışmalarımızı ve raporlarımızı bu sayfadan edinmek mümkün. Öte yandan pek çok video ve görsele ulaşmak da mümkün. İran’daki sosyal hareketlerin seslerini duyurmalarına yardımcı olmak istiyoruz. Sayfamıza www.iranhumanrights.org adresinden ulaşılabilir. İran’daki gelişmeleri takip etmek isteyenler için zengin ve güvenilir bilgiler bulunuyor.
ORSAM: Son soru olarak, Türkiye’de İran’daki bahsettiğiniz insan hakları ihlalleriyle ilgili bir farkındalık yaratmayı hedeflediğiniz söylediniz. Acaba bu farkındalığın ve belki de hassasiyetin sizin ve çalışmalarınız için taşıdığı önemi açıklayabilir misiniz?
HADI GHAEMI: Türk hükümeti ve halkı İran’da olup biteni önemsemeliler, çünkü öncelikle Türkiye, Brezilya, Hindistan gibi bölgesel güçlerin giderek önemli hale geldiği çok kutuplu bir dünyaya doğru gidiyoruz. Uluslararası ilişkilerde sadece bilgi ile iyi donatılmış bir ülke herhangi bir şeyin kendi çıkarına olup olmadığı yönünde rasyonel kararlar alabilir. Bu nedenle de İran’ın iç dinamiklerini iyi bilmek dış politikada karar almak adına önem taşımaktadır. İkinci olarak ise Arap Baharı ve devrimlerin ardından Suriye’de olduğu gibi çeşitli şiddet olaylarının da yaşandığına şahit oluyoruz. Tük hükümeti ve halkı İran’da olumlu ve yapıcı bir sürecin yaşanması ve bu sürece dahil olmaları adına ülkede neler olduğunu Suriye de olduğu gibi beklemekten ziyade şimdiden bilmeliler. Şiddet yaşandığında ve hükümetler baskıya başvurduklarında, şiddetin de ortaya çıkması kaçınılmaz hale geliyor. Çünkü bu tarz durumlar reform süreci ile sonuçlanabilecek her türlü barışçıl yöntemin önünü kapamakta. Türkiye bu nedenlerden ötürü İran’da yaşananlar ile yakından ilgilenmeli ve dış politikasında geç olmadan İran’ı muhaliflere karşı daha anlayışlı olması ve reform yönünde uyarmalıdır. Üçüncü olarak ise İran’ın önemli ticari ortağı ve komşusu olarak, İran’da hükümetin baskı siyaseti sonucu yaşanabilecek herhangi bir istikrarsızlık ve şiddet durumu, Türkiye’nin binlerce mülteci akınına uğraması ile sonuçlanacaktır. Bu durumda ekonomik anlamda ticaret hacmi kötü etkilenecektir. Sonuç olarak şu an için İran hükümetini barışçıl yönde değişime, durum Suriye’deki gibi şiddet odaklı bir hale dönüşmeden önce ikna etmek için pek çok gerekçe bulunmaktadır. Öte yandan İran, Suriye’den çok daha büyük bir ülke. Bu nedenle durum çok daha vahim, tehlikeli ve tüm bölgeyi de olumsuz yönde etkileyecek boyutlara ulaşma potansiyeli içermektedir, ancak Türkiye’de böyle durumda etkilenecek, bahsettiğim sebeplerden ötürü yaşanacaklardan en çok etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir.
ORSAM: Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.
HADI GHAEMI: Teşekkürler.
* Bu röportaj ORSAM Ortadoğu Uzman Yardımcısı Nebahat Tanrıverdi Yaşar tarafından 10 Mayıs 2012 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir.