Dr. Reyyan: “BM’nin Sayesinde Ürdün Hükümeti Kamplarla İlgilenmiyor ve Kamplardaki Günlük Yaşam Zor Koşullar Altında Devam Ediyor.”
Ürdün Üniversitesi Şeriat Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Muhammed Reyyan ile konuştuk. Ürdün Üniversitesi Şeriat Fakültesi’ndeki öğretim üyelerinin en önemli özelliklerinden biri Ürdün’deki Siyasal İslami hareketlerin entelektüel birikimini sağlamalarıdır. Mesela İhvan’ın şimdiki başkanı Prof. Dr. Hemmam Said fakültenin eski hocalarındandır. Sadece Ürdün’de değil bölgede de etkili olan Prof. Dr. Racih Abdulhamid Kurdi, Prof. Dr. Ahmed Nevfel gibi isimler de aynı fakültede görev yapmaktadırlar. Yrd. Doç. Dr. Reyyan da yukarıda ismi geçen hocalardan sonra gelen kuşağın önemli isimlerindendir. Onu birçoğundan farklı kılan özelliği ise bir Filistin mülteci kampı olan Baka’da dünyaya gelmiş olması. Baka’dan çıkan ve doktora derecesini İngiltere’de başarıyla tamamlayan Yrd. Doç. Dr. Reyyan’la Ürdün’de bulunan mülteci kampları hakkında konuştuk.
BOZKURT: Sayın Reyyan öncelikle kendinizi tanıtabilir misiniz?
REYYAN: İsmim Muhammed Reyyan. 1969 yılında Ürdün'ün Baka kampında doğdum. Lisans ve Yüksek lisans eğitimini Ürdün Üniversitesi'nde tamamladım. Doktora derecesini ise İngiltere'de aldım. Ürdün Üniversitesi, Şeriat Fakültesi Tefsir bölümünde öğretim üyesiyim. Uzmanlık alanım Kur'an metinleri ve modernitenin sorunları. Aynı zamanda Eğitim, Danışmanlık ve Dil Eğitimi alanında faaliyet gösteren Farklı Boyutlat Merkezi’nin müdürüyüm.
BOZKURT: Sayın Reyyan, Baka'da doğdum dediniz. Baka Ürdün'deki en büyük Filistin mülteci kampı. Kamptaki hayattan bahsedebilir misiniz?
REYYAN: Baka Ürdün'deki birçok kamp gibi 1967-1968 yıllarında kurulmuş olan bir kamp. Kampta ilk olarak çadır şeklinde bir yapılanma oldu. Daha sonra geçici çadırlar, kalıcı olmaya başladı. Yani bir oda ve etrafında biraz arazisi olan kalıcı yerler haline gelmeye başladı. Derken betonarme şeklinde yapılar inşa edildi ve nihayetinde bugünkü şeklini aldı. Kampın hizmet durumu çok zayıf. İnsanlar çok fakirler ve can sıkıcı bir hayat yaşamak zorundalar. Kampın nüfusu 1967 yılından 2000'e 100 bini buldu. Şimdi ise 150 bine yaklaşıyor. Alan çok dar. 1 km2den biraz fazla. Böylesine küçük bir alanda 100 bin insanın yaşadığını düşünün. Örneğin benim evim 100 m2 idi. Evlerdeki nüfus 10-12-15 aralığında değişiyor. Birleşmiş Milletler (UNRWA) şartları biraz iyileştirdi ancak hayat hala zor şartlar altında devam ediyor. Caddeler, sokaklar bakıma muhtaç halde. Altyapı sorunlarının yanı sıra ciddi sosyal sorunlar da mevcut. Ancak şunu da belirtmeliyim ki bütün zor şartlara rağmen bu kamp çok sayıda alim, profesör, mühendis yetiştirmiştir.
BOZKURT: Siz de bu kamptan başarı ile çıkıp Ürdün'ün en prestijli üniversitesinde hocalığa kadar yükseldiniz. Kampta nasıl bir ortamda okudunuz? Ve Filistin insanının yapısından kısaca bahsedebilir misiniz?
REYYAN: Küçük bir sınıfta 50-60 çocuk bir arada okuduk. Yine küçücük sıralara 3'er 4'er kişi sıkışırdık. Biz kamptaki insanların şehirdekilerden daha az zeki ve çalışkan olmadıklarını ispatladık. Aynı sınıfta okuduğumuz 7 arkadaş şimdi aynı üniversitede hocalık yapıyoruz. Ben ilahiyatçı, biri matematikçi, biri kimyacı, biri ingilizce hocası bir diğeri fizikçi oldu. Her birimiz bir alanda uzmanlaştık. Fırsatlar ve şanslar şehirdeki kadar olmasa da biz, yokluğu da değerlendirmesini bildik. Filistin insanının yapısına gelince Filistin insanı dünyanın en zeki ve çalışkan insanlarındandır. Yeter ki fırsat verilsin. Körfez ülkelerindeki işçilere, doktorlara, mühendislere bakarsanız çoğunun Filistinli olduğunu göreceksiniz. Ürdünlü olanların çoğu da Filistin asıllıdır. Bu insanların toprağı, yaşam yeri yok, dolayısıyla bu insanlar kendisini geliştirmenin yollarını arıyorlar. Ürdün'de toprağa, Suud'da petrole, Endonezya'da denize yatırım yapılıyor. Biz ise insana yatırım yapıyoruz.
BOZKURT: Ürdün'de kaç tane Filistin mülteci kampı bulunmakta?
REYYAN: 10'dan fazla Filistin mülteci kampı bulunmakta. Baka, Gazze, Suhne, Hısn bunlardan bazıları.
BOZKURT: Ürdün’deki kampları gözlemlerken Gazze kampının diğerlerine göre daha mahrum olduğunu gördük. Örneğin kanalizasyon şebekesi yerin üstünde. Evine misafir olduğumuz aile kimlik kartlarının dahi olmadığını söyledi. Yani onlar ne Filistinli ne de Ürdünlü. Biraz Gazze kampından bahseder misiniz?
REYYAN: Bu kampta daha çok Gazzeli Filistinliler yaşamakta. Bu sebepten kampın ismi Gazze kampı. Kampta 4 bine yakın derme çatma ev bulunuyor ve yaklaşık 40 bin insan yaşıyor. 1948 ve 1967 yıllarında sığınanlara, yani iltica edenlere vatandaşlık verilmiştir. Ancak bu tarihlerden sonra gelenlere vatandaşlık verilmemiştir. Devlet orada yaşayanlara her iki yılda bir geçici olarak kimlik kartı ve numarası vermektedir. Bu sebepten ötürü mahrumiyet biraz daha fazla.
BOZKURT: Sayın Reyyan insanlar kampların düzensizliğini, mahrumiyetini kabullenmiş gibi. Bu durumu nasıl izah ediyorsunuz ve devlet kamplara karşı neden bu kadar ilgisiz davranıyor?
REYYAN: Bunun iki temel nedeni var. Birincisi kamplarda Filistinli mültecilerle ilgilenen UNRWA var. Hükümet, BM sizinle ilgileniyor deyip işin içinden çıkıyor. İkinci neden ise insanlarda hala Filistin'e dönme düşüncesi var. Dönüş haklarından bahsediyorlar. İnsanlar, bu umutla kamplara fazla yatırım yapmıyor. Çünkü yatırım yaptıkça aidiyetlik duygusunun artacağı düşüncesi hakim.
BOZKURT: Sizce kamp ve şehir hayatının ayrıldığı üç temel nokta nedir?
REYYAN: Şehir ve kamp hayatlarının birbirlerinden ayrıldığı üç temel noktayı iş imkanları, temizlik ve sağlık konuları olarak sıralayabilirim.
BOZKURT: Peki, bu kamplarda bir aile ortalama ne kadar para kazanabiliyor? Ve daha iyi bir yaşam için ne kadar kazanmalıdır?
REYYAN: Bu konu ile alakalı bende net bir bilgi mevcut değil ancak aileler ortalama 300-400-500 JD(1) aralığında kazanabiliyorlar. Tabi şehirde fırsatlar daha fazla. Ancak kamplarda da ev kiraları daha düşüktür. Ne var ki geri kalan masraflar yiyecek, içecek, giyisi, ulaşım, tıbbi ihtiyaçlar hemen hemen aynıdır. Daha iyi şartlar içinde bir yaşam sürdürmek için en az 600 JD'ye ihtiyaç var. Ürdün hükümeti 300 JD'nin altını fakirlik sınırı olarak açıklamıştı. Yapılan son araştırmalara göre bu sınır 500 JD olarak belirlenmektedir. Ancak gözden kaçırmamanız gereken nokta bu hesapların 4 kişilik bir aile üzerinden yapıldığıdır. Kamplarda ise aileler 10-12-15 kişiden oluşmaktadır.
BOZKURT: Sayın Reyyan müsadenizle bir soru da Ürdün'ün sosyal yaşamıyla alakalı sormak istiyorum. Ürdün halkından bahsedilirken iki şekilde bahsediliyor. Ürdün asıllılar ve Filistin asıllılar. Bu ayrım günlük hayatta nasıl yapılıyor?
REYYAN: Malumuzun bundan 100 yıl önce Ürdün ve Filistin diye bir yer yoktu. Bilad-ı Şam vardı. Bu ayrım yeni yeni şekillenen bir olay. Kimin nereli olduğunu anlamanın yolu aile isminden geçiyor, yani soy isminden. Kişinin soyismine bakıp babasının ve dedesinin nereden geldiğini anlayabiliyorsunuz. Ancak her iki tarafta da bulunan soyisimler mevcut. Örneğin ben Filistinliyim, soyismim Reyyan. Aynı soyisim Ürdünlülerde de var. Şövbeki ve Buduş soyisimleri de böyledir.
BOZKURT: Ürdün'de Filistin asıllılar halkın yüzde kaçını oluşturuyor?
REYYAN: En az % 60'ını oluşturuyor. % 40'ını da Ürdün asıllılar. 3,5-4 milyon aralığında bir Filistinli nüfustan bahsediyoruz. Ancak bunların 500 bini kamplarda yaşıyor.
BOZKURT: Vermiş olduğunuz rakamlar resmi kaynaklarda nasıl geçiyor?
REYYAN: Resmiyette, yani kağıt üstünde bir ayrım yok. Çünkü herkes Ürdün pasaportu taşıyor. Bu ayrım daha çok pratik hayatta. Resmi makamlar mevzuya dair belirttiğim rakamların tam tersi bir rakamdan söz ediyor. Yani % 60 Ürdün asıllı, % 40 Filistin.
BOZKURT: Pratik hayata dair bahsetmiş olduğunuz bu ayrımın yansımaları nasıl oluyor ve siz böyle bir ayrımcılığa maruz kaldınız mı?
REYYAN: Belirttiğim gibi günlük hayata yansımaları resmiden ziyade psikolojik boyutta. Filistin asıllı bir Ürdünlü, Ürdün asıllı bir Ürdünlünün bulabildiği kadar rahat iş imkânı bulamıyor. Örneğin, üniversiteye gittiğinizde genel bir durum var. Biz bunu "Ürdünleştirme" diye nitelendiriyoruz. Orada herşeyin orjinal Ürdünlülerin olması noktasında bir girişim var. Bunu psikolojik olarak yaşıyorsunuz. Bana dair sorduğunuz soruya gelince Filistin asıllı biri olarak orada çalışıyorum ancak geçmişte bu tarz bir olay benim başıma gelmedi.
BOZKURT: Sayın Reyyan müsaadenizle son sorumu Türkiye'ye dair sormak istiyorum. Türkiye'ye dönem dönem gidiyorsunuz. Ve Türkiye'de özellikle ilahiyat camiasında tanınan bir isimsiniz. Türkiye ile alakalı ne söylemek istersiniz.
REYYAN: İstanbul'u ziyaret ettiğimde, uçaktan inişimde Osmanlı medeniyetinin kokusunu alıyorum. İstanbul caddelerinde yürürken tarihi taşlar Ey Müslüman! Burası İstanbul, dedelerinin mekanı diye bağırıyor, haykırıyor. Türkiye gerçekte bana göre Müslüman Araplar için bir gelecektir. İnsanlar hep Avustralya, Amerika için fırsatlar ülkesi diyor. Ancak bana göre Türkiye fırsatlar ülkesi. Mevzu sadece maddi değil. Mevzu madde ile olduğu kadar kültürle, tarihle ve medeniyetle de alakalı. Ben Türkiye'de bulunduğum süre içinde kendimi garip hissetmiyorum; evimde gibi hissediyorum. Türkiye bizim için bir gelecektir. İnşallah biz de bu geleceği karşılayacağız. Allah'tan Türkiye'nin daha güçlü olmasını ve aramızdaki ilişkileri daha da kuvvetlendirmesini diliyorum.
BOZKURT: Sayyın Reyyan bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.
REYYAN: Ben teşekkür ederim.
(1) 1 JD (Ürdün Dinarı) yaklaşık olarak 2.5 TL'dir.
* Bu söyleşi Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim elemanlarından Araş. Gör. Abdulgani Bozkurt tarafından 9 Ağustos 2012 tarihinde Amman’da gerçekleştirilmiştir.