Mahmut Çelebi: “Farklı Düşüncelerimiz Olsa Bile Tek Gayemiz Türkmeneli Olmalıdır”
Irak’ta Türkmen siyaseti denince akla gelen ilk isimlerden biri Mahmut Çelebi’dir. 1991 yılında başladığı siyasi hayatının yanı sıra “İhsan Doğramacı Erbil Vakfı” Başkanı olarak özellikle eğitim alanında birçok projeye imza atmış olan Çelebi ile Erbil’de bir araya gelme imkanı elde ettik. Mahmut Çelebi ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide Başkanı olduğu Vakfın faaliyetleri, Türkmen siyaseti, Kürt bölgesindeki siyasi ortam konularını ele aldık.
ORSAM: Öncelikle kendinizi tanıtabilir misiniz?
MAHMUT ÇELEBİ: Ben 1946 yılında doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Erbil’de bitirdim. Türkiye’de Gazi Üniversitesi’nde Mimarlık okudum. 1991 yılından sonra, Saddam güçlerinin Kuzey Irak’tan ayrılmasıyla siyasi hayatım başladı. 1994 yılında Bağımsız Türkmenler Hareketi’ni kurduk. Türkmen tarihinde bugüne kadar hiçbir siyasi hareket bizim kadar üye sahibi olamadı. 47.600 üyemiz vardı. Sonra bazı nedenlerden dolayı bu hareket kapatıldı. Ben bu bağımsız hareketin yurtdışı sorumlusuydum. Tüm Avrupa’yı gezdim. Elimden geldiği kadar propagandasını yaptım. Sonrasında İhsan Doğramacı Erbil Vakfı kuruldu. Yerel seçimde bizden bir liste talep edildi ve biz de bir liste sunduk. Adımız “Erbil Türkmen Listesi” oldu. Ben bu listenin başkanıyım.
Baba tarafım Selçuklular Dönemi’nde Irak’a gelmiştir. Annemler ise IV. Murat ve Kara Mehmet Paşa’nın ordusuyla birlikte Erbil’e gelmiş ve burada kalmıştır. Doğramacızade Kara Mehmet benim anne tarafımdır. Çanakkale Savaşı’na Erbil’den katılanlardan sadece 19’u geri dönebilmiş. Biz o 19 kişinin torunlarıyız. Erbilliler bana hep “Bizim dedelerimizin kanının olduğu bir ülkeye pasaportla girmemiz doğru mu?” diye sorarlar. “Türk Bayrağı’ndaki kırmızı renkte benim dedemin kanı var.” diyen insanlar şu anda pasaport için sıra bekliyorlar. Ben bu konu için İçişleri Bakanlığı’yla görüşmeler yaptım ancak şu ana kadar bir sonuç almış değilim. Çanakkale Savaşı’nda şehit olanların torunları yaklaşık 30-40 kişi. Onlar için bir düzenleme yapılabilir. Vatandaşlık verilebilir. En azından Türkiye’ye girmeleri İngilizlerle, İsraillilerle yani yabancılarla aynı şekilde olmayabilir.
Önemli olan bir diğer konu eğitimdir. Bir millet ancak eğitimle ayakta kalabilir. Eğitimsiz bir insan vasıfsızdır. Vasıfsız insanlarda maalesef bu asırda kendilerine yer bulamazlar.
Bugün Irak’ta 3,5 milyona yakın Türkmen vardır. Türk milleti maalesef dünyanın her yerinde çok çabuk asimile olan bir millettir. Biz Çin Seddi’nden Polonya’ya kadar imparatorluk kurmuş bir milletiz. Nerede bu insanlar? Hindistan’da 600 senelik Babür İmparatorluğu vardı. Şu an bir tane Türk var mıdır Hindistan’da? Hepsi asimile olmuş. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan bugüne kadar tek bir milli devlet var oldu. O da Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatta olduğu süreçte. Bizim Irak’ta haklı bir davamız var. Toprak bizim, şehir bizim. Ancak Erbil’de Türkçe tek kelime göremiyorsunuz. Erbil’de çarşıları bir gezin. Bakın insanlar hangi dili konuşuyor. 1937’de Irak anayasasında Irak’ın genelinde Arapça, Kuzey Irak’ta ise Kürtçe ve Türkmence resmi lisandı. 1937’teki anayasa bugünkü anayasaya nazaran daha demokrattı. Bizim arkamızda duracak bir devlet olması lazım. Kim var? Bizi Birinci Dünya Savaşı’nda çağırdılar, Çanakkale Savaşı’nda çağırdılar. Seve seve gittik. Bugün de çağırsalar yine gideriz. Size bir örnek vereyim; Kıbrıs Savaşı’nda Türkiye’de gönüllü olarak ilk adını yazdıran benim. O zamanlar öğrenciydim. Sabah 6’da gittim adımı yazdırmak için. Bugün ihtiyaç olsa yine aynı şeyi yaparım. Ancak siz de bize biraz yardım edin. “Gelin Irak’ta savaşın” demiyoruz. Artık savaşma zamanı değil zaten. Bizim istediğimiz politika, ekonomi, eğitim gibi alanlarda destek görmek. “Yurtta sulh, cihanda sulh” kelimesi bence yanlış anlaşılıyor. Atatürk “yurt” ile bugünkü Türkiye’yi kastetseydi “Anadolu” derdi. Yurt dendiği zaman Türklerin yaşadığı tüm topraklar anlaşılmalı. Eğer bu coğrafyada barış olursa tüm dünyada barış olur.
ORSAM: İhsan Doğramacı Erbil Vakfı’nı biraz tanıtabilir misiniz?
MAHMUT ÇELEBİ: Bildiğiniz gibi İhsan Doğramacı Erbilli’dir. Az önce söylediğim gibi Kara Mehmet Paşa’nın torunlarıdır bunlar. İhsan Doğramacı’nın babası Ali Paşa Osmanlı Ordusu’na büyük hizmetler yapmıştır. İhsan Doğramacı çok iyi bir Türkmendi. Gece gündüz aklında Türkmenler vardı. İhsan Doğramacı Erbil Vakfı’nı kurdu ve Türkiye’deki tüm vakıfları bu çatı altında topladı. Hayattaki tek uğraşı bu vakıf idi. Elinden geldiği kadar hizmet sundu. Belki 200-300 kişinin ağır ameliyat masraflarını, konaklamalarını, yol paralarını karşıladı. Ayrıca bazı hastanelerle anlaşıldı. Türkmenlere indirim yapılması sağlandı. Bunlara ek olarak kültürel faaliyetlerimiz de var. Mesela geçenlerde Musul Başkonsolosluğu’nda Erbil’deki folklor ekibimiz bir dans gösterisi yaptılar. Şu an bir duraklama dönemindeyiz. Bütçe yetersizliği yaşıyoruz.
ORSAM: 1991’den sonra tüm Irak muhalefetinin olduğu gibi Türkmen siyasetinin de ana merkezi Erbil idi. 2003’ten sonra bu siyasi hareketlenme biraz daha duraksadı. Özellikle 2009’dan sonra Erbil Türkmen Listesi’nin de kurulmasıyla beraber Türkmen siyasetinin yeniden yükselmeye başladığı görülüyor. Siz Erbil’deki Türkmen siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
MAHMUT ÇELEBİ: 36. paraleli maalesef tüm insanlara tek bir çizgi olarak gösterdiler; 36’nın kuzeyi, 36’nın güneyi. Eğer bu 36. paralel tek bir çizgi olmuş olsaydı bugün Kuzey Irak olmazdı. 36. paralelin kuzeyinde Musul var. Musul’un nüfusu 3 milyondan fazladır. Bu nüfusun 1 milyona yakını Türkmen. Az sayıda Kürt var. Geriye kalanlar ise Arap. Erbil’de Kürt var Türk var. Kerkük ve Süleymaniye dahil değil. Yani 36. paralelde herhangi bir ırkın egemenliği olmazdı. Hiçbir grup ben hakimim diyemezdi. Saddam Hüseyin zamanında Kürdistan Otonom Bölgesi vardı. Zaho’dan başlar, Erbil’i kapsar, Kerkük’ü dışlar ve Süleymaniye’de biter. Yani 36. paraleli geçer. Bize anlatılan 36. Paralel Saddam Hüseyin’in otonom bölgesiydi. Gerçek bu idi ancak kimse bunu bilmiyordu. Herkesten gizlendi. Bu sayede Kürtler egemen oldu. Bu olaylar olurken biz Türkmenler olarak seyirci bile değildik. Doktor Muzaffer Aslan’ın başkanlığında Irak Milli Türkmen Partisi kuruldu. Erbil’de büyük güç kazandılar. Kayseri çarşısında mavi gömlekli akıncıları görüyordunuz. Parti güçlenmeye devam edip 5-6 bin üye kazanınca ikiye bölündü; Birlik Partisi ve Irak Milli Partisi. Bu sefer Birlik Partisi güçlendi. Ancak üyeler sadece Kerküklü idi. Sonrasında Bağımsız Türkmenler Hareketi ortaya çıktı. Az önce söylediğim gibi 46 bin üyesi oldu. Sonrasında bu partileri birleştirmek için Irak Türkmen Cephesi (ITC) kuruldu. O dönemde iki Kürt grup anlaşamıyorlardı ve Türkmenlerden yardım istemişti. O derece güçlenmiştik. Ancak Türkiye’deki birtakım kurumların yaşadıkları anlaşmazlıklar yüzünden bunların hepsi bozuldu. İhsan Doğramacı devre dışı bırakıldı. Her yerde bir “baş” olması lazım. ITC’nin kurucularından birisi benim. ITC’nin bayrağını tasarlayan bile benim. Bizim zamanımızda ITC sadece Erbil ile sınırlı kalmıştı. Çünkü Kerkük’te, Musul’da Saddam vardı.
ORSAM: 2003 sonrasında neler değişti?
MAHMUT ÇELEBİ: 2003’te Kerkük’e geçildi. Sonrasında Erbil bölgesi tamamen ihmal edildi. Bu nedenle başka güçler bölgeye hakim olmaya başladı. ITC üyeleri teker teker ayrıldı ve yerel hükümete bağlı Türkmen Partileri kuruldu. Ben bunu onaylamasam bile insanları anlayabiliyorum. Ortada kalmışlardı ve bu yola başvurdular. Şu anda ITC’nin yönetim kulunda bir tek Erbilli var. Neden bu kadar az? Ben bu nedenle bir önerge sundum. Önergede ITC baş olarak kalsın dedim. Ancak Erbil’in durumu Kerkük’ten, Kerkük’ün durumu Tikrit’ten farklıdır. Mesela Erbil’de Şii-Sünni meselesi yok. Ancak Telafer’de ya da Musul’da hem Arap, hem Türkmen, hem Sünni hem Şii var. Ben buradan Telafer’i idare edemem. Telafer sokaklarında kim beni tanır. Kerkük’te hem Arap, hem Kürt, hem Türk, hem Sünni, hem Şii var. Yani her bölge birbirinden farklı konumdadır. Bu nedenle her vilayette ITC’ye bağlı olmak kaydı ile bir heyet kurulmalıdır. 5000 üyeden az olanlar bu meclise alınmasın. Yönetim kurulu bu heyetlerden oluşsun. ITC’nin başını da bu yönetim kurulu belirlesin. Ancak ITC’nin kararları “tavsiye kararı” şeklinde olsun. Çünkü Musul’dan çıkacak bir karar Erbil’e uymayabilir. Bırakılsın her vilayet kendi idaresini kendisi yapsın. Ama son karar ITC’nin olsun. ITC, Irak politikasını ve yurtdışı politikasını idare etsin. Ama içişlere karışmasın. ITC’nin yurtdışı teşkilatlarının kimlerin elinde olduğuna bakın. Neden bir tane Altunköprülü yok? Neden tek bir şehre mahsus. Size “Nerelisin?” diye sorulduğu zaman ben “Kars Türküyüm” der misiniz? “Türkiyeliyim” dersiniz. Ama bize sorulduğu zaman “Ben Kerkük Türkü’yüm” diyorlar. Kerkük bir semboldür. Çok şehit vermiştir. Ama Telafer’in de 10 bin şehidi var. 3 Tümen yok olmuş. 5 bin kişilik Altunköprü’de 90 kişi hayatını kaybetmiştir. Erbil’de 6 bin kişi şehit olmuştur. Yani Türkmeneli topraklarının tamamı kanla yoğrulmuştur. Kerkük, başımızın üzerindedir. Keşke Türkmeneli olsa Kerkük de başkentimiz olsa. Ama bir Erbilli’yi zorla Kerküklü yapamazsınız. Sözlerim Kerküklülere değil. Sözlerim 40 senedir buraya gelmeyen, Türkiye’de yaşayıp bizim hakkımızda karar verenlere. Ben 14 Temmuz Katliamı’nda, İran Savaşı’nda, Amerika savaşında, Saddam’ın buraya girmesinde, her olayda Erbil’deydim. Kaçabilirdim ama kaçmadım.
ORSAM: 2009’da tekrar siyasete dönmenizi sağlayan sebep neydi?
MAHMUT ÇELEBİ: Memleket sevgimdi. Bugün Irak’ın en okumuş kesimi Türkmenlerdir. Ama en zayıf olanı yine Türkmenlerdir. Kendi memleketlerinde politik hakları olmayanlar Türkmenlerdir. Bunları görüp de durmak olmaz.
ORSAM: Kürt bölgesi iç siyasetinde son dönemde en çok konuşulan konuları nelerdir?
MAHMUT ÇELEBİ: Bölgemizde iki büyük sorun var. Birisi Kürt Yönetimi ve Irak Hükümeti arasındaki tatsızlık. Biz 100 seneden fazla bir aradayız. Doğrudur başka milletleriz ama eğitimimiz, adetimiz, örfümüz hep birbirine karışmış. İster Kürt, ister Arap, ister Türkmen, ister Hıristiyan; bir aileyiz. Vatan hepimizin, din Allah’ın. Bir çatışma olmasından çok korkuyoruz. Hangisi şehittir, hangisi canidir? Her şey diyalog yoluyla çözülebilir. İkinci sıkıntımız ise Suriye’de yaşanan olaylar. Suriye’den gelen mültecileri gördükçe içimiz parçalanıyor. Ben de 1991’de Türkiye’ye göç ettiğim için onların yaşadıklarını tahmin edebiliyorum. İltica nedir iyi bilirim.
Türkiye’de yaşayan ciddi bir Kürt nüfusu var. Ancak seçim sonuçlarına baktığımız zaman BDP’nin aldığı oy 2 milyon 150 bindir. Yaklaşık 15 milyon insan BDP’ye oy vermemiş demek ki. Türkiye Hükümeti neden bu 15 milyon insanı değil 2 milyon insanı muhatap alıyor? Bu da benim kafama takılan sorunlardan birisi. AK Parti iktidarı gözü pek ve cesur bir iktidardır. Şimdiye kadar herhangi bir başbakanın gitmediği yerlere Erdoğan gitmiştir. Kaygan bir zemin var. Araplar, “Geceler gebedir. Sabahları dünyaya ne gelir belli olmaz” derler. İnşallah yakın zamanda güzel bir çocuk dünyaya gelir.
Kürtler arasında her ne kadar fikir ayrılığı yaşansa da tek hedefleri var o da “Kürdistan”dır. Kürdistan Komünist Partisi, Kürdistan İslami Birlik Partisi, Kürdistan Sosyalist Partisi, Kürdistan Demokrat Partisi; hepsinin başında bir Kürdistan var. Hedefleri Kürdistan ve hedeflerine emin adımlarla yürüyorlar. Maalesef Türkmenler de bu yok. Benim arzum farklı düşüncelerimiz olsa bile tek gayemizin Türkmeneli olması. Kürtlerin idaresi altında üst düzey kişiler ile Türkmenler arasında herhangi bir sorun yok. Ama alt kademelerle büyük sıkıntılarımız var. Biz Sayın Barzani ile görüştüğümüzde birçok vaat veriyorlar. Barzani’nin bir huyu vardır. Yapamayacağı bir şey varsa yapamam der. Bize söz veriyor ama neden bizim istediğimiz olmuyor. Demek ki alt kademedekiler bu işi yapmıyor.
ORSAM: Son olarak, Erbilli bir Türkmen olarak Türkiye vermek istediğiniz mesaj nelerdir?
MAHMUT ÇELEBİ:: Allah Türkiye’yi başımızdan eksik etmesin. Bugün Türk aleminde tek baş Türkiye’dir. Türkiye güçsüz olursa yurtdışındaki tüm Türkler de yok olur. İktidarda kim olursa olsun biz hep Türk Barağı’nın arkasındayız.
ORSAM: Çok teşekkür ederiz.
* Bu söyleşi ORSAM uzmanları tarafından 19 Kasım 2012 tarihinde Irak’ın Erbil şehrinde gerçekleştirilmiştir.