Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Souissi Muhammed V Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü Abdülaziz Karraky ile Söyleşi

Karraky: “Demokrasi tüm bu sorunların çözüme ulaşmasını sağlayacaktır ve bölgedeki insanların da bunun farkında olduklarına inanıyorum” 

 

Tanınmış bir insan hakları savunucusu ve Rabat'taki Souissi Muhammed V Universitesi'nde öğretim üyesi olan Abdülaziz Karraky ile Fas'taki ve bölgedeki gelişmeler hakkında görüştük. Karraky, insan hakları ve süregelen protesto gösterileri bağlamında yeni anayasanın ardından Fas'taki reform sürecini değerlendirdi. Ayrıca Tunus'taki son gelişmelere ilişkin gözlemlerini de paylaştı.      

 

ORSAM: Sayın Abdülaziz Karraky, öncelikle söyleşi talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. ORSAM okurları için kendinizi tanıtır mısınız?   

 

KARRAKY: Ben Abdülaziz Karraky. Rabat'taki Souissi Muhammed V Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olarak görev yapmaktayım. İnsan hakları alanı dışında Fas halkının tanıklık ettiği siyasi değişimler üzerine de çalışmalar yürütüyorum. Ayrıca İnsan Hakları Danışma Konseyi Genel Sekreteri danışmanı olarak görev yaptım. Yoksullukla mücadele Araştırma Merkezi üyesi olma şerefine de eriştim. Bunun yanı sıra, demokrasi çalışmaları yürüten Arap ağı üyeliği beraberinde, yakın zaman önce Fas Anayasası'nda eşit paylaşıma ilişkin yasa tasarısı hazırlamaktan sorumlu bilimsel komiteye üye seçildim.           

 

ORSAM: Sayın Karraky, Arap Baharı'nın yayılmasının ardından protesto dalgası Fas'ta da etkisini gösterdi. Örneğin 20 Şubat Hareketi; Rabat, Kazablanka, Marakeş, Fez, Agadır ve Tangiars'ta birçok protesto gösterisi düzenledi. Fas'ta gerçekleştirilen bu gösterileri nasıl değerlendiriyorsunuz?  

 

KARRAKY: Fas'taki 20 Şubat Hareketi'nin başlangıcıyla Arap Baharı'nı çözüme ulaştırmak için ülkede gerçekleştirilen protesto gösterileri hiç de yeni sayılmaz. Nitekim Fas'taki protestolar uzun zamandır devam etmektedir ve başkent Rabat'a yürüyenler, ana caddelerde gerçekleştirilen protesto gösterilerinin genellikle Meclis veya bakanlık merkezlerine doğru yoğunlaştığını ve yayıldığını görmektedirler. Bilindiği gibi, Fas tarihinde görülen önceki protesto hareketleri genellikle çok acılı bir şekilde son bulmuştur. Söz konusu protestoların Arap Baharı ile başlamadığını görmek için 1965 ve 1981 yılları arasında meydana gelen gelişmeleri bilmek yeterli olacaktır. Uzun zaman boyunca, Fas'ın yavaş yavaş kapsamlı insan hakları ihlallerine doğru sürüklenmesine yol açan adalet ve uzlaşmayla ilgili vahim meseleler söz konusu olmuştu. Bu açıdan baktığınızda da, Fas'ta gerçekleştirilen protestolardaki sloganların neden insanların sistemde reform talepleriyle dolup taştığını anlayabilirsiniz; aslında halkın niyeti rejimi devirmek değil. Ama şunu da belirtmek gerekir ki; 20 Şubat Hareketi, artık kadınlar ve gençleri dışlamanın ve Fas'taki insanları korkuyla sindirmenin mümkün olmadığını da kanıtlamıştır. Belki de söz konusu hareketin Fas'a sunduğu en büyük hediye; haklar, özgürlükler ve yetkili makamlar arası ilişkilerde geniş bir yelpaze sunan yeni anayasadır.                      

 

ORSAM: Sayın Karraky, Fas'ın şu an yeni bir anayasası ve yeni siyasi tasarıları mevcut. Ayrıca önceki yıl da parlamento seçimleri düzenlendi ve yeni bir hükümet kuruldu. Fas'taki bu reform sürecine ilişkin görüşlerinizi paylaşır mısınız? Yeni anayasa ülkenin siyasi yaşamına ne gibi değişiklikler getirdi?      

 

KARRAKY: Bana göre Fas'ta meydana gelen siyasi reform bir ölçüde geç kalınmış bir reformdur, zira en geç 2002 yılında gerçekleştirilmesi gerekirken maalesef süreç bu yönde gerçekleşmemiştir. Toplumsal alana öncelik verilmesi gerektiği inancı özellikle bazı aktörler için yaygın bir hâl almıştır, ama kesin olan bir şey varsa o da, demokrasiye geçişte yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğudur; ne var ki 2011'e kadar bu gerçekleşmemiştir. Örneğin Arap Baharı, halkın daha iyi bir gelecek arzusunu ifade etme şekli olarak değişimi Anayasa yoluyla gerçekleştirmiştir.        

 

Fas'taki değişim ise birçok veri yoluyla tasdiklenmiştir. Öncelikle, sistem parçalanarak değil, uygun bir şekilde değişime uğramaktadır. İkinci olarak, toplumdan türeyen kurumlar zorluklara meydan okuyabilir ve gelecekte de devam edebilir. Üçüncü olarak ise, insan hakları ve özgürlükler konusu tarih çarkının işlemesinde daima zorlu bir yere sahip olmuştur. Yeni anayasa, burada sözü geçen birkaç alanda değişikliğe yol açsa da biz aşağıda belirtilen alanlardan bahsedeceğiz: Anayasa temel haklar ve hukukun üstünlüğü ilkesinin kapsamını genişleten yeni bir yaklaşım benimsemiştir. Yargı yetkisi aynı zamanda şu hakları da korumaktadır: Siyasi partilere ve sivil topluma anayasal kurumlar konusunda yeni yetkiler verir; seçimleri siyasi iktidara gelmenin tek yolu olarak belirler; hükümetin parlamenter çoğunluktan oluşmasını garanti eder; başbakanın, çoğunluğu kazanan siyasi partiden atanması gerekliliğini zorunlu kılar; yetkili makamlar arası ilişkilerdeki dengeyi yeniden kurar;  yargının bağımsızlığını ilan eder; yeni bir yönetişim sistemi geliştirir; vatandaşların yerel ve ulusal düzeyde dilekçe sunmalarını mümkün kılar. Fas siyasi sisteminin getirdiği temel reformlar konusunda tarafsız bir şekilde bakabilen biri Anayasa'daki bazı maddelerin gerçeküstü olmadığını görebilir. Buna ek olarak, Kral, Anayasa'nın demokratik yorumlarının sadece resmi yorumlar olabileceğini ve tüm siyasi güçlerin bütün gereklilikleri yerine getirmeye devam edeceğini belirtmiştir.                                       

 

ORSAM: Aynı zamanda bir insan hakları savunucususunuz. Fas'ta insan haklarına ilişkin mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

KARRAKY: İnsan hakları 90'lı yıllardan bugüne büyük bir gelişme göstermiştir. Söz konusu hakların korunması ve gelişimini izlemek üzere birtakım kurumlar kurulmuştur. Bunlar: Ulusal konsey hâlini alacak İnsan Hakları Danışma Konseyi ile aracı ve idari mahkemelerin yerini alacağı Şikâyet Kurulu olarak sıralanabilir. Tüm bunlar adalet ve uzlaşmayı beraberinde getirecektir. Bence bu gelişmeler söz konusu alanlarda birçok soruna çözüm getirmişse de 2011 Anayasası'nın asıl getirisi bu düzeyde sağladığı gerçek bir dönüşümdür. Aslında Fas toplumunun gelişimi insan hakları konusunda genellikle bir kırmız hat teşkil eder.         

 

ORSAM: Arap Baharı'nın ODKA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) siyasi alanına getirdiği yeni dinamikler nelerdir? Bilhassa muhalefet liderine yönelik suikastın ardından Tunus'taki son gelişmeleri göz önünde bulundurduğumuzda, bölgedeki demokratikleşme konusunda iyimser düşünebilir miyiz? 

 

KARRAKY: Belki de Arap Baharı'nın bölgedeki en önemli başarısı, baskı korkusuna meydan okumak olmuştur. Tarihsel gelişmelerin de sürekli ortaya koyduğu gibi, insanlar onursuz bir yaşam sürmek yerine ölmeyi tercih etmişlerdir. Bu durumda değişim şarttır. Adil bir zenginlik dağılımının olmaması çeşitli seviyelerde toplumsal grupların oluşmasına yol açmıştır. Sonuç olarak da bölgedeki geniş kitleler bunun ağırlığını omuzlarında hissetmektedirler. Özellikle de medyadaki gelişmeler kıyaslama yapma olanağı sunmuş ve demokrasiye geçişi kaçınılmaz kılmıştır. Tabii ki tüm bunlar kısa sürede gerçekleşmeyecektir ama önemli olan bir yerden başlamak; bugün bölgede demokratik meşruiyetten başka yasama kaynakları benimsemek artık mümkün değil. Elbette bazı farklılıklar olmuş veya Tunus'taki gibi şiddet olayları ve suikastlar bazı dalgalanmalara yol açmış olabilir; fakat bunlar bölgedeki gelişmeleri durdurmayacaktır. Bölge halkı buraların, çoğulculuğun tanımadığı zulümlerden maruz kaldığını ve demokrasinin tüm bu sorunlara çözüm olacağını unutmamalıdır. Ve bence bu bölgedeki halk da bu gerçeğin farkında.    

 

ORSAM: Son sorumuz ise Türk dış politikası konusunda olacak. Türkiye'nin bölgeye yönelik yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

KARRAKY: Türkiye yirminci yüzyılın ikinci yarısında büyük değişikliklere tanıklık etmiş bir ülke ve Türk kültürünün birçok unsuru artık sadece Türk halkına özgü olmayıp dünyanın birçok alanına da yayıldığı için Türkiye bugün küresel anlamda da varlığını göstermektedir. Bana göre Türkiye'ye sıkı sıkıya bağlı olan demokrasi etkili bir güç sağlarken stratejik olarak da ülkeyi bölgede etkin bir konuma getirmiştir. Türkiye'nin, bir zamanlar dünyanın çoğuna hâkim olan Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasını devraldığını ve geçmişten birçok ders aldıklarını unutmamalıyız ve bugün de büyük bir güvenle ileriye doğru adımlar attığını görüyoruz. Dolayısıyla da Türkiye siyasi olarak tavrını ortaya koyabilmektedir. Türkiye'nin önemi konusunda çalışmalar yapmış ve Türkiye'nin Akdeniz'de uzlaştırıcılık kabiliyetine sahip bir ülke olduğunun farkında biri olarak; Türkiye konusunda, bölgede bir savaşa müdahil olma ihtimalinin endişe verici olduğunu söyleyebilirim. Böyle bir durum birçok bakımdan olumsuz etki doğurabilir.           

 

ORSAM: Sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz.

 

* Bu röportaj Nebahat Tanrıverdi O Yaşar tarafından 20 Şubat 2013 tarihinde internet üzerinden gerçekleştirilmiştir.

  

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar