Ajdar Kurtov Rusya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin “Milli Güvenlik Meseleleri” dergisinin baş editörlüğünü yapmaktadır. Kendisi ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide Rusya’nın genel dış politikada temel güvenlik sorunlarını ve Suriye sorunun Rusya için önemi konuştuk.
ORSAM: Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Ajdar Kurtov: İsmim Ajdar Kurtov. Rusya Federasyonu vatandaşıyım. 1958 Moskova doğumluyum ve Moskova’da yaşıyorum. Aslında köklerim Türkmenistan’a dayanmaktadır. Benim babam Türkmendi ve en kalabalık Türkmen kabilelerinden birine mensuptu. Kabilenin sembolü Teke’dir ve Rusçada Tekinzi olarak adlandırılır. Bu kabile hem çok büyük hem de çok cesur bir kabileydi. Örneğin Rusya İmparatorluğunda askeri birliklerde bu kabile mensuplarına görevler verilmiştir. Aslında birçok etnik grup olmasına rağmen, Kazaklara veya diğer etnik gruplara mensup kişilere söz konusu birliklerde görev verilmezken, bu kabileye mensup insanlar askerlik yapmışlardır. Ben Türkiye’de olduğum dönemlerde bakkallarda, dükkânlarda ya da pazarlarda alışveriş yaptığım zaman hep Türklerle sohbet ediyordum ve şöyle diyordum: “Siz Osmanlı’nın torunlarısınız, ben ise Selçukluların Sultan Sancar’ın torunuyum; çünkü Türkmenlerde Selçukluların mirasçılarıdır”. Ben şimdi Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığına bağlı Rusya Stratejik Araştırmalar Merkezinde görev yapmaktayım ve bu enstitüde milli güvenlik meseleleri dergisinin baş editörüyüm. Altını çizmek istiyorum, ben Rusya vatandaşıyım dolayısıyla yazılarımda, görüşmelerimde, konuşmalarımda Rusya Federasyonu’nun çıkarlarını savunmaktayım çünkü benim için önemli olan kan değil vatandaşı olduğum ülkedir. Bana göre bu çok doğal ve normaldir. Öyle düşünüyorum ki Türk yönetimi de etnik mensubiyete bakılmaksızın Ermeni, Kürt veya Türk herkesin Türk Devleti’nin çıkarlarını savunmalarını istemektedir.
ORSAM: Rusya’nın genel dış politikada temel güvenlik tehdit algılamaları nelerdir? Güvenlik sorunları nelerdir?
Ajdar Kurtov: Aslında çok tehdit var. Hem tarihi nedenlerden dolayı hem uluslar arası arenadaki konumundan dolayı hem de büyük bir geminin peşinden giden küçük bir gemi olarak değil de tam tersi bir tutum içinde olduğundan dolayı Rusya çok sayıda tehditle karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye’de futbolun çok popüler olduğunu biliyorum. Bu yüzden futboldan örnek vermek istiyorum. Futbolda çok oyuncu vardır ve bu oyuncuların bir kısmı oyunun kurallarını belirlemekte, bir kısmı yedekte oturmakta, bir kısmı da hep ilk on birde oynamaktadır. Rusya’nın amacı da bütün dünyada kuralları belirleyen olmaktır. Tabi ki biz Sovyetler Birliği kadar güçlü değiliz ama şunu da söylemem gerekiyor ki büyük amaçlar edinen bir devlet büyük başarılar elde etmektedir. Bu bana göre emperyalizm değildir. Şunu söylemek istiyorum, Rus tarihine çok farklı yaklaşmak mümkündür. Birçok savaşın olduğunu ve aynı zamanda çok sayıda toprak da ele geçirdiğini belirtmemiz gerekmektedir. Kendi isteğiyle birçok halk Rusya’ya katılmış ve bunu yaparken de iki neden oluşmuştur. Bunlardan ilki güvenlik meselesi yani Rusya içerisinde bu halklar kendilerini daha güvenli hissedebiliyorlardı. İkincisi de ekonomik nedenlerdir. Daha güçlü bir ekonomik yapının içerisinde kendilerini bulmak istiyorlardı. Rus-Türk savaşlarına baktığımız zaman, Balkanlarda ve diğer coğrafyalarda neden Ruslar galip geliyordu. Bunun önemli nedenlerinden biri, buradaki insanların kendi istekleri ile Rusya içerisinde yer almak istemeleridir. Çünkü Rusya bu gruplara hiçbir baskı yapmadı, zorla başka bir dini kabul ettirmedi yani bu halklar herhangi bir baskı ile karşı karşıya değillerdi. Belki bunu daha sonra sorabilirsiniz diye şimdiden cevaplamak istiyorum. Bu yüzden günümüzdeki Türk-Rus münasebetlerine de burada yer vermek istiyorum. Ben Türkiye ile Rusya’nın rakip olduğunu düşünüyorum. Çünkü hem Rusya hem Türkiye uluslar arası siyasette aynı rolü üstlenmeye çalışmaktadırlar. Hem Türkiye hem de Rusya Doğu ile Batı arasında köprü olmayı istemektedirler. Örneğin Rusya Orta Asya enerji kaynaklarını Batıya taşıyacak boru hatlarının nereden geçmesi gerektiği konusunda farklı görüşlere sahibiz. Ama bu durum bizim düşman olduğumuz anlamına gelmemekte ya da devamlı mücadele içinde olmamız anlamına da gelmemektedir fakat rakip olduğumuz anlamına gelmektedir. Batı ve Avrupa Birliği’ne göre hem Ruslar hem de Türkler yabancılarız. Türkiye’yi hiçbir zaman Avrupa Birliği’ne almayacaklar, Rusya’yı da almayacaklar ama Rusya bunu zaten istemiyor. Biz bağımsız medeniyetleriz ve Avrupa Birliği için çok büyük medeniyetleriz. Rusya’nın nüfusu 140 milyondan fazla Türkiye’nin ise yaklaşık 80 milyon. Bu yüzden Almanya, Fransa, İngiltere bu iki gücü Avrupa Birliği’nde görmek istemiyorlar; çünkü pastayı paylaşmak zorunda kalacaklar. Bundan dolayı Avrupa Birliği hem Türkiye’den hem de Rusya’dan milli kimliklerimizi değiştirmemizi istemektedir. Biz Rusya’da bunu kabul etmeyeceğiz. Rusya dünya medeniyetine büyük katkılarda bulundu ve aynı şekilde Türkiyesiz dünya medeniyetini, dünya kültürünü de düşünemeyiz.
ORSAM: Gürcistan Savaşı ve son olarak Suriye meselesi ile beraber Rusya’nın tekrar bölgede ve bölgesi dışında da etkili bir aktör olarak yükseldiği bir dönemi yaşıyoruz. Suriye de Rusya’nın bu kadar aktif olmasını gerekli kılan faktörler nelerdir ve Suriye meselesi Rusya için neden bu kadar önemlidir?
Ajdar Kurtov: Sovyetler Birliği yıkıldığı tarihten itibaren Rusya uluslar arası arenada hep geri kalmıştır, hep mağlup olmuştur. Rusya, Doğu Avrupa da, Güney Amerika da ve Ortadoğu da konumunu yitirmişti. Suriye meselesi Rusya için bir prensip meselesi haline geldi. Amerikalılara istedikleri gibi hareket etmelerine izin veremeyiz. Rusya’nın politikası Suriye’ye yönelik Beşer Esad temelli bir politika değil. Rusya uluslararası hukuku savunan bir politika izlemektedir. Uluslar arası hukukta belli kanunlara bakmaksızın, Amerika kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye çalışmaktadır. Suriye de Rusya’nın büyük ekonomik çıkarları yoktu ve biri istedi diye ya da birinin hoşuna gitmedi diye, O ülke yeryüzünden kaldırılamaz, parçalanamaz. Rusya; güçlünün uluslar arası hukuka önem vermemesine, uluslar arası hukuka göre hareket etmemesine karşıyız. Bu bağlamda Rusya Suriye de yalnızca kendi çıkarlarını savunmuyor aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslar arası arenada ki düzeni de savunuyor. Bizim enstitümüz NATO’nun tüzüğünü- ki bir takım değişiklikler olmakta-, yakından takip etmektedir. Görüyoruz ki bu belgelerde NATO’nun tüzüğünde ve diğer belgelerinde NATO’yu dünya bazında çok büyük ölçüde bir yapıya dönüştürme çabası söz konusudur. Amerika aslında NATO’nun Birleşmiş Milletlerin yerini alması için çabalamakta ve bunu istemektedir. NATO ne demektir? Kuzey Atlantik yani isminde bile Kuzey Atlantik bölgesinin adı verilmekte dolayısı ile bu coğrafyada faaliyet yapması gerekmektedir. Ama son yıllarda NATO nasıl faaliyet etmektedir, nasıl faaliyet göstermektedir? Coğrafi olarak Afganistan olaylarına baktığımızda, Afganistan nerede Kuzey Atlantik nerededir, burada iki farklı bölge söz konusudur. Yani NATO Birleşmiş Milletlerin görevlerini üstlenmeye çalışmaktadır ve Rusya da bu duruma karşıdır.
ORSAM: Suriye’de rejime karşı savaşanların özellikle Radikal İslamcıların önemli bir bölümü Kafkas kökenlidir. Rusya bu durumu bir tehdit olarak değerlendiriyor mu? Kafkas kökenli El-Kaide unsurlarının güçlenmesine nasıl bakıyorlar? Önümüzdeki dönemlerde Radikal İslam Rusya için bir tehdit olabilir mi?
Ajdar Kurtov: Bu ihtimal tehditlerden biridir ve sadece Rusya için değil Orta Asya Cumhuriyetleri için de ciddi tehditlerden biridir. Fransız basınında çıkan haberlere göre Suriye’de savaşanlar arasında Özbekistan hatta Kazakistan’dan da çok sayıda kişi yer almaktadır. Günümüzde şöyle bir terim vardır. Gri kazlar yani bunlar aslında paralı askerlerdir. Para karşılığında Dünyanın dört bir tarafında savaşmaktadırlar. Örneğin Afganistan’da savaş bittikten sonra, Amerikan askerleri çekildikten sonra ya da Suriye’de savaş bittikten sonra yani bu insanların katıldıkları savaşlar sona erdikten sonra bu kişiler ya kendi ülkelerine dönecekler ya da savaşacak başka bir bölge bulacaklar. Bunlar yalnızca insan öldürmeyi öğrendiklerinden ve tecrübe edindiklerinden dolayı bu tecrübelerini başka yerlerde de kullanmak isteyeceklerdir ve dolayısı ile kullanmak isteyebilecekleri yerlerden biri de Rusya’dır. Bu gruplarla mücadele etmek de zordur. Yani kelimelerin gücü ile onlara etki etmek cidden zordur. Radikal İslamcıların arasına girdikleri takdirde onlara artık yalnızca söz konusu grupların liderleri, müritleri, imamları vs etki edebilirler. Onlar başka otoriteleri kabul etmemektedirler. Dolayısı ile onlarla da sadece güç kullanılarak mücadele edilebilmektedir. Elimizde bazı bilgiler mevcuttur ki Suriye’den sonra bu insanların Rusya’ya dönme ihtimalleri var ve dolayısıyla mücadeleyi ve savaşı Rusya’da devam ettirme ihtimalleri var. Bu da Rusya için tehdit oluşturmaktadır.
ORSAM: Rusya’dan baktıkları zaman, Türkiye’nin genel olarak dış politikadaki yaklaşımlarını nasıl görüyorlar?
Ajdar Kurtov: Her ne kadar Türkiye ile Rusya’nın rakip olduklarını söylesem de biz iki komşu ülkeyiz. Her ülkenin dış politikasında en önemli konuların başında komşularla ilişkilerin iyi bir şekilde sürdürülmesi gelmektedir. Özellikle 90’lı yıllarda Kafkasya da dahil olmak üzere bu coğrafyada Rusya ile Türkiye arasındaki görüş farklılıklarının olduğu dönemin geride kaldığını biliyoruz ve bu konudan memnuniyet duyuyorum. Türkiye’nin uluslar arası arenada etkisini arttırmaya yönelik şimdiki yönetimin çabalarını ve politikalarını da doğal ve normal karşılıyorum. Türkiye’nin büyük bir medeniyeti var, büyük bir tarihi var ve önemli kültürel başarıları var bu bağlamda biz sizinle birbirimize benziyoruz. Bizim coğrafyamız da eskiden olduğu gibi mücadele alanı değil artık. Tam tersi bu coğrafya ortak alanları aramamıza yardım etmektedir. Gerek Rus gerek Türk hükümetleri bu alanları bulabilir ve her iki ülkenin de çıkarını gözeterek işbirliği yapabilir. Biz sizinle birlikte iki büyük medeniyetiz. Bütün bölgenin ve hatta bütün dünyanın, Amerika’nın istediği şekilde düzenlemesine karşı çıkıyoruz ve belirttiğim gibi her iki ülkenin yönetimi de bunu anlamış bulunmaktadır. Bu husus Rusya ile Türkiye’yi ayırmaktansa daha çok birleştirmektedir. Amerika’nın tarihi ancak 200 yıllık bir tarihtir, sizler ve bizlerin tarihi ise çok daha uzundur, çok daha eskiye dayanmaktadır. Ama ne olursa olsun ben Türk Rus ilişkilerinin geleceği ile ilgili ümitliyim ve olumlu olacağına da inanıyorum.
ORSAM: Çok teşekkür ederiz.
*Bu söyleşi, ORSAM Uzmanları tarafından 28 Ekim 2013 tarihinde İzmir’de gerçekleştirilmiştir.