Dış Politika Enstitüsü, Türkiye’de gelişmekte olan araştırma merkezi sektörünün belki de ilk örneklerinden. Kurumun Başkanı Seyfi Taşhan da sektörün duayen isimlerinden biri konumunda. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz söyleşide, araştırma merkezleri sektöründeki tecrübelerini dinleme imkanı elde ettik. Söyleşide, Dış Politika Enstitüsü’nün kuruluş ve gelişim süreci, Türkiye’de araştırma merkezlerinin durumu ve gelişmesi için neler yapılması gerektiği konularını ele aldık.
Seyfi Taşhan: “Bu İş Gönüllü İnsanların Yapacağı Bir İş. Think Tank’i Sıçrama Tahtası Olarak Kullanmak Türkiye’de Zor”
ORSAM: Biz sizi Türkiye’deki düşünce merkezlerinin duayeni olarak görmekteyiz. Bu sektör sizinle başladı. Sizin deneyimleriniz bizler için son derece önemli. Öncelikle başında bulunduğunuz Dış Politika Enstitüsü fikrinin nasıl doğduğunu anlatabilir misiniz?
Seyfi Taşhan: Ben 1971 yılına kadar iş hayatındaydım. Aynı zamanda gazetecilikle de uğraşmaktaydım. Bir süre radyo yayıncılığı yaptım. Ancak bir zaman sonra iş hayatından sıkılmaya başladım. Türkiye’ye yararı dokunacak bir yayın çıkarmak istedim. Yayının esas amacı yurtdışına Türk Dış politikasını tanıtmak aynı zamanda yurtdışında olup bitenleri de mümkün olduğunca tarafsız bir şekilde Türkiye’ye anlatmak olacaktı. O dönemde Türkiye’de sağ-sol ayrışması vardı. Merkez, sağ ve sol olarak dağılıyordu. Prof. Fahir Armaoğlu, Prof. Suat Bilge ve Artemur Kılıç ile nasıl bir dergi çıkaracağımız üzerine konuştuk. Sonuç olarak İngilizce ve Türkçe yayınlanacak “Dış Politika” dergisini çıkarmaya karar verdik. Dergi 1971 yılında yayınlanmaya başladı. Ancak zaman içinde gördüm ki iki-üç kişinin bir dergiyi çıkarması çok zor. Bu nedenle dergiyi destelemek üzere bir enstitü kurulması gerektiğini anladım. Ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı bulmak için dünyayı dolaştım. ABD, İtalya, İngiltere ve Fransa’da araştırma merkezlerini ziyaret ettim. Türkiye’de de yarı hükümete yakın ama aynı zamanda faaliyetlerinde bağımsız bir kuruluş açılabilir diye düşündüm. Ancak bu kuruluşun şekli ne olacaktı. O dönemde emniyetin büyük kontrolü vardı. Derneklerin uluslararası ilişkiler alanında çalışması, yabancılarla işbirliği yapması bakanlar kurulunun müsaadesine tabi idi. Demek ki dernek ve vakıf olamayacaktık. Biz de ufak bir limitet şirket kurduk. 1974 yılında derneği kurduk sonrasında ise Dışişleri Bakanlığı’yla yakın çalışmalarımız başladı. Zaman içinde Türkiye’de düşünce üretme faaliyetlerine başladık. Akademik çevreleri, Genelkurmay’ı ve Dışişleri Bakanlığı’nı bir araya getiren toplantılar düzenledik. Dış Politika dergisini sadece İngilizce olarak çıkarmaya başladık. Soğuk Savaş döneminde bu faaliyet alanında biz tek kaldık. 1991 yılında SSCB’nin dağılmasından sonra bu fikir popüler olmaya başladı. 1990’ların sonunda pek çok düşünce kuruluşu ortaya çıktı ve dağıldı. Örneğin ASAM. 1987 yılında Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Vakfı’nı kurduk. Bu vakıf Dışişleri Bakanlığı’ndan yardım alabiliyordu. Dış Politika Enstitüsü’nün hisselerinin bir kısmını vakfa devrettik. Bu sayede şirket vakfın altına girmiş oldu. Pek çok uluslararası toplantı düzenledik. Hükümet bize Hacettepe Üniversitesi’nde Rektörlük binasının üst katını verdi. 10 sene kadar çalışmalarımıza orada devam ettik. 2000 yılında rahmetli Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın daveti üzerine Bilkent Üniversitesi’ne geçtik. Dünyanın her yerinde Türk dış politikasını anlattık. Bazen yabancı devletlerin bile dış politikasını etkileyecek sonuçlar aldık. Çalıştık, hala da çalışıyoruz.
ORSAM: Şu an bile think tank sektörünü yaşatabilmek oldukça zor. Devlette de halen think tanklerle çalışma geleneği güçlü değil. Muhtemelen Soğuk Savaş yıllarında devletin kapalılığı nedeniyle büyük sıkıntılar yaşanmıştır…
Seyfi Taşhan: Biz enstitüyü kurmak için o zamanki Dışişleri Bakanına bir arkadaşımızı gönderdik. Bakanın yanındaki kişilerden biri; “Dış Politika devletin işidir. Özel alan bu işe karışamaz” dedi. Biz bu haberden sonra yine de enstitüyü kurduk. Bunu söyleyen Bakan, bizim enstitünün düzenlediği bir konferansa gelip (o dönemde görevden ayrılmıştı); “Devlet bu kuruluşa yardım etmeli, böyle kuruluşlar lazım” dedi. 1973 yılından itibaren Amerikan senatörlerini, kongre üyelerini Türkiye’ye davet programları başladı. Amerikalılar o zaman resmi davetleri kabul etmiyordu. Özel kuruluş sadece bizdik. Ve devlet bizim aracılığımızla bu davetleri yaptı. Ambargo sırasında da Amerika’da birçok görüşme gerçekleştirdik. Sonuç olarak devletle işbirliği yapabildik. Örneğin Ermeni konusuyla ilgili devletin isteği üzerine birkaç kitap yayınladık. Finansman genellikle proje finansmanıydı. O zamanlar benim iş hayatım sırasında biriktirdiğim para ve sattığım apartman dairesi bizim finans kaynağımızdı.
ORSAM: Think Tank dünyasının Türkiye’de gelişebilmesi için hangi adımların atılması lazım?
Seyfi Taşhan: Batıdaki modellerin hemen hemen hepsinde dış politikalarını tanıtabilmek ve dış politikalarında kendilerine yardımcı olunabilmesi adına devlet desteği var. Ancak Amerika’da hükümet bu kuruluşları pek desteklemiyor. Orada farklı bir durum var. Amerika’da vakıflar, yani cemaatler çok güçlü. Örneğin Yahudilerin desteklediği birçok think tank vardır. Bu işler finans meselesi. Türkiye’de iş adamlarının bu konunun önemini anlaması lazım. 1 sene önce Norveç’ten, dış ilişkiler uzmanı bir misafirim geldi. Norveç’teki büyük bir petrol şirketi Türkiye’de yatırım yapmak istiyormuş. Konu hakkında inceleme yapmaya gelmiş. Al sana think tank. Biz ise toplantılar için aldığımız paralarla döndürüyoruz bu işi. Bu ofis benim mülküm. Kurumda bir sekreter, bir de muhasebeci var. Masrafımız bu kadar yani. Bu masraf da Dışişleri Bakanlığı’nın bize ayırdığı ufak bütçeden karşılanıyor. Projeler için mutlaka ayrı finansman bulmak zorundayız. Ama işin asıl önemli kısmı bize bilimsel katkı sağlayanlar. Örneğin bir kitap hazırlayacağımız zaman yardımcı olanlar. Ankara’daki birçok üniversitelerin uluslararası ilişkiler bölüm başkanları Yönetim Kurulumuzda bulunuyor. Onlardan destek ve yardım sağlayabiliyoruz.
ORSAM: Türk siyaseti ve bürokrasisi think tankleri nasıl desteklemeli?
Seyfi Taşhan: Öncelikle şunu bilmeliyiz ki her konuda think tank lazım. Örneğin eğitim alanında think tankler kurulup, eğitim politikaları incelenmeli. Aynı şekilde savunma, tarım… Bu iş gönüllü insanların yapacağı bir iş. Think Tank’i sıçrama tahtası olarak kullanmak Türkiye’de zor. Amerika’da ve bazen Avrupa’da think tank çalışanları devlet kademelerinde yer bulabiliyor. 1980’li yılların başlarında -Allah rahmet eylesin- değerli bir yönetim kurulu üyemiz vardı. İstanbul’daki köşkünde işadamlarını topladı. Bize nasıl yardımlarda bulunabileceklerini konuştuk. Aralarından biri beni kenara çekti; “Seyfi Bey, size destek verirsek yönetim kurulunda bizim için kaç üyelik vereceksiniz?” dedi. “Bizim yönetim kurulumuzda askerler, profesörler ve tarafsız insanlar var. Size de 3 üyelik veririz” dedim. Bu sayıyı beğenmedi; “Bize çoğunluğu vereceksiniz” dedi. Ben razı olmayınca da anlaşma sağlanamadı. Sonrasında onlar bir vakıf kurdular. Tamamını işadamları oluşturuyordu. Yaklaşık 2 sene dayandılar, sonra kaybolup gittiler. Vakıfların dayanması için maddi kaynak bulmaları şart. Bugün hükümet birkaç vakfı, kendine yakın görüyor ve destekliyor. O vakıflar hükümetin desteği sürdükçe çalışmalarına devam ederler. Tabi burada da işe politika giriyor. Hükümet kimseyi bedava desteklemez. Bizim vakfımız ise hem hükümete yakın hem de tarafsız. Akademisyenlerle objektif olarak tartışabiliyoruz. Siyasete atılan yönetim kurulu üyelerimiz vakıftan ayrılmak zorundadır.
ORSAM: Türkiye’deki think tankler bir türlü kurumsallaşamıyorlar. ASAM, 10 yıl çalışmalarını sürdürdü, ama sonuçta dağıldı. Şu an bu büyüklükte SETA var. Bundan 10 yıl sonra ne olur, kimse bilmiyor. Burada kilit nokta kurumsallaşmak. Bu noktada ne gibi önerileriniz olacak?
Seyfi Taşhan: İtalyan modelinde think tankler bir nevi devlet kuruluşu oluyorlar. Devlet bütçesinden bir pay ayrılıyor. Bu da siyasi kontrolde olduklarını gösteriyor. Fransa’da adeta Fransız Hariciyesi’nin bir koludur. İngiltere’de de hükümet fonlarından yararlanırlar. Proje için başka kaynaklar aranır. Tabi bunlar dış politika think tankleri için geçerli. Diğer alanlardaki think tankleri de ilgili bakanlıkların kabul etmesi gerekli. Eğitim Bakanlığı’nın eğitim alanında bir think tank’i olması ve ona destek vermesi gerektiğini anlaması lazım. Bizim ülkemizde bağış ancak öbür dünya için yapılır. Bu dünya için kimse bağış yapmıyor. Bu nedenle geriye sadece devlet kalır. Son olarak, devletin sivil düşünce tarzının yararlarını görmesi, anlaması ve desteklemeyi kabul etmesi gerekmektedir.
ORSAM: Teşekkürler.