ORSAM Su Araştırmaları Programı uzmanı Dr. Tuğba Evrim Maden, Marsilya’da Ankara Üniversitesi, Su Yönetimi Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Süleyman Kodal ve Yrd. Doç. Dr. Gökşen Çapar ile Su Yönetimi Enstitüsü hakkında konuştu. Bu röportaj’da Türkiye’de entegre su kaynakları yönetimi, modern sulama teknikleri ve AB sürecinde Türkiye’nin geliştirmesi gereken su politikaları hakkında ve bu süreçlerde Enstitünün konumu ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır.
ORSAM: İyi günler, kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
İsmim Süleyman Kodal, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü’nde öğretim üyesiyim. Şu anda da yeni kurulan Su Yönetimi Enstitüsü’nde, Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyorum.
Benim adım Gökşen Çapar. ODTÜ Çevre Mühendisliği bölümünden lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerimi aldım. Şu anda Ankara Üniversitesi Su Yönetimi Enstitüsü’nde çalışmaktayım.
ORSAM: Enstitünüz ne zaman ve hangi amaçla kuruldu? Su yönetimi başlığı altında hangi konuları ele almayı planlıyorsunuz?
Süleyman Kodal: Enstitütümüz 2010 yılında kurulmuştur. Su ile ilgili her konuda gerek tarımsal, gerek endüstriyel, kentsel ve diğer kullanımları ile ilgili olarak her konuda araştırma ve eğitim amacıyla kurulmuştur.
Gökşen Çapar: Bilindiği gibi dünyada ve ülkemizde giderek artan nüfus karşısında var olan mevcut su kaynaklarının yetersizliği söz konusudur. Gün geçtikçe kullanılabilir su miktarının azalması ve su kalitesinin bozulması büyük bir sorun haline gelmektedir. Ankara Üniversitesi de, bir üniversite olmanın sorumluluğu ile su konusuyla ilgili çalışmalar yapmak üzere Su Yönetimi Enstitüsü’nü kurmaya karar vermiştir. Bizim, Enstitü olarak amacımız suyun kullanıldığı her alanda, suyun en etkin şekilde kullanılmasını sağlayacak yöntemlerin, tekniklerin geliştirilmesi ve bu konuda ülkemizde ihtiyaç duyun su yönetimi uzmanlarının yetiştirilmesidir. Biz hem eğitim hem de araştırma boyutu olan bir Enstitü olmayı hedefliyoruz.
ORSAM: Enstitünüzde çalışan kişi sayısı nedir? Yönetim kadrosu hakkında bilgi verebilir misiniz?
Süleyman Kodal: İdari kadro müdür, müdür yardımcısı dışında henüz iki elemanımız var ama önümüzdeki günlerde bu eleman sayımızı artırmayı düşünüyoruz.
ORSAM: Doktora ve yüksek lisans programı açmak da Enstitünün planları arasında yer almakta. Bu programlar disiplinlerarası mı olacak?
Süleyman Kodal: İlk aşamada Entegre Su Yönetimi Anabilim Dalı’nı kurup bu anabilim dalında yüksek lisans ve daha sonrasında doktora eğitimine başlamayı planladık. Şu anda Entegre Su Yönetimi Anabilim Dalı’yla ilişkin çalışmalarımız hemen hemen tamamlandı. Daha sonra yaklaşık 7 dalda daha su yönetimiyle ilgili anabilim dalı oluşturup bu anabilim dallarında lisansüstü eğitimi yapmayı planlıyoruz. Bununla ilgili her sektörden çok sayıda ders planladık, bu dersleri kimin vereceğini planladık, önerilerimizi yaklaşık 15-20 gün içerisinde de Rektörlüğe yapacağız. Ondan sonra da izin çıktığı zaman eğitime başlamayı düşünüyoruz.
ORSAM: Yetiştirilecek öğrenci seçimi yapılırken hangi alanlara ağırlık verilecek?
Süleyman Kodal: Her alandan öğrenci alımı olacaktır çünkü su çok boyutlu bir çalışma alanıdır. Örneğin, hukuksal, yönetim, teknik, sosyal ve sağlık vb. birçok boyutu söz konusudur.
ORSAM: Yurtdışında birçok uluslararası örgüt ve kurumlar su ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Bu kurumlarla işbirliği yapmayı düşünüyor musunuz, bununla ilgili bir adım atıldı mı?
Gökşen Çapar: İlk olarak Dünya Su Konseyi’ne üyeliğimiz söz konusudur. Dünya Su Forumu’nda olmanın avantajını kullanarak burada bir görüşme yapacağız onlarla. Hem yerel hem de küresel su sorunlarıyla ilgili uluslararası alanda birlikte çalışacağımız ortaklar bulmak temel hedeflerimiz arasında yer almaktadır. Başlamak için küçük bir projemiz var. Gölbaşı bölgesinde tarımsal su yönetimi ile ilgili bir pilot projedir. Bu projeye British Council’dan bir miktar destek alarak başlıyoruz, İngiltere’den Imperial College, London ve Newcastle University ve Türkiye’den Orta Doğu Teknik Üniversitesi ile ortak yapacağımız bir projedir.
Ayrıca, bu proje kapsamında kendi kampüsümüzün de sulama suyu ihtiyacını gidermeye çalışacağız.. Biz üniversite kaynaklarından, gerekirse TUBİTAK gibi ulusal kaynaklardan da projenin devamı için destek arayacağız. Şu anda benim bahsettiğim daha ilk aşama ve işbirliği derken iki ülke üniversiteleri ve tarım sektörü ile işbirliği yapılmasını örnek verebiliriz. Bu işbirliği daha çok çalıştay, seminer ve eğitim düzenleme şeklinde olacak ve iki ülke arasında karşılıklı ziyaretleri kapsayacak.
ORSAM: İşbirliği yapabileceğiniz kurumlar arasında özel sektör de yer alıyor mu?
Süleyman Kodal: Olabilir, bu konuda herhangi bir sınırlama yok. Nitekim bir özel sektörle şu an ismini söylemeyeyim bir planımız var; işbirliği yapmayı düşünüyoruz. Bunun dışında ilk projemizi, kurulduktan hemen sonra GAP Kalkınma İdaresi Başkanlığı’yla yürüttük. GAP’ta etkin su kullanımı konusunda olan bu projede, biz eğitim boyutunda yer aldık ve çeşitli sektörlere etkin su kullanımı ile ilgili dersler verdik.
ORSAM: GAP’ın sulama boyutuyla ilgili olarak övgülerin yanında özellikle tuzlanma ile ilgili eleştiriler de söz konusu. Bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz?
Süleyman Kodal: Şimdi şöyle; aslında GAP, çok büyük bir proje. Türkiye’nin kendi imkanlarıyla yaptığı bir projedir. Enerji, su yapıları, barajlar hemen hemen tamamlandı sayılır ama sulama boyutuna geldiğinde kanallar ve altyapı çalışmalarına geldiğinde biraz daha yavaş ilerliyor orada bir sıkıntı söz konusu. Yatırım açısından bir sıkıntı var, ama sulamaya açılan alanlarda tuzlanma konusunda söylenenler çok doğru değil çünkü tuzlanma böyle birkaç yılda oluşacak bir olay değildir. GAP bölgesi sıcak bir bölgede, su tüketiminin yüksek olduğu bir bölge, su buharlaşırken toprak açısından tuz birikimi her yıl oluşuyor. Eğer bu biriken tuzlar kış yağışlarıyla yıkanamazsa toprakta tuz birikimi yıldan yıla devam ediyor. GAP bölgesi de yağışlar açısından özellikle Harran Ovası olarak bakarsak oldukça düşük yağış söz konusu dolayısıyla tuzluluk yıldan yıla artıyor daha önce de orada tuzlanan alanlar vardı. Yeraltı suyundan sulama yapılan bölgelerde örneğin Akçakale yöresinde aşırı kullanım sonucunda da benzeri sıkıntılar oluştu ama yeni sulamaya açılan alanlardan söz edersek bu alanlarda aşırı su kullanımından dolayı bir sıkıntıdan söz edilebilir. Ama henüz çok büyük boyutlarda değildir. Taban suyunun yükselmesi problemi var, bazı köylerde taban suyu yükselmesi nedeniyle köy içerisinde bile sorunlar oluşabiliyor. Çiftçilerin sulama yöntemlerini doğru uygulamaması sonucunda salma sulama nedeniyle erozyon sorunu var. Bunun için çiftçilerin eğitilmesi gerekiyor ama şu anda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından geniş alanlarda drenaj çalışmaları da yürütülüyor. Gerek açık drenaj gerek kapalı drenaj yapma çalışmaları var. Tuzluluğun önlenmesi için yapılan çalışmalar var.
ORSAM: Hocam, eğitim projesin çerçevesinde çiftçilerin modern sulama yöntemlerine karşı tavrı nedir?
Süleyman Kodal: Evet, aslında çiftçi eğitimi çok önemlidir. Türkiye’de bu konuda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı görevli. Çiftçi eğitiminde onun dışında çeşitli kurumlar ilgilenebiliyor ama asıl görev Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nındır. Modern sulama teknikleri çiftçinin yabancı olduğu bir alan değil ama Türkiye’de bir sıkıntımız var. Bu teknikler ilk uygulanırken doğru yapılmalı, yani çiftçiye sistem oluşturulurken, doğru teknikle doğru bir şekilde oluşturulmalıdır. Şu anda mesela damla sulamaya Ziraat Bankası’nın desteği ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin desteği var. 5 yıl vadeli sıfır faizli bu destek içerisinde damla sulamayla ilgili proje istemiyor, bu durumda sorunlara yol açıyor konuyu bilmeyen kişiler, hatta ziraat mühendisi olmayan kişiler, sulama projesi hazırlayabiliyor sadece fiyat listesi isteniyor ve maliyet hesaplanıyor. Örneğin, yanlış malzeme seçiliyor. O zaman da ilk sistem yanlış kurulmuş oluyor, sorun yaşamaya başlayan çiftçi de vazgeçmek durumunda kalıyor. Tarımda modern sulama teknikleri açısından alınan karara doğru destek verilmelidir. Türkiye’de sulama projelerinin yapımı Ziraat Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan yönetmeliğe göre, Tarımsal Yapılar ve Sulama veya eski adıyla Kültürteknik Bölümü mezunu kişiler tarafından yapılmalı ama buna da şu anda uyulmuyor herkes ziraat mühendisi olsun olmasın sulama projesi hazırlayabiliyor. Biz Enstitü olarak da bu alanda da projeler yapmayı amaçlıyoruz.
Göksen Çapar: Şu anda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne uyum süreci var, bu konuda yerine getirilmesi gereken sorumluluklar var. Biz de Enstitü olarak entegre su kaynakları yönetimi alanında dersler açacağız, ders programında bunlar olacak, ama bunu Türkiye’deki çeşitli havzalar üzerinde uygulayarak da pekiştirmek istiyoruz. Burada çok defa oturumlarda entegrasyonun öneminden bahsedildi. Biz de Türkiye’de bu işlere Enstitü olarak destek vermek istiyoruz.
ORSAM: Entegre su havzası yönetimi son 15 yıldır gündemde olan bir terim, bu terimin içerdiği anlam nedir?
Gökşen Çapar: Kısaca planlama anlamına gelmektedir. Bir havzayı ele aldığınız zaman zaten bugüne kadar yapılan uygulamalarda tarımsal su tüketimi, sanayi kullanımı ve kentsel su kullanımı yani aslında suyun paylaşılması söz konusudur. Birden fazla su kullanıcısının olduğu durumlarda gelecek 20-30 yıllık hatta 50 yıllık dönemlerin düşünülerek, suyun kalitesini, miktarını izleyerek bunun nasıl dağıtılacağına karar vermektir. Bu sadece üniversitenin insiyatifinde olacak bir şey değil. Resmi makamların, kamu kuruluşlarının, bakanlıkların üstlenmesi gereken bir sorumluluk tabi ki, bizler de araştırma boyutunda işin içinde olacağız. Suyun % 75 ini tarım sektörü kullanıyor ’larda endüstri amaçlı kullanımı var. Bu yüzden belki o alanlara yani tarım sektörüne yoğunlaşılabilir. Tabi su politikası da bu noktada yerini alıyor. Su sıkıntısı yaratmadan gelecek nesillere de suyun bırakılmasına izin vererek suyu nasıl kullanacağız, burada nüfus artısının önemli bir faktör olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye’de kişi başı düşen yıllık su miktarı giderek düşüyor ve bunun için ne yapmamız gerekiyor? Bu durumda politika geliştirerek, karar vericilerin atacağı doğru adımlarla, geleceğe daha iyi gidebiliriz diye düşünüyorum.
Süleyman Kodal: Bizim bir diğer sıkıntımız da havza sınırlarıyla, idari sınırlarının bir olmaması bundan ötürü bir sıkıntı oluşabiliyor. Diğer bir sıkıntı ise havza su yönetimi dediğimiz zaman talepler nedir? Bu talepleri nasıl dengeleyeceğiz? Ve öncelikler ne olacak? Acaba o havzada tarım mı öncelik olmalı? İçme suyu mu öncelik mi olmalı? Ekonomik açıdan çok önemli modeller geliştirilmeli ki o havzada optimum suyun kullanımı sağlanabilmeli. Tabi suyun israf edilmemesi önemli, her sektör için de önemli, tarımda bunu önlemeye çalıştık yani damla sulamayla veya diğer yöntemlerle önemli düzeyde su tasarrufu sağlayabiliyoruz. Bir parsel düzeyinde düşündüğümüzde salma sulama yerine yağmurlama sulama kullanmak ortalama % 25-30 tasarruf sağlayabilir, damla sulamayla P-60 düzeyde bir tasarruf sağlayabiliriz. Biz tabi tarımda yoğun su kullandığımız için damla sulamayla önemli düzeyde tasarruf sağlanabilecektir.
Gökşen Çapar: Evet aslında endüstriyel kullanımda da su tasarrufu çok önemli. Örneğin, sıfır deşarj yaklaşımıyla suyun geri kazanılması burada yeniden gündeme getirildi. Sıfır deşarj yaklaşımı ile, su endüstriyel tesis içerisinde hiçbir şekilde atıksu olarak atılmaması, üretim süreci içerisinde sürekli geri döndürülerek kullanılması sağlanır. Bu işlemi yaygınlaştırmak ve sanayiciyi bu konuda bilinçlendirmek gerekir. Sanayici suyu bedava elde ediyorsa hiçbir zaman geri kazanmaya gerek duymayacaktır, o yüzden suyun doğru fiyatlandırılması da önemli bir politikadır.
ORSAM: Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Bu röportaj ORSAM Su Araştırmaları Programı Uzmanı Dr. Tuğba Evrim Maden tarafından 12-17 Mart 2012 tarihleri arasında Fransa’da düzenlenen Marsilya 6. Dünya Su Forumu’nda yapılmıştır.