ORSAM Su Araştırmaları Programı uzmanı Dr. Tuğba Evrim Maden, Marsilya’da düzenlenen 6. Dünya Su Forumu’nda Research Institute for Humanity and Nature (RIHN/İnsanlık ve Doğa Araştırmaları Enstitüsü)’da çalışan Yrd. Doç. Dr. Aysun Uyar ile enstitünün çevre ve su ile ilgili çalışmaları üzerine röportaj yapmıştır. Bu röportajda, Dr.Aysun Uyar ile disiplinlerarası ve yurt içi ve yurtdışındaki üniversitelere bağlı araştırma merkezlerindeki uzmanlarla beraber çevre sorunları ve çözümüne ilişkin projelere kaynak sağlayıp, ev sahipliği yapan RIHN ve su çalışmaları üzerine konuşulmuştur.
ORSAM: Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
Aysun Uyar: ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunuyum. 2004 yılında aynı bölümde yüksek lisansımı bitirdikten sonra Japon Hükümeti eğitim bursu ile Japonya’da doktora araştırmalarıma başladım ve 2008 yılında Japonya’nın serbest ticaret anlaşmaları ve bölgeselleşme konusundaki doktoramı tamamladım. Şu an hem RIHN’de yardımcı doçent olarak çalışıyorum, hem de Doshisha Üniversitesi ve Ryukoku Üniversitesi’nde “Uluslararası İlişkilere Giriş”, “Uluslararası Politika” ve “Japonya ve Asya” dersleri veriyorum. Bölgeselleşme, Doğu Asya bölgeselleşme mekanizmaları ve çevre entegrasyon modelleri üzerine araştırmalarımı sürdürmekteyim. RIHN ile tanışmam 2009 yılında İstanbul’da düzenlenen Dünya Su Forumu sayesinde oldu. Doktora çalışmam sırasında çevre konusunda yürütülen bölgesel ortaklık mekanizmalarına ilgi duymaya başladım ve doktora sonrasında disiplinlerarası çevre çalışmaları ve uluslararası çevre politikaları temelinde araştırmalarımı sürdürmeye karar verdim. Doğa ve insanlık etkileşimine dayalı ortaya çıkan çevre sorunlarını anlamaya yönelik disiplinlerarası bir misyona sahip olan RIHN’in çalışmalarımı sürdürmek için ideal bir yer olduğu kanısındayım. Kendi araştırmalarımın yanısıra, RIHN’de enstitünün yurt dışı bağlantlarını yürüten ve uluslararası ilişkilerini statejik olan yönlendiren Araştırma Geliştirme Bölümü’nde görev yapmaktayım.
Enstitünüzü tanıtabilir misiniz?
RIHN, disiplinlerarası bir misyona sahip olup, entegre çevre araştırmalarının Japonya’da bir ana bilim dalı olarak yerleşmesi için, doğa ve insanlık etkileşimine dayalı ortaya çıkan çevre sorunlarını anlayıp, bunların çözümüne yönelik olan üniversiteler arası ortak projelere kaynak sağlamakta ve ev sahipliği yapmaktadır. Eğitim Bakanlığı’na bağlıyız ve tamamen akademik olarak çalışmaktayız. Yurt içi ve yurtdışındaki üniversitelere bağlı araştırma merkezlerindeki uzmanlarla beraber öneriler üzerinden çevre konusunda sorunları ele alıp bunlara çözüm getiren projelere kaynak ve olanak sağlıyoruz. Nisan ayında 11. yılımıza başlıyoruz. Projelerin genelde 5 yıl sürdüğünü düşünürsek genç bir kurumuz denebilir. Projeleri 5 yıl yapmamızın nedeni çalıştığımız bölgeyle akademik ve resmi bağlantılarımızı tam anlamıyla kurabilmek ve bölgedeki dataların sürekli bir şekilde alınmasını sağlamaktır. Ayrıca projelerin oluşum süreci yaklaşık olarak 2 yıl sürmektedir. Toplamda bir proje için 7 yıl gerekmekte ve bu uzun süre nedeniyle her sene farklı ya da yeni konulara yönelmemiz mümkün olamamaktadır. Ancak enstitünün kuruluşu sırasında oluşturulan araştırma programları sayesinde, içerik açısından oldukça geniş bir konu ve alan yelpazesine sahibiz.
Eğitim Bakanlığı ve bağlı olduğumuz Beşeri Bilimler Araştırma Enstitüsü’nün öngördüğü kuruluş hükümlerine göre, araştırmalarımızı tamamen bilimsel veriler ve akademik çalışmalara dayalı olarak yürütmekteyiz. Bu sebeple kar amaçlı, yeni teknolojileri tanıtımına yönelik ya da sivil toplum kuruluşları ile doğrudan bağlantılı yardım ve destek projelerine kaynaklık yapmıyoruz. Diğer bir özelliğimiz ise, projelerimizin mümkün olduğunca çevre sorunlarını algılayıp, çözüm üreten disiplinlerarası çalışmalar olmasıdır. Bizim başlangıç noktamız -ki bu Japonya’da bir ilktir- çevre sorunlarını sadece doğal bilimler açısından değil, doğal bilimler, sosyal bilimler ve beşeri bilimleri entegre edebilen bir yaklaşım ile anlayıp üzerine gitmektir. Mesela ben uluslararası ilişkiler ve bölgeselleşme üzerine çalışıyorum. Enstitüde aynı zamanda ekonomistler, arkeologlar, tarihçiler, hidrologlar, genetik uzmanları, toprak uzmanları ve daha birçok doğal, sosyal ve beşeri bilimci birlikte çalışmakta. Bir proje, Japonya’daki merkezi grup ve bölgedeki partnerlerle birlikte 80-100 kişinin katılımıyla gerçekleşmekte ve bu grubun içine danışmanlar ve partime çalışan arkadaşlarımız da vardır.
Su alanında çalışmalarınız var mı?
Konu çevre olunca su doğal olarak en temel konulardan biri bizim için. Enstitümüzde her yıl, 5 yıllık uygulama planının çeşitli aşamalarında olan ortalama 12 civarında proje yürütülüyor ve bu projeler, araştırmacılar arasındaki disiplinlerarası iletişimi teşvik etmek amacıyla öngörülmüş 5 ana araştırma programına göre gruplandırılıyor. Bu programlardan temel çevre araştırmalarına yönelik olanlar sirkülasyon, kaynaklar, çeşitlilik olarak adlandırılıyor. Su hem doğal bir kaynak olması, hem doğal sirkülasyon ve çeşitlilikte oynadığı temel rol nedeniyle tüm bu programlara dahil olan projelerde çalışılmaktadır. Bunların dışında iki programımız daha var. O programlarda da suyu görebilirsiniz. Bunlardan birisi “ecosophy” olarak adlandırılmakta ve insanların ve toplumların çevre bilinci ve değişimine dair algılarını, çevresel değişimlere nasıl ayak uydurduklarını inceleyen projelerden oluşmaktadır. Yani çevreyle ilgili nasıl bir anlayışımız var, bizim kültürümüzde, dilimizde ve dinimizde çevre sorunları ve doğa nasıl işlenmiş gibi konular, dolayısı ile suyun toplum içinde nasıl algılandığı ve nasıl kullanıldığına ilişkin konular da enstitümüzde tartışılmaktadır. Beşinci programımız ise “ecohistory” ve adından da anlaşılacağı üzere, çevre konularını tarihsel açıdan irdeleyen ve çevre değişiminin tarihsel olayların seyrini nasıl etkilediğini (ya da tam tersini) inceleyen projelerden oluşuyor. 10 yıllık süreç içinde 30 kadar uzun vadeli projeyi tamamladık ve bir kısmını hala aktif olarak devam ettirmekteyiz. Bu projelerin yarısından fazlası suyla bağlantılı projelerdir. Dolayısı ile su bizim için en temel data ve araştırma alanlarından birini teşkil etmektedir.
Türkiye’yle ilgili projeleriniz oldu mu?
Bizim çalışmalarımız genellikle Güneydoğu Asya, Orta Asya ve Batı Asya’da olmaktadır. Bunlara ek olarak Afrika’da iki projemiz gerçekleştirildi. Bizim projelerimizde direk su ana teması üzerine çalışmaktan ziyade su bağlatılı konulara değiniyoruz ve suyla bağlantılı bir çevre sorununu ele alıyoruz. Bu durumda suyu havza olarak, yardımcı tema olarak ya da araştırma içerisinde sonradan çıkan bir faktör olarak da görebilirsiniz. Türkiye’de yaptığımız ilk ve tek projeden bahsedeyim. 2001 yılında başlayıp 2006 yılında biten enstitümüzün ilk projelerinden biriydi. İklim değişikliğinin kurak alanlardaki tarımsal üretim değişimi ve çeşitliliği üzerine yürütülen bu projede Seyhan Havzası’nda iklim değişimiyle birlikte bundan 50-70 yıl sonra nasıl bir tarımsal değişim yaşanacağı ve muhtemel modeller üzerine çalışıldı. Projede tarımsal üretimi ve verimi doğrudan etkileyen sulama yöntemleri temel alındığından, projede su kaynaklı datalar oldukça yoğun bir şekilde kullanıldı. Proje yürütülürken yerel yönetimler, üniversiteler, TÜBİTAK ve DSİ ile ortak hareket edildi.
Güncel olarak hangi projeleriniz var?
Enstitünün ilk 6 yıllık döneminde çevre sorunlarını irdeleyip bunlari analiz eden bilişsel bilime (cognitive science) dayalı çalışmalara öncelik verildi. 2010 akademik yılı itibari ile enstitünün ikinci 6 yıllık dönemine başladı ve bu dönemde daha çok sürdürülebilir toplum ve çevre oluşumuna yönelik tasarım bilim (design science) temelli proje ve çalışmalara öncelik verilmektedir. Her sene 2 ya da 3 yeni projemiz başlıyor. Bu sene başlayan projelerimiz çölleşme, Güneydoğu Asya kıyı bölgelerinde sürdürülebilirlik ve yeni müşterek çevre alanlarının oluşumuna yönelik çevre bilincinin geliştirilmesine dayalı çalışmaları içermektedir.
Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.
* Bu röportaj ORSAM Su Araştırmaları Programı Uzmanı Dr. Tuğba Evrim Maden tarafından 12-17 Mart 2012 tarihleri arasında Fransa’da düzenlenen Marsilya 6. Dünya Su Forumu’nda yapılmıştı