Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI SU YÖNETİMİ GENEL MÜDÜRÜ PROF. DR. CUMALİ KINACI: “SU YÖNETİMİNDE KOORDİNASYON EKSİKLİĞİNİ GİDERMEYİ AMAÇLIYORUZ”

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürü Prof. Dr. Cumali Kınacı su yönetiminde Türkiye’de çok sayıda kurum ve kuruluşun suyla ilgili görev ve yetkiye sahip olduğunu belirterek, en az yedi bakanlığın bu konuda yetkisi bulunduğunu ve bu yetkiler kullanılırken herhangi bir koordinasyon içinde çalışılmadığını ifade etti. 6 Temmuz 2011 tarihinde kurulan Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün bu alandaki eksikliği giderme amacıyla faaliyetine başladığını belirten Prof. Dr. Kınacı, henüz yeni bir kurum olarak çok sayıda kurum ve kuruluşu daha verimli şekilde bir araya getirmeye çalışıp, milli bir politika oluşturulmasını sağlamayı amaçladıklarını vurguladı. 

ORSAM: Öncelikle kendinizi tanıtabilir misiniz?

Cumali KINACI: İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1980 yılında inşaat mühendisi olarak mezun oldum. 26 ocak 1981 tarihinden bu yana İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü’nde çalışmaktayım. Öğretim üyeliğine ek olarak söz konusu bölümde idareci olarak da görev yaptım. 22 Ekim 2010 tarihinden 11 Temmuz 2011 tarihine kadar Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü görevini yürüttüm. Su sektöründeki yeni yapılanma sürecinde 4 Temmuz 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 645 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle 6 Temmuz 2011 tarihinde Orman ve Su İşleri Bakanlığı bünyesinde Su Yönetimi Genel Müdürlüğü (SYGM) kuruldu. Bu Genel Müdürlüğün ilk personeliyim ve 14 Temmuz 2011’de Su Yönetimi Genel Müdürü ve ilk personeli olarak göreve başladım. Bir süre tek başıma görev yaptım.  Bu nedenle Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nü kendi çocuğum gibi görüyorum. Akademik kariyerimi Çevre Mühendisliği alanının su yönetimi, arıtma teknolojisi ve çevre ekonomisi konularında yaptım. Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nü İTÜ’den izinli ve görevli olarak yürütüyorum.

ORSAM: Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün kuruluş amacı nedir?

Cumali KINACI: Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, adı üzerinde, suyun yönetimini sağlamak amacıyla kuruldu. Halihazırda Türkiye’de çok sayıda kurum ve kuruluş suyla ilgili görev ve yetkiye sahiptir. En az yedi bakanlığın bu konuda yetkisi bulunmaktadır ve bu yetkiyi kullanırken herhangi bir koordinasyon içinde çalışılmamaktadır. Yetki kullanımı sırasında çakışmalar ve iç içe geçmeler yaşanmaktadır. Zamanında belli ihtiyaçlara göre bir takım görev ve yetkiler değişik kurumlara verilmiştir. Daha sonra su yönetiminin bir genel müdürlük olarak kurulma ihtiyacı hissedilmiştir. Aynı şekilde AB Su Çerçeve Direktifi’nin temel taleplerinden birisi de yatırımcı kuruluşlardan ayrı bir yapılanma olarak Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün kurulmasıdır. Mevcut durumda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) yatırıma yönelik olarak yapılanmıştır ve yatırıma yönelik olduğu için aynı zamanda bir taraftır. Su,  içme-kullanma,  sulama, enerji üretimi, endüstri, doğal hayatın sürdürülmesi, ulaştırma, su ürünlerinin yetiştirilmesi, dinlenme, turizm amaçlı olarak kullanılabilir. Bu kullanıcıların her biri ayrı bir taraftır. Zira bir su kaynağı DSİ açısından bakıldığında farklı bir öncelik, başka bir kurum/kuruluş açısından bakıldığında farklı bir öncelik ve bir vatandaş açısından bakıldığında farklı bir öncelik taşıyabilir. Bu amaçların tümünü birlikte değerlendirecek, genel esasları ortaya koyacak, koordinasyonu sağlayacak, mevzuat geliştirecek, standart ve kriter belirleyecek bir kuruma ihtiyaç bulunmaktadır. Şu ana kadar kurum/kuruluşlar münferit projeler bazında çalışmışlardır. Örneğin, DSİ tarafından bir baraj inşa edilmiş ve sadece bu baraj havzasının yönetimiyle ilgili konular üzerinde çalışılmıştır. Halbuki bu çalışmanın nehir havzası bazında bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Sakarya Havzası’nı düşünecek olursanız, havza Ankara ve Kütahya’dan başlayıp Adapazarı, Eskişehir, Bilecik hatta Bursa’nın bir kısmını içine alan bir bölgeyi kapsamaktadır. Ankara’nın içinden geçen Ankara Çayı Sakarya Nehri vasıtasıyla Adapazarı’ndan Karadeniz’e dökülmektedir. Bu havzada herkes suyu farklı amaçlarla kullanmaktadır. Bir kısmı içme kullanma, sulama, sanayi su ihtiyacı gibi maksatlarla nehirden su çekerek bir taraftan mansaba giden su miktarını azaltmakta, diğer taraftan ise kirli atıksularını Sakarya Nehri’ne boşaltarak havzanın aşağı tarafındakilerin suyu kullanımını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle havzanın bir bütün olarak değerlendirilmesi ve yönetiminin bir bütün olarak sağlanması gerekmektedir. Tüm bu amaçlar doğrultusunda Su Yönetimi Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

ORSAM: Su Yönetimi Genel Müdürlüğü hangi kurumlarla işbirliği halindedir?

Cumali KINACI: SYGM, başta Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü, İller Bankası A. Ş., Tarım Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, belediyelerin bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı (sınır aşan sular konusunda), Kültür ve Turizm Bakanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) olmak üzere çok sayıda kurum ve kuruluşla işbirliği halinde çalışmalarına başlamış bulunmaktadır. Ayrıca Su Enstitüsü ve ORSAM gibi kurum ve kuruluşlar da işbirliği halinde olduğu kuruluşlar arasındadır. 

ORSAM: Türkiye’nin su yönetimine dair uzun yıllara dayanan bir tecrübesi var. Peki, şu an tüm havzalarımızın tarımsal, evsel ve endüstriyel kullanımına ilişkin planlar açısından ne durumdayız?

Cumali KINACI: Türkiye’nin havza yönetimi konusunda uzun süreli bir tecrübesi olduğunu söylemek zordur. Havza bazında su yönetimi Türkiye’nin gündemine son on senedir girmiş bulunmaktadır. Halihazırda “Havza Koruma Eylem Planları” hazırlanmaktadır. Türkiye’de 25 havza bulunmaktadır. Bu 25 havzadan 11 tanesinin havza koruma eylem planı hazırlanmıştır. Kalan 14 tane havzanın koruma eylem planları ise 7 Aralık 2011 tarihinde Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi’ne (TÜBİTAK-MAM’a) ihale edilmiştir. Söz konusu planlar en geç 2013 yılının Aralık ayı içerisinde tamamlanacaktır. Bundan sonraki aşama Havza Koruma Eylem Planları’nın uygulanmasıdır. Müteakiben 2013 yılından başlamak üzere havza koruma eylem planı bitmiş olan havzalar için Havza Yönetim Planları’nın hazırlanmasına başlanacaktır.

Havza Yönetim Planları da hazırlandığı zaman havzaların bir bütün olarak düşünüldüğü ve yönetildiği yeni bir yapılanma başlamış olacak. Bu durum, hem İçişleri Bakanlığı hem de diğer Genel Müdürlükler ve kurumlar açısından radikal ve köklü değişiklikler gerektirmektedir. Hem Ankara’da Merkez Teşkilat hem de havzalarda uzantıları kurulacaktır. Örneğin, Kızılırmak Havza Teşkilatı oluşturulacaktır. Ama suyu kullananlar da dahil olmak üzere birçok paydaş bu teşkilatın yönetiminde söz sahibi olacaktır. Şu anda konu olgunlaşmadığı için çok fazla detay veremiyorum. Üzerinde çok tartışılması ve köklü yasal değişiklikler yapılması gerekiyor. Bu konudaki hazırlıklara önümüzdeki yıllarda başlanacaktır.

ORSAM: Peki, şu an SYGM tarafından ne gibi projeler yürütülüyor?

Cumali KINACI: Daha öncede belirttiğim gibi SYGM sıfırdan kurulan ve henüz altı aylık bir geçmişi olan bir birimdir. Birçok farklı genel müdürlükten personel transfer edilerek idari yapı oluşturulmuş, diğer taraftan yeni mezun elemanlar alınarak yapacakları işler konusunda eğitilmeye başlanılmıştır. SYGM başka bir kurum veya kuruluşun bölünmesiyle oluşturulmuş bir yapı değildir. Görevlerinin büyük çoğunluğu ilk defa tanımlanmış olup bürokrasi için de yeni konulardır. Özetle görevlerimizin büyük çoğunluğu ilk defa yapılacaktır. Diğer taraftan teşkilatlanma çalışmalarımız da devam etmektedir.  Bu nedenle de faaliyetlerimize yeni yeni başladığımızı söylemek mümkündür.

Şu anda tüm havzalar için havza koruma eylem planlarını tamamlamaya çalışıyoruz. İçme suyu havzalarının korunması için özel hüküm belirleme çalışmaları devam etmektedir. İçme suyu elde edilen bir baraj gölünü düşünün. O baraj gölünde, tüm Türkiye’de uygulanan yönetmeliği uygulamak su kalitesi ve su miktarı açısından sıkıntılar doğurabiliyor. Su Yönetimi Genel Müdürlüğü suyun sadece miktar olarak değil kalite olarak da değerlendirilmesi gerektiğinin farkındadır. Bu yıl Eğridir Gölü, Porsuk Baraj Gölü ve Atatürk Baraj Gölü’nde özel hüküm belirleme çalışmaları tamamlanmış olup, mevcut durumda toplam 13 tane içme suyu özel hüküm belirleme çalışması bitirilmiştir. Yaklaşık 30 tane içme suyu havzası için özel hüküm belirleme çalışmalarına önümüzdeki dönemde başlanacaktır. TÜBİTAK-MAM ile 7 Aralık 2011 tarihinde imzalanan protokol ile de Beyşehir Gölü ve Karacaören Baraj Gölü’nün özel hüküm belirleme çalışmaları başlatılmıştır.

Bu faaliyetlere ek olarak suyun verimli kullanımıyla ilgili çalışmalarımız da yürütülmektedir. Atıksuların yeniden kullanımına önem veriyoruz. Mesela evsel atıksuların sulamada tekrar kullanılabilirliği konusunda çalışmaları başlattık. İlk olarak Hollanda Hükümeti’nden 750.000 Euro’luk bir fon temin ederek Akarçay Kapalı Havzası’ndaki evsel atık suların sulamada kullanılabilirliğiyle ilgili bir proje başlatıyoruz. Ayrıca büyük turistlik tesislerden başlamak üzere iki şebeke kurulması ve arıtılmış suyun tekrar tuvaletlerde kullanılması, içme ve kullanma suları için ayrı şebekeler tesis edilmesine yönelik bir projemiz mevcuttur.

Türkiye’de hangi ilde ne kadar su kaçağının olduğu ve bu kaçakların nasıl kontrol altına alınabileceği hususları çok önemlidir. Bu amaçla, su kaçaklarıyla ilgili envanter çalışmasını başlattık. Aynı zamanda kişi, ürün, kurum, kuruluş, yerleşim birimi, ülke gibi birimler başına düşen su anlamına gelen su ayak izi çalışmasına başlıyoruz. Su ayak izi, içtiğimiz suyun miktarından giyinme ve yemek gibi ihtiyaçlarımıza harcanan su miktarları dahil olmak üzere kullanılan tüm suları kapsamaktadır. Kişinin, ülkenin ve ürünlerin su ayak izini belirleme çalışmasına da başlıyoruz.

Bunun dışında su hukuku konusuyla ilgili çalışmalarımız devam etmektedir. Türkiye’de su mevzuatını çok iyi bilen mühendislerimiz bulunmakla birlikte, ulusal ve uluslararası su hukuku konusunda yetişmiş hukukçu kapasitemizin daha fazla artması gerekmektedir. Bu konuda çalışmalar yürütecek, faaliyetleri izleyip denetleyecek, dünyadaki gelişmeleri takip edecek bir yapılanma oluşturuyoruz. Su hukuku konusunda uzman bir grup kurmaya ve onları bu konuda yetiştirmeye çalışıyoruz. Bunun dışında sınıraşan sularla ilgili ayrı bir yapılanma oluşturduk ve faaliyetlere başladık. Politikalar geliştirmek, bu konuyla ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyon sağlamak, teknik altyapıyı oluşturmak istiyoruz. Bu konuda farklı sivil toplum kuruluşları ve resmi kurumlar çalışmaktadır. Bu kurumlar arasında koordinasyonu sağlayabilecek, onlarla iletişim halinde olup ülke politikasının gelişmesine katkı sağlayacak şekilde yorumlayacak bir yapılanmayı hedefliyoruz. Ayrıca, hem uluslararası ilişkileri takip edecek hem de su politikası geliştirecek bir yapılanma da oluşturulmuş olup,  bu birimler de faaliyetlerine başlamışlardır. Takdir edersiniz ki bunlar zor ve iddialı konulardır. Şu anda Türkiye’de gerek sivil toplum kuruluşları gerekse kamu kuruluşları birbirinden habersiz ve koordinasyonsuz çalışmalar yürütmektedirler. Bizim amacımız bu çalışmaları bir araya getirerek ulusal bir su politikası oluşumuna katkı sağlamaktır.

Diğer bir amacımız su kalitesinin izlenmesidir. Türkiye’de çok sayıda kurum ve kuruluş kendi amaçları doğrultusunda su kalitesini izlemeye çalışıyor. Ancak, bu faaliyetler zaman zaman birbiriyle çakışıyor. Kirlilik, hidrolojik ve hidromorfolojik parametrelerinin hangilerinin hangi istasyonlarda kim tarafından ölçüleceğinin kararlaştırılması için merkezi bir yapıya ihtiyacımız bulunmaktadır. Birlikte faaliyet göstererek ölçme maliyetlerinin azaltılmasını ve daha verimli kullanılabilecek verilere ulaşılmasını hedeflemekteyiz. Bu verileri elde ettikten sonra bir su bilgi sisteminin kurulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Her kurumda farklı bilgiler var ve bu bilgiler her kurumun kendi amaçları doğrultusunda kullanıyor ve kurumlar bu verileri paylaşmayı arzu etmiyor. Genel Müdürlüğümüzün kuruluş kanununa göre tüm kurum ve kuruluşlar bu bilgileri talebimiz durumunda vermekle mükelleftirler. Biz bu bilgileri toparlayacağız ve stratejik bilgiler hariç diğerlerini talep edenlere sunacağız. Yani bir envanter çalışması yapmamız, ham ve işlenmiş bilgileri toparlayıp veri tabanına dönüştürmemiz gerekiyor. Bu veriler üzerinde hidrolojik ve istatistiksel değerlendirmeler yapılmalıdır. Hidrolojik modeller kurulması sağlanmalı ve mevcut modellerin bizim havzalara uygulanabilirliği araştırılmalıdır. İstatistik ve hidroloji konularında yeni bir yapılanma talebimiz oldu ve bu talebimiz Sayın Bakanımız tarafından onaylandı.

Esas problemlerimizden birisi su tahsisidir. Münferit su tahsisleri halihazırda, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. Örneğin yeraltısuyunu ele alırsak, bireyler kişisel olarak “Ben burada kuyu açabilir miyim?” diye başvuruda bulunuyor. DSİ o başvuruyu değerlendirip kabul veya reddediyor. Bu başvurular havza bazında bir bütün olarak değerlendirilemediği için yeratı suları aşırı olarak kullanılmakta ve su seviyesi hızlı bir şekilde düşebilmektedir. Bu ve benzeri sebeplerle suyun havza bazında sektörel olarak tahsisi büyük önem kazanmaktadır. Bir su havzasında su hangi esaslar çerçevesinde ne oranda içme suyu, ne oranda sulama suyu ne oranda enerji üretimi ne oranda doğal hayatın korunması için kullanılacak bilinmiyor. Bununla ilgili yeni bir yapılanma başlattık, ancak bu faaliyetin yürütülmesi oldukça çok zor. Çünkü her havza için bu değerlendirmenin ayrı ayrı yapılması gerekiyor. Şu anda alt yapısını oluşturmaya çalışıyoruz. Örneğin “Kızılırmak hangi oranda hangi maksatla kullanılacak” sorusunun cevabı oldukça zor verilebilir, çünkü uzun yıllar o havzada çalışmayı gerektiriyor. Bu hususla ilgili Su Kanunu’na da bir hüküm konulacak. Bildiğiniz üzere, Su Kanunu 1926 yılında çıkarılmıştır ve o dönemdeki ihtiyaçlar çerçevesinde hazırlanmıştır. O zaman öncelikli olan hususlar içme ve kullanma suyuydu. Şimdi ihtiyaçlar çeşitlendi ve talepler arttı. Başlangıçta suyun kalitesi esas alınmadan miktar hesaplanıyordu. Şimdi hem miktar hem de kalite anlamında Su Kanunu’nun yenilenmesi gerekiyor. Bu konuda çalışmalara devam ediyoruz. Biz SYGM olarak mevzuat geliştirme konusunda koordinasyon görevini de üstlenmiş bulunmaktayız. Şu anda 10’dan fazla yönetmeliğin revizyonuyla uğraşıyoruz. Ayrıca çok sayıda yeni yönetmelik üzerinde çalışıyoruz. Özetle SYGM’nin önemli görevlerinden birisi de su mevzuatının geliştirilmesini sağlamaktır.

Genel Müdürlüğümüz için önemli konulardan bir diğeri de suyun taşkın olması ya da kuraklık olması durumundaki yönetimi. Bununla ilgili yeni bir yapılanma oluşturduk. İlk olarak Karadeniz Bölgesi’ndeki bir havzada uygulama yapacağız. Bu kapsamda, değişik iklim şartlarında ve farklı yağış sürelerinde ölçümler yapılacak. Örneğin, 10 dakika içinde 50 kilogram yağış olması halinde farklı kesitlerden ne kadar su geçecek? Süreleri ve yağış miktarlarını değiştirerek çalışmalarımızı yapacağız. Bu sayede, o havza için risk haritaları hazırlayacağız ve bu haritalar sayesinde alınabilecek tedbirleri belirleyeceğiz. Tedbirlerin alınmaması halinde oluşabilecek zarar haritaları hazırlayacağız. Taşkının tam tersi durum olan kurak dönemle ilgi olarak da faaliyetlerimiz gerçekleştirilecektir. Mesela Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde kurak dönemlerle ilgili çalışan bir çalışma grubu yer almaktadır. Ancak, anılan grup sadece sulama açısından konuyu ele almaktadır. Şu ana kadar belirlendiğine göre suyun 12 farklı sektörel kullanım amacı bulunmaktadır. Bu konu ile ilgili çalışacak olan birimimiz de kurulmak üzere olup bütün sektörel su kullanımlarını dikkate alacak kurak dönem su yönetim planlarının hazırlanmasına başlanacaktır.

İlaveten, su kalitesinin geliştirilmesi de yine Genel Müdürlüğümüzün görev, yetki ve sorumluluğu altında yer almaktadır. İçme suyu havzalarında kullanım amaçlarına göre her bir su kaynağı için su kalitesinin hangi seviyede olması gerekir? Su kalitesinin yönetmeliklere göre belirlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, halihazırda içme sularında bulunan eser tehlikeli maddeler belirlenecek, bunlardan hangilerinin hangi metotla ve hangi aralıklarla izleneceğine karar verilecek, bu konuda bir yönetmelik hazırlanacaktır. Bu konuda yeni bir  proje çalışmasına başlanılmıştır.

ORSAM: Kurumunuzun yurtdışıyla olan ilişkileri ne durumdadır?

Cumali KINACI: Genel Müdürlüğümüzün kurulmasının temel amaçlarından birisi de uluslararası ilişkilerin takip edilmesidir. Türkiye’nin su politikasının oluşturulması, bu politikaya uygun bir iç politikanın izlenmesi, dışarıdaki gelişmelerin takip edilmesi ve ilgili kurum ve kuruluşlara aktarılması gerekmektedir. Bu ifadelerimden “Türkiye’de sadece biz varız, başka kuruma ihtiyaç yoktur” anlaşılmasın. Biz sadece çok sayıda kurum ve kuruluşu daha verimli şekilde bir araya getirmeye çalışıp milli bir politika oluşturulmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Mesela Dışişleri Bakanlığı’yla sürekli işbirliği içindeyiz. Söz konusu Bakanlığa teknik olarak destek vermekte ve uluslararası ilişkiler açısından nasıl davranmamız gerektiği konusunda görüşler almaktayız. Uluslararası kurum ve kuruluşlarla, teknik konularda işbirliği yapabilmek için ulusal kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde, çalışmalara başlamış bulunmaktayız. Ayrıca su hukuku ve politikası konularında uluslararası gelişmelerin izlenmesine de başlanılmış bulunulmaktadır. Sonraki dönemlerde bu gelişmeler raporlanarak ilgili mercilere sunulacaktır.

ORSAM: Eklemek istediğiniz bir konu var mı?

Cumali KINACI: Genel Müdürlüğümüzün mevcut durumunu, görevlerini, yapacaklarını çok hızlı bir şekilde anlatmaya çalıştım. Belki atladığım temel noktalar da olmuş olabilir. Yeni bir genel müdürlüğün kurulması ile toplum tarafından görev ve yetkilerin ne olduğunun anlaşılması zaman alabilir. Genel Müdürlüğümüzün verimli olabilmesi için diğer kurum ve kuruluşlarla birlikte çalışmaya ihtiyacımız bulunmaktadır. Kurumumuzu tanıtmakta her zaman yeterli olamayabiliriz. Bu anlamda, ORSAM gibi kuruluşların desteği bizim için önemlidir. Türkiye’nin milli su politikasının ne olması gerektiği ve farklı kurumların nasıl bir araya geleceği konusunda çalışmalar yapılması gerekiyor. Yabancı ülkelerde birçok saygın düşünce kuruluşu var. Bizim ülkemizin de benzer düşünce kuruluşlarına ihtiyacı var. Bu bakımdan ORSAM ve benzeri kuruluşların kurulması çok önemlidir. Birçok alternatifi değerlendirmek, farklı görüşler üretmek ve bu görüşleri resmi kurumlara aktarmak sivil toplum kuruluşlarının görevidir. Kamunun da onlara destek vermesi gerekiyor. Kamu kurum/kuruluşları ile ORSAM gibi sivil toplum kuruluşlarının fikir alışverişinde bulunması büyük önem taşımaktadır.

Son olarak bir hususu daha eklemek istiyorum. Daha önce de belirttiğim üzere Genel Müdürlüğümüz yeni kurulmuş ve sıfırdan örgütlenmeye çalışan bir kurumdur. Görevlerinin önemli bir kısmı kamuoyu ve bürokrasi için oldukça yenidir ve bu konuların bazılarında yetişmiş insan gücü bulmak mümkün olamamaktadır. Mesela havza bazında sektörel su tahsisi böyledir. Genel Müdürlüğümüzün yetişmiş elemanlarla yapılanmasını ve altyapısını tamamlaması zaman alabilecektir. Bu konularda anlayış, sabır ve diğer kurum/kuruluşlarla işbirliği çalışanların iş verimi ve motivasyonu açısından büyük önem taşımaktadır. İnanıyorum ki Genel Müdürlüğümüzün yaptıkları, yapacakları ve ülkemiz açısından önemi 2 – 3 yıl gibi kısa bir zaman dilimi içinde çok daha iyi görülecek ve anlaşılacaktır.

ORSAM: Vakit ayırıp sorularımızı cevapladığınız için çok teşekkür ederiz.

* Bu röportaj ORSAM Su Araştırmaları Uzmanı Dr. Seyfi Kılıç tarafından 8 Aralık 2011 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir.

http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Etkinlikler/Dosyalar/2012116_orsamcumalikinaci.pdf

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar