Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Musul’dan Seçim Gözlemleri 1

Bilgay Duman, ORSAM Ortadoğu Uzmanı
Irak’ta 7 Mart 2010’da yapılan seçimlere Türkiye’den gözlemci olarak gidecek olan listeler açıklandığında ismimin karşısında Musul’u görünce bir yandan sevinirken diğer yandan üzülmüştüm. Kerkük’e gitmeyi umarken Musul’un çıkması sürpriz olmuştu. Ancak Musul’u da görecek olmak benim için ayrı bir heyecan olmuştu. Türkiye’den Erbil’e uçtuktan sonra, bizi karayoluyla Musul’a götürecek araçların ve Musul Başkonsolosluğu çalışanlarının Erbil Havaalanı’na girerek, Türk Bayraklı jiplerle çok samimi ve sıcak bir şekilde bizi karşılamaları, güneşin yaktığı yüreğimize su serpmişti. Türk Güvenlik Güçlerine bağlı Özel Harekatçıların korumasında Türk Bayraklı araçlarla birlikte, oluşturduğumuz konvoyla önce Erbil gözlem ekibinin işlemleri halledildikten sonra, Musul’a doğru yol aldık. Erbil’de işlerin biraz uzaması ve karanlığın çökmesi biraz tedirginlik yaratsa da, önümüzdeki ve arkamızdaki Türk Bayraklı araçlar güvende olduğumuzu hissettiriyordu. Erbil’den itibaren bize eşlik eden Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetime bağlı güvenlik güçleri, Musul’a girdiğimiz sırada bizi Irak güvenlik güçlerinin korumasına devretti. Bu durum Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim ve Irak hükümeti ile Arap-Kürt gerginliğinin ilk yansıması olarak göze çarptı. Erbil plakalı araçlarla Musul’da dolaşmak tehlikeli olmakla birlikte, Türk güvenlik güçlerine ait Cobra tipi zırhlı araçlar da konvoyumuza eklenerek, güvenlik bir üst seviyeye daha çıkarıldı. Musul-Erbil arasındaki kontrol noktaları arasındaki ABD’lilerin de bulunduğu tek kontrol noktasındaki güvenlik düzeyi ve intizam diğerlerinden oldukça yüksekti. Musul’un içlerine doğru ilerlediğimizde, şehrin ihtişamına rağmen perişan hali üzücüydü. Saddam’ın sarayının yanında bulunan ve kalacağımız otel olan “Ninevah Hotel”e ulaştığımızda, Saddam Hüseyin’in diktatörlüğü bir kez daha kanıtlandı. Saddam rejimi döneminde, Saddam Hüseyin’in oteli olarak bilinen ve Dicle’nin en güzel kıyısına yapılmış otelin Dicle’ye bakan ve sarayı gören odaların hiçbirine müşteri alınmadığını öğrendik. Aslında otel oldukça modern bir mimariyle yapılmış. Ancak savaş şartları verilen hizmetin kalitesini düşürmüş. Zira asfaltta oynadığınız izlemini verse de otelde bowling salonu bile mevcut. Ayrıca 2009’da bir şampiyona bile yapılmış. İlk iki gün güvenlik gerekçesiyle dışarı çıkamıyoruz.   Musul, Saddam Hüseyin’in en sevdiği illerden biri olarak biliniyor. Irak’ın en büyük ikinci vilayeti olan Musul, cansız topraklara hayat veren ve şehri ikiye bölerek, Şattül Arap’ta Fırat’la buluşan ve Basra Körfezine dökülen Dicle Nehri’nin bütün parlaklığıyla güneşi selamladığı, her nefeste tarihin, eski uygarlıkların, savaşın, silah seslerinin, Saddam Hüseyin’in şehirde bıraktığı izlerin yanı sıra, dikenli tellerle kaplı sokak ve caddelerdeki gerginliğin, askeri ve polis araçlarının sirenlerinin, hiç dinmeyen insansız istihbarat uçağı olan Heronların sesinin, her köşe başındaki kontrol noktaları ve bunun olağan üstü savaş haliyle bütünleştiği bir vilayet. Çok sayıda etnik ve dini unsurun bir arada yaşadığı ya da yaşamaya çalıştığı vilayet, Sünni Arap ağırlıklı bir nüfusa sahip. Türkmenler ve Kürtler de oldukça fazlalar. Ayrıca Musul’da, Yezidiler ve Hıristiyanlar da yaşıyor. Şehirdeki seçim afişlerinde her siyasi grubun simgesini görmek mümkün. Irak’taki çeşitliliği gösterir bir tablo. Bu doku rekabeti de beraberinde getiriyor. Zaten şehrin içi dolaşıldığında zarar görmeyen veya kurşun deliği olmayan bina sayısı oldukça az. Özellikle kenar mahallelerdeki çatışma izleri inanılmaz boyutlarda. Kısa zamana kadar El-Kaide’nin oldukça aktif olduğu şehirde, halen bu örgütün varlığından korkuluyor. Seçim günü sabahın erken saatlerinde patlayan bombalar ve havan topları bunun bir kanıtı olarak gösteriliyor. Zira El-Kaide seçime gidecek Iraklıları ölümle tehdit etmişti. Ancak insanların bu duruma alıştığı gözlemleniyor.   Seçim sabahı 10 kişilik gözlem ekibi, iki takım halinde yola çıkıyoruz. Takımlardan biri Musul şehrinin içlerine giderken, bizim bulunduğumuz ekip daha çok dış mahalle ve köylere gidiyor. Gidilen yerler arasında Şirinhan, Karakoyun, Reşidiye gibi Türkmen bölgeleri bulunurken, Arapların hakim olduğu Hay El-Arabi ve karma bir nüfusa sahip Nebi Yunus semti de var. Özellikle Nebi Yunus, Musul’daki çatışmaların en yoğun yaşandığı yerlerden biri. Çatışma izleri ve patlamaların yıkıntıları çok net gözlemlenebiliyor. Hemen hemen her sokak ve cadde başında bir barikat görmek mümkün. Bu Musul’un bir gerçeği. Bu durumu diğer yerlerde de görmek mümkün. Nebi Yunus’ta konuştuğumuz insanlar çok sayıda Türkmen içermekle birlikte Nebi Yunus’ta yaşayan sakinlerin şiddet nedeniyle köylere kaçtığını söylüyor. Zaten öğlene kadar verilen oylar hesaba alındığında en düşük katılımın bu semtte olduğu görülüyor. Nebi Yunus, isminden de anlaşılacağı gibi Yunus Peygamberin mezarının bulunduğu iddia edilen ve adına bir caminin bulunduğu kutsal bir mekan olarak biliniyor. Ancak bu kutsallık kimsenin umurunda değil. Zira ölünen ve öldürülen bir mekan halini almış, barut kokusunun kanalizasyon kokusuyla karıştığı bir yer. Alt yapı eksikliği çok açık bir şekilde kendini belli ediyor. Çöpler etrafa saçılmış, sokaklarda kirli sular hastalığa davetiye çıkarıyor. Çocuklar bu ortamda büyüyor, yine de gözlerindeki umut ışığını görebiliyorsunuz. Verdiğiniz şeker bile onları çok mutlu ediyor. Ayrıca Türkiye’ye karşı yoğun bir ilgi de söz konusu. Türk bayraklı araçlarımız gören bazı çocukların “kurt” işareti yapmaları ve Türk yetkililerden Türk bayrağı istemeleri dikkatimizden kaçmıyor.   Hay El-Arabi’ye gittiğimizde, sabahın erken saatlerinde bir mayın ve iki havan topu patladığını öğreniyoruz. Yine de halkın sokaklarda dolaştığı görünüyor. Bu semt Arapların ağırlıkta yaşadığı bir yer. Çok az sayıda Türkmen ve Kürt de yaşıyor. Bu semt bir zamanlar El-Kaide’nin yoğun olarak bulunduğu bir yer ve halen korku devam ediyor. Hay El-Arabi’de yaşayan bir sakin, El-Kaide için “bunların kim olduğu, ne zaman nerede karşınıza çıkabileceğini bilemezsiniz. Hayalet gibiler”, diyerek El-Kaide korkusunun halen semte hakim olduğunu gösteriyor. Ancak Nebi Yunus gibi asfalt cadde ve sokakları ve dükkanlarıyla şehirli bir hava hakim.   Diğer taraftan Türkmen yerleşimleri olan Reşidiye, Şirinhan ve Karakoyun daha az gelişmiş yapısıyla dikkat çekiyor. Özellikle Şirinhan ve Karakoyun perişanlık türküsü söylüyor. Asfalt hiçbir yolun olmadığı bu iki köyde alt yapı yok. Evler harap halde. Ancak insanları sıcaklığı bu iki köyü ısıtıyor. Türkmen bir genç yanımıza gelerek burası sizin köyünüz, hangi kapıya giderseniz sizindir deyip, bizi öğlen yemeğine davet ediyor. Ancak görevli olmamız asabiyle kalamıyoruz. Bu iki köyde okullarda açılan seçim merkezlerine gittiğimizde, okullardaki durumun çok kötü olduğunu görüyoruz. Okul binaları yıkık dökük. Alet ve okul gereçleri yok denecek kadar az. İnsanın aklına buralarda eğitim alan bir çocuğun nasıl başarılı olmasının mümkün olamayacağını söylüyor. Artık bazı gençler bu sefillikten bıkmış durumda. Sandık başındaki bir Türkmen gencinin “ağabey burada ne işiniz var, gidin güzel Türkiye’nize buraya gelinir mi hiç” diye çıkışması, içimizi burkuyor.   Reşidiye ise Anadolu’daki bir ilçeyi anımsatıyor. Yine sabah saatlerinde burada patlayan bombalar, halkın tedirgin etmiş. Yine de Reşidiye’deki Türkmenlerin seçime katılım gösterdikleri görünüyor. Ancak burada Türkmenlerin seçimle ilgili çok sorunla karşılaştığını görüyoruz. Özellikle Telafer’de yaşananlardan sonra buraya göçmüş Türkmenler isimlerini bulamamak ve oy kullanamamaktan şikayetçi. Bir de sandıklar çok uzağa kurulduğundan ve arabayla sokağa çıkma yasağı olduğu için, insanlar uzun mesafe yürümek zorunda kalmış. Bu da bazılarının sandığa gitmesini engelliyor. Reşidiye’de konuştuğumuz bir Türkmen çift 6 km yürüdüklerini ifade ederek, bir buçuk saatte ulaşabildiklerini söylüyor. Yine de Türkmen bölgelerindeki katılımın yüzde 60’ın üzerinde olduğu görülüyor. Türkmenler adına bu sevindirici.   Musul’daki olağanüstü savaş ortamının kısa vadede sona ermesi zor gözüküyor. Yerleşmiş bir yapı hakim. İnsanlar artık uzayan kontrol noktalarına bile itiraz etmeden hayatlarını idame ettirmeye çalışıyor. Aslında Musul geniş düzlükleri, sulak arazisi ve verimli topraklarıyla, Irak’ı hatta Ortadoğu’yu besleyebilecek bir yapıda, ancak en büyük sorun güvensizlik. Eğer güvenlik sorunu çözülürse, Musul dünyanın en tehlikeli yeri değil, en yaşanılan yerlerinden bir haline gelebilir.

Etiketler

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar