Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
3 dakika okuma süresi
Değerli Okuyucular,
Ortadoğu’da güvenlik krizinin neden olduğu yeni duruma dair birçok farklı analiz yapıldı. Bu analizleri iki temel başlık altında toplamak mümkün. Birinci gruptaki analizler, son on yıllık döneme odaklanıp “mezhep temelli” bir değişkeni dikkate alarak IŞİD’in yükselişinin Maliki’nin “dışlayıcı siyaseti”nin bir sonucu olduğunu iddia ederken, ikinci gruptaki değerlendirmeler, krizin aşağı yukarı yüzyıllık bir zaman dilimini dikkate alarak, Birinci Dünya Savaşı sonrası düzenin kalıntılarının bir sonucu olduğunu ileri sürüyorlar. Birinci grupta yer alanlar için “siyaset” hala Ortadoğu’daki mevcut krizin çözümünde bir imkân olarak görülürken, ikinciler için krizin seyrini “sınırların” ne ölçüde mevcut halinin sürdürülüp sürdürülemeyeceği belirleyecek. Bu iki açıklama modeli, Arap Baharı’nın dördüncü yılını tamamlamak üzere olduğu bir dönemde nasıl bir şekil aldığını anlamak açısından yeni bir tartışma alanı da ortaya çıkarmış oldu. Artık Ortadoğu bölgesel siyasetini anlamak ve düzeni sürdürülebilir ve istikrarlı kılmak için sadece devletler düzeyinde ortaya çıkacak bir uzlaşmanın yeterli olmadığı oldukça açık. Görünüşte IŞİD’ın Arap Baharı içinde arızi bir durum olduğu düşünülse de neden olduğu yeni gelişmeler bu arızilik halini süresi belli olmayacak bir biçimde kalıcı hale getirebilir. Bu kalıcılık, bütün Ortadoğu ülkelerini farklı şekillerde de olsa doğrudan etkileyecek gibi gözüküyor. Türkiye, bu ülkelerin başında geliyor. IŞİD’in Kürtleri hedef alan “jeopolitik hırsı”nın, bölgede kök salmaya başlayan “aşırıcılar” için ideolojik bir eklemlenme noktası haline dönüşmesi, radikal bir din yorumuyla birlikte ele alındığında Türkiye’nin siyaset yapma biçimiyle karşı karşıya gelmiş durumda. Kürtler bütün heterojenliklerine rağmen geçmişe göre daha fazla “aynı siyasal süreçlerin” parçası olmaya başladı. Aşırıcılığın askeri bir güvenlik sorunu olarak görülmesi, Türkiye’nin “ılımlı” söyleminin giderek altını oyuyor. En önemlisi de Suriye’deki “kara deliğin” giderek büyümesi. Bu kara delik, Irak’ı da daha fazla içine çekerek Türkiye’ye birçok açıdan daha yakın baskı oluşturmaya başladı. Kobani bu gelişmeleri çarpıcı bir şekilde ortaya çıkarmış oldu. Bir bütün olarak bakıldığında ise Ortadoğu her devlet için ayrı ayrı, maliyeti daha yüksek olacak bir “yere” dönüşebilir. Peki, bu noktaya nasıl gelindi ve mevcut durum nasıl bir yöne doğru evrilecek? En önemlisi de Arap Baharı’nın evrileceği yön, bugünkünden daha mı iyi yoksa daha mı kötü olacak? Bu sorulara cevap vermek çok da kolay gözükmüyor. Ortadoğu Analiz bu sayısında bu soruların farklı cevapları olabileceği ihtimalini dikkate alarak içinden geçmekte olduğumuz süreci farklı yönleriyle ele alıyor. Kobani başta olmak üzere Arap Baharı’nın farklı süreçlerini yeniden odaklanarak anlamaya çalışıyor.
Keyifli okumalar…