Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
4 dakika okuma süresi
Değerli Okuyucular,
Ortadoğu’da Suriye ve Irak merkezli güvenlik krizlerinin giderek yoğunlaştığı bir dönemde İsrail’in Gazze saldırısı bölge ölçekli siyasette yeni bir krizin ortaya çıkmasına neden oldu. Suriye’deki iç savaşın neden olduğu insanlık dramına böylece yeni bir cephe açılmış oldu. Bu durum Ortadoğu’nun şiddet tarihi içinde söz konusu İsrail olunca aslında bir istisna oluşturmuyor. Nitekim bütün uluslararası toplumun normları ve uluslararası hukuk askıya alınarak ya da askıya alınmasına göz yumularak Gazze haftalarca İsrail’in yoğun bombardımanına maruz kaldı. Bütün bunlar ise yıllardır Filistin sorununa sahiplik yaptıklarını iddia eden bölge ülkelerinin gözleri önünde yaşandı. Uluslararası toplumun devlet düzeyindeki merkezi aktörleri ise saldırıyı durdurmak yerine “sözde kendini savunma hakkı” gibi kendinden menkul bir uluslararası hukuk ilkesini gerekçe göstererek İsrail’in arkasında olduklarını açıkladılar. Hatta bir çeşit bilgisayar savaş oyununun içindeymişçesine “sahilde top koşturan çocukların” üstüne bomba yağdıran İsrail’in bu eylemi söz konusu merkezi aktörlerin açıklamalarının genellikle ikinci cümlesini süsleyen bir unsura dönüştürüldü. Çünkü “ölüm” günümüzün uluslararası toplumu içinde Ortadoğu bahis konusu olunca bir istisna olmak yerine yaşamın temel kuralı olarak ele alınıyor. Bu yüzden Gazze adeta küresel toplumun vicdanı için bir test niteliğindeydi, ancak İsrail 2000’i aşkın insanı katlederek durabildi ve küresel toplum “insanlık” testinden geçme konusunda bir kez daha başarısız oldu. Ortadoğu söz konusu olunca halen geç kalmaya devam ediyor! Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da sürmekte olan bir dizi çatışmanın sonlandırılması için hem bölgesel hem de küresel güvenlik mekanizmaları işlemez durumda. Birleşmiş Milletler çatışmanın çözümünde asli unsur olmak yerine sırf karar alma mekanizmalarının jeopolitik mülahazalara kurban gitmesi nedeniyle adeta sorunun kaynağı olmaya başladı. Bu durum ister istemez Ortadoğu coğrafyasındaki var olan fay hatlarını derinleştirerek daha büyük potansiyel çatışmalar için zemin oluşturuyor. Uluslararası toplumun Suriye konusunda hareketsiz kalması IŞİD gibi anlaşılması çok zor yeni bir terör olgusunun kök salmasına neden olarak Irak’ı bilindik bir devlet olmaktan çıkarmış durumda. Modern anlamda devlet sınırları Suriye ve Irak için kaybolmuş durumda. IŞİD sözde devlet olma iddiasıyla yeni bir egemenlik biçimi oluştururken aynı zamanda Suriye ve Irak içinde yeni sınırları tahkim etmeye çalışıyor. Güvenlik bürokrasisinden ekonomiye, doğal kaynaklardan kontrol ettikleri bölgelerde eğitim müfredatına kadar bir dizi yeni yapılar kurarak jeopolitik bir vakıaya dönmek üzereler. Bir bütün olarak bakıldığında ise bilindik Ortadoğu’nun sonuna gelmek üzereyiz. Sadece Suriye ve Irak değil aynı zamanda Libya’dan Yemen’e kadar uzanan coğrafya içinde devlet-altı silahlı grupların devlet yapılarını sarsıcı etkileri söz konusu. Bu nedenle Ortadoğu’nun yakın geleceğine dair etkili olması beklenen tahmin edilebilir/öngörülebilir aktörlerin sayısı giderek azalıyor. Bu durum riskleri ve belirsizlikleri arttırdığı gibi “güvensizlik sarmalını” daha da derinleştiriyor. Bu nedenle içinden geçtiğimiz süreçte Ortadoğu ulusal ölçekten bölgesel ölçeğe oradan da küresel siyasete kademeli bir baskı oluşturması her zamankinden daha akut bir hal almış durumda. Yapılması gereken kuşkusuz çok şey var, ancak hâlihazırdaki aktörlerin birçoğu bu kapasiteden yoksun durumda. Ortadoğu Analiz dergisi olarak daha önceki sayılarımızda bu değişimin farklı yönlerine dikkat çekmeye çalıştık. Bu sayımızda da başta kapak konumuz Gazze olmak üzere bölgesel düzlemde yaşanan bir dizi güvenlik ve siyasi krizi makro ölçekten mikro ölçeğe kadar incelemeye çalıştık.
Keyifli okumalar…