Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

    Ortadoğu Analiz Dergisi

  • Cilt No

    19

  • Sayı No

    142

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Ortadoğu Analiz Mayıs-Haziran / Cilt:19 / Sayı:142

6 dakika okuma süresi

ORSAM’dan

Mart ve Nisan ayları Ortadoğu açısından bölgenin uzun süredir içinde bulunduğu dönüşümün yeni bir aşamaya geçtiği bir dönem olarak kayda geçti. 7 Ekim 2023 sonrası düzenin temel parametresi olan İsrail saldırganlığının önlenmesi için ortaya konacak bölgesel sahiplenme, aidiyet ve irade tartışması daha yoğun bir şekilde tartışılıyor. Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu’da düzen ve istikrarı destekleyen aktörler başta ekonomik dönüşüm, bağlantısallık projeleri, normalleşme girişimleri ve bölgesel iş birliği arayışları üzerinden gündemi şekillendirseler de bu iki aylık dönemde savaş, çatışma ve istikrarsızlık yeni bir ivme yakaladı.

Dolaysıyla bölgenin geleceğini belirleyecek temel mesele ekonomi ve güvenlik arasındaki dengenin nasıl kurulacağı ile yakından ilgilidir.

Bu yazının kaleme alındığı tarihler itibarıyla İran’a yönelik savaş üçüncü ayına yaklaşmaktaydı. Savaş ve diplomasi arasındaki gri alan genişledikçe bölge yeniden klasik güvenlik ikilemi riskleriyle karşı karşıya kalmıştır. Aktörler birbirlerinin güvenlik arayışlarını tehdit olarak okumakta, bu durum güvenlik arayışını daha fazla silahlanma, daha fazla dış destek ve daha kırılgan bölgesel ilişkiler üzerinden şekillendirmektedir.

Mart ve Nisan aylarında ortaya çıkan gelişmeler bu eğilimi doğruladı. Irak’ta İran’a yakın milis grupların artan saldırıları, Lübnan’da Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına dönük yeni tartışmalar ile İsrail’in Lübnan’ın güneyini işgali, Suriye’de güvenlik kurumlarının DEAŞ tehdidine karşı yürüttüğü operasyonlar ve İsrail’in Suriye sahasına dönük müdahaleleri bölgesel güvenlik denkleminin yeniden sertleştiğini gösterdi.

Bu süreçte en dikkat çekici dönüşümlerden biri Körfez güvenlik algısında yaşandı. Uzun yıllardır güvenliklerini büyük ölçüde dış güvenlik garantileri üzerinden inşa eden Körfez ülkeleri açısından son savaş yeni bir yalnızlık hissini de beraberinde getirdi. Bölgesel aktörler artık kendilerini büyük güç rekabetinin tampon alanı olarak görmek istemiyor. Özellikle Körfez ülkelerinde giderek belirginleşen güvenlik çeşitlendirmesi arayışı yeni dönemin temel eğilimlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC ve OPEC+ üyeliğinden ayrılması enerji piyasalarına ilişkin teknik bir karar olmanın yanısıra Körfez’in değişen güvenlik algısının ekonomik tercihlere nasıl yansıdığına dair önemli işaretler taşımaktadır. Bölgesel aktörler artık güvenlik ve ekonomi alanlarını birbirinden bağımsız okumamaktadır. Enerji güvenliği, ticaret koridorları, deniz geçiş hatları ve bölgesel istikrar aynı stratejik denklem içinde değerlendirilmektedir.

Bu yeni tablo İran açısından da dikkat çekici sonuçlar ortaya çıkardı. Savaşın başlangıcında Körfez ülkelerine yönelik sert eleştiriler ve iş birliği tartışmaları öne çıkarken süreç ilerledikçe Tahran yönetiminin bölgesel dinamiklerden kopmak istemediği daha net biçimde ortaya çıktı. Savaşın ardından İran’ın yeniden diyalog ve bölgesel iş birliği mesajları vermesi yeni dönemin önemli gelişmelerinden biri olabilir.

Daha önemlisi, İran açısından ortaya çıkan “regime resilience-rejim dayanıklılığı” meselesi yalnızca İran toplumunun veya siyasi elitlerinin değil, bütün bölgenin dikkatle izlediği bir konu haline gelmiştir. Aylar süren yoğun askeri baskıya rağmen rejimin değişmemesi bölgesel güç dengeleri açısından yeni bir değişken oluşturmuştur. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik etkisinin ortaya çıkardığı sonuçlar da enerji güvenliği ve küresel ekonomi açısından yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bölge, Hürmüz’ün yalnızca bir deniz geçiş noktası değil; aynı zamanda stratejik caydırıcılık unsuru olduğunu yeniden görmüştür.

Bu süreç aynı zamanda daha geniş soruları da beraberinde getirmektedir. Şii jeopolitiği savaş sonrasında nasıl şekillenecek? Körfez güvenliği hangi yeni mekanizmalar üzerinden yeniden kurulacak? Bölgesel güvenlik mimarisi dış güvenlik garantilerine mi dayanacak yoksa daha bölgesel bir güvenlik yaklaşımı mı gelişecek?

Bütün bunların yanında çözülmeyen temel mesele varlığını korumaktadır. İsrail sorunu. Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a uzanan geniş güvenlik hattında İsrail’in güvenlik yaklaşımı bölgesel istikrarsızlığın temel değişkenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Bölgenin önündeki temel sorulardan biri artık yalnızca İsrail’in güvenliği değil; İsrail’in bölgesel aidiyetinin nasıl şekilleneceği sorusudur. Bölge İsrail’i nasıl doğal bir bölgesel aktör haline getirecek? Güvenlik merkezli mevcut yaklaşımın sürdürülebilirliği ne kadar mümkün?

ORSAM olarak bu yeni dönemi yalnızca savaşlar ve krizler üzerinden okumamaya çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemin temel araştırma eksenlerinden birini bağlantısallık ve bölgesel entegrasyon üzerinden de okumaya gayret ediyoruz. Ekonomik koridorlar, enerji hatları, lojistik ağlar, dijital dönüşüm ve bölgesel ekonomik iş birlikleri yalnızca kalkınma başlığı değildir. Bunlar aynı zamanda güvenlik, istikrar ve bölgesel düzen tartışmalarının merkezinde yer almaktadır.

Ortadoğu yeni bir döneme girmektedir. Bu dönemin temel dinamiklerini anlamak bugünün krizlerinin yanı sıra geleceğin bölgesel düzenini de doğru okumayı gerektirmektedir. ORSAM olarak sahadan elde ettiğimiz bilgi, stratejik analiz ve bölgesel gerçeklik arasındaki ilişkiyi güçlendirmeye ve bu dönüşümü anlamaya yönelik çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Dr. Kadir Temiz – ORSAM Başkanı