Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
5 dakika okuma süresi
Değerli Okurlar,
İçinde bulunduğumuz yıl Türkiye’nin NATO İttifakı’na üye oluşunun 60. yıldönümü. Biz de bu vesileyle Nisan sayımızı Türkiye ve NATO kapak konusuyla çıkarmaya karar verdik. Dergimizde yer alan incelemelerin bir kısmı bu konuya odaklanırken diğerleri de Orta Doğu’da yaşanan ve Türk dış politikasını yakından etkilemeye devam eden konuları tartışıyor. Tarık Oğuzlu birinci makalesinde NATO’nun 1949 yılındaki kuruluşundan bu yana geçirmekte olduğu dönüşüm sürecini ana hatlarıyla tartışıyor. Soğuk Savaş’ın sonunun NATO’nun kimliğine ve misyonlarına dair ortaya çıkardığı zorlukların tam olarak aşılamadığını iddia eden Oğuzlu, yine de İttifak’ın kendisini yenileme bağlamında ciddi bir yol kat ettiğini gösteriyor. Oğuzlu ikinci makalesinde Türkiye’nin İttifak’a karşı olan bakış açısının Soğuk Savaş’tan sonra ne yönde ve hangi faktörler ışığında değişmekte olduğunu tartışıyor. Kendisinin öne sürdüğü ana argüman ise son yirmi yıldır Türkiye’nin NATO’ya karşı daha eleştirel, çıkar-odaklı ve sahiplenici bir tutum takındığı. Serhat Güvenç ve Sıtkı Egeli, ortaklaşa kaleme aldıkları çalışmalarında son yıllarda NATO’nun dönüşüm sürecini en fazla meşgul eden konuların başında gelen füze savunma kalkanı projesini, projenin arka planı, geçirmiş olduğu aşamalar ve Türkiye’ye olabilecek muhtemel etkileri bağlamında tartışıyorlar.
Ali Oğuz Diriöz çalışmasında NATO’nun Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Körfez bölgelerine ilişkin geliştirmiş olduğu projeleri analiz ederken bunların ortaya çıkmasında etkili olan faktörleri ve Türkiye’nin bu süreçteki rolünü inceliyor. Barış Doster Türkiye’de NATO’ya ilişkin söz konusu olan şüpheci ve eleştirel tutumun tarihsel köklerini incelediği makalesinde, bu eleştirel bakışın ortaya çıkmasında çok önemli bir işlevi olan sosyalist sol düşüncenin izini sürüyor. Merkez sağ ve sol siyasetlerin özünde NATO’ya ılımlı yaklaştıklarını iddia eden Doster, mevcut siyasi ideolojiler arasında NATO’ya tutarlı bir şekilde eleştirel yaklaşan tek ideolojinin sosyalist sol olduğunu gösteriyor. Ertan Efegil makalesinde Soğuk Savaş sonrasında NATO’nun giderek devlet içi çatışmalarda kriz yönetimi tarzında roller oynamaya başladığını iddia ediyor. Bu süreçte Türkiye’nin NATO’nun alan-dışı faaliyetlerine yapmış olduğu katkıyı örnekleriyle gösteren Efegil, özellikle NATO’nun Libya’da düzenlemiş olduğu askeri operasyonu inceliyor. Efegil devlet içi çatışmaların küresel güveliği daha fazla tehdit etmeye başladığını, bunun NATO’nun dönüşüm sürecini yakından etkilediğini ve de Türkiye ile NATO arasında bu konuda bir görüş birliği olduğunu gösteriyor.
Mustafa Kibaroğlu Arap Baharı sırasında yaşanan gelişmelerin Türk dış ve güvenlik politikaları bağlamında ortaya çıkardığı zorlukları tartıştığı çalışmasında, özellikle Türkiye’nin son on yıldır yürütmekte olduğu komşularla sıfır sorun odaklı dış politikasının bazı bölgesel gelişmeler karşısında ciddi zorluklara maruz kaldığını gösteriyor. Bu zorluklar arasında Kibaroğlu İran’ın Türkiye’nin füze savunma kalkanı projesindeki rolüne ilişkin itirazlarına, Türkiye ve İran’ın Suriye’deki iç gelişmeler karşısında takındıkları farklı tavırlara, Türkiye’nin İran ve İsrail arasındaki arada kalmışlık durumuna ve de bölgenin genelinde yükselmekte olan rekabetçi politikalara özellikle dikkat çekiyor.
Haldun Yalçınkaya güvenliğin özelleşmesi bağlamında yaşanmakta olan gelişmeleri Irak’ta faaliyet yürüten özel güvenlik şirketleri üzerinden göstermeye çalıştığı makalesinde ‘savaş müteahhitleri’ kavramına dikkatleri çekiyor. Güvenlik sektöründe devlet-dışı yeni aktörlerin neden ortaya çıkmaya başladığını ve bu aktörlerin güvenlik alanında ne tarz görevler icra ettiklerini incelediği makalesinde Haldun Yalçınkaya, Irak savaşı ve sonrasının ideal bir laboratuar görevi gördüğünü düşünüyor. Harun Öztürkler ise İran’ın genel ekonomik özelliklerini oldukça kapsamlı bir şekilde inceliyor.
Ayrıca Orsam Başkanı Hasan Kanbolat ile Orsam Ortadoğu Uzmanı Oytun Orhon, alanında yetkin kişilerle yapmış oldukları mülakatlarla Suriye’de yaşanmakta olan krize ışık tutuyorlar.
Nisan sayısıyla birlikte Ortadoğu Analizde yapmaya başlayacağımız bir yenilik alanlarında uzman Türk akademisyenlerin katılmış oldukları uluslararası konferanslarda edinmiş oldukları izlenimleri siz değerli okuyucularımızla paylaşmak olacak. Bu bağlamda ilk konferans değerlendirmesini İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası ilişkiler Bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Kıvanç Ulusoy, Hindistan’da katılmış olduğu bir konferans üzerine yapıyor.
Keyifli okumalar,
Mayıs sayımızda görüşmek üzere