Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
4 dakika okuma süresi
Bugün Ortadoğuyu her zamankinden farklı bir biçimde “yeniliği” bağlamında tartışıyoruz. Bu yeniliğin şekillenmesine ise üç yılı aşkın süredir devam eden Arap Devrimleri damgasını vurdu. Artık gündelik dilimizin bir parçası olan Ortadoğu’yu konuşurken onun yeni oluşuna gönderme yapmaksızın geleceğe dönük siyasi bir tasavvur geliştirmek neredeyse imkânsızlaştı. Peki bu Yeni Ortadoğu’yu mümkün kılan ve Tunus’tan Suriye’ye uzanan “tamamlanmamış halk devrimleri” Ortadoğu’da eski olanı nasıl tasviye etti ya da edecek? Ya da “Yeni Ortadoğu”nun geleceğini nasıl düşünebiliriz? Ortadoğu’nun geleceğine dair yeni bir tasavvur geliştirmek için bu soruya sarih bir cevap vermek giderek zorlaşıyor. Arap devrimleri başladığında her bir ülkenin demokratik konsalidasyonu ve yeni bir bölgesel restorasyon için önemli bir fırsat ortaya çıkarmıştı. Ne var ki, başlangıçta vaat ettiği “demokratik dönüşüm” ve “bölgesel restorasyon” umudunu gerçekleştirmek bir yana, Ortadoğu’nun makus talihini kötü bir tarihsel anlatıya çevirecek boyuta ulaştı. Suriye’deki iç savaş bunun en kötü kanıtı olarak karşımızda durmaktadır. Artık Yeni Ortadoğu’yu yeni oluşan dini ve etnik antagonizmalar, çatışma biçimleri, devlet-dışı aktörler ve var oluş hikayeleri etrafında tartışmak zorundayız. Bu durum başta İslam dünyası olmak üzere birçok bölgesel ve küresel aktörü farklı meydan okumalarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu meydan okumalar, Yeni Ortadoğu’da din-devlet ilişkilerinden sekülerizme, yeni toplumsal öznelliklerden yeni kimlik tahayyüllerine, yeni demokrasiye, yeni aktörlere ve yeni diplomasi kadar bir dizi kavramı, olguyu ve süreci farklı bir bakış açısıyla düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu düşünme sürecinde bir “yenilenmeye” ihtiyacımız olduğu son derece açık. Bu yenilenme, devlet-merkezci olmayan, özgürlük- güvenlik dengesini bütün bir siyasi anlayışımızın ve toplumsal süreçlerin merkezine alan ve en ön önemlisi de farklılıklara açık olacak bir sıçrama tahtasına dönüşmek zorunda. Yeni Ortadoğu’nun, bu tarihsel meydan okumanın her bir ülke için ortaya çıkardığı “yeni siyasete” olan ihtiyacı anlamadan anlaşılması mümkün değildir. Kuşkusuz bunun henüz daha çok başındayız; ancak içinden geçtiğimiz dönem bize tartışmak ve yeni bir siyasi ve toplumsal dil kurmak için önemli bir fırsat sağlıyor. Yaklaşık beş yılı aşkın bir süredir okuyucuyla buluşan Ortadoğu Analiz bu süreçte kendini de yenileyerek böylesi bir yenilenmenin anlaşılmasına katkı sağlamak için yenilenmiş bir formla okuyucuyla buluşuyor. Tek bir resimle bütün meselelerin anlaşılmayacağının farkında olarak, mümkün olduğunca farklı resim çekmek suretiyle Ortadoğu’ya ilişkin anlayışımızı derinleştirmek istiyoruz. Sadece tasvir etmenin yeterli olmadığına da inanarak anlamanın ve anlamlandırmanın önemine dikkat çekmek istiyoruz. En önemlisi de Ortadoğu’yla paylaştığımız ortak geleceğimize ilişkin yeni bir dil oluşturmanın peşindeyiz. Bugün her zamankinden daha fazla savaşın insani olmayan yüzüyle karşı karşıyayız. Şiddet’in tek kelimeyle bir sosyal kurum olduğunun ve insan doğasının bir sonucu olmadığının farkındayız.
Yeni Ortadoğu’da değişimin diğer yansımalarını ve yönünü sorgularken bizimle birlikte olmak isteyen herkese merhaba…