İçindekiler
▪ 7 Ekim Sonrası Meşruiyet Krizi ve Hukukun Siyasallaşması: Gazze için Beklentiler – Musab Şahin
▪ 7 Ekim’in İkinci Yılında İsrail İç Siyaseti – Özgür Dikmen
▪ Gazze Soykırımı ve Netanyahu’nun Savaş Suçlarına Karşı İsrail Muhalefeti – Selim Han Yeniacun
▪ Gazze’de Savaş Sonrası Senaryolar – Gökhan Batu
▪ 7 Ekim’in İkinci Yılında Filistin’in Geleceği ve Bölünen Batı Dünyası – Helin Sari Ertem
▪ İsrail–Filistin Çatışmasının Ötesinde: Rusya’nın Gazze’deki Küresel Hesapları – Muhammet Koçak
▪ 7 Ekim’in Gölgesinde Çin’in Filistin Politikası – Murat Öztuna
▪ 7 Ekim ve İran: Anlatı Krizinden Zorunlu Doktrin Dönüşümüne – Çağatay Balcı
▪ Lübnan’ın Kırılgan Dengesi: 7 Ekim Sonrası Siyaset ve Güvenlik Nasıl Etkilendi? – Çağrı Koşak
▪ 7 Ekim Saldırılarının Suriye’ye Yansımaları – Recep T. Teke
▪ Kırılgan Dengeler Ülkesi: 7 Ekim’in İkinci Yılında Irak – Feyzullah Tuna Aygün
▪ Genel Değerlendirme ve Sonuç – Oytun Orhan
Genel Değerlendirme
İsrail-Filistin çatışmasının başladığı 7 Ekim 2023, yalnızca iki taraf arasındaki savaşın başlangıcını değil Ortadoğu’nun genel jeopolitik mimarisinin de köklü biçimde yeniden şekillendiği bir dönüm noktasını temsil etmektedir. İki yıla yayılan süreç, bölgesel dengeleri altüst eden zincirleme etkiler doğurmuş, Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den Irak’a ve hatta İran ile Katar’a kadar geniş bir coğrafyada yayılma etkisi göstermiştir. Bu süreçte devletlerin yanı sıra bölgesel örgütlerin, kamuoylarının ve uluslararası kurumların da sınandığı, normatif düzenin ciddi bir meşruiyet krizine sürüklendiği görülmüştür.
İsrail açısından 7 Ekim, uzun yıllar inşa edilen güvenlik doktrininin çöktüğü ve iç siyasetin kırılma noktasına ulaştığı bir eşiktir. Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükûmetin aşırı sağ politikaları hem ülke içinde derin bir toplumsal kutuplaşmayı hem de uluslararası alanda ciddi bir izolasyonu beraberinde getirmiştir. Hükûmetin “ulusal güvenlik” söylemi, iç siyasette yolsuzluk davaları ve koalisyon krizlerini gölgelemek için araçsallaştırılmış, Gazze’de yürütülen yıkıcı savaş iktidarın iç meşruiyetini tahkim etmenin bir aracı hâline gelmiştir. Ancak bu strateji İsrail’in uluslararası sistemdeki konumuna ağır bir maliyet yüklemiş, ülke tarihinin en derin diplomatik yalnızlık dönemine girilmiştir. İsrail’in saldırgan politikaları, Arap dünyasında eski normalleşme süreçlerini askıya alırken Batı kamuoyunda da ciddi bir tepki dalgası yaratmıştır.
Gazze merkezli yıkımın bölgesel yansımaları özellikle Arap ülkelerinde toplumsal ve siyasal dengeleri derinden etkilemiştir. Lübnan, İsrail’in sınır ötesi operasyonları ve Hizbullah’a yönelik sistematik saldırıları nedeniyle iç istikrarını korumakta zorlanmış, Irak’ta İran destekli milislerin hareketliliği ve ABD’nin karşı operasyonları ülkenin kırılgan güvenlik yapısını daha da zedelemiştir. Suriye’de ise 7 Ekim sonrası dönemin en dramatik gelişmelerinden biri yaşanmıştır. Suriye’de Esed rejimi İran ve Hizbullah’ın sahadaki güç kaybıyla da birlikte çöküş sürecine girmiştir. Bu durum yalnızca Suriye iç siyasetinin değil bölgedeki güç dengelerinin kökten değişmesine yol açmıştır. Baas rejiminin yıkılması sonrasında İsrail’in Suriye’de artan hava saldırıları ülkenin istikrarını daha da kırılgan hâle getirmiştir. Yeni Şam yönetimi, bölgesel aktörlerin müdahaleleri arasında kırılgan bir denge arayışına yönelmiş, bu da Ortadoğu’da “Baas sonrası dönem” olarak adlandırılabilecek yeni bir evreyi başlatmıştır.