Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
20 dakika okuma süresi
ORSAM’da 7 Mart 2010 Irak Parlamento Seçimleri’nin değerlendirildiği bir yuvarlak masa toplantısı yapıldı. 22 Mart’ta yapılan toplantıda seçim sonuçlarının nasıl okunması gerektiği, sürpriz bir durum olup olmadığı, Irak’ta hangi değerlerin yükselişte olduğu, iç siyasetteki ana aktörlerin seçim performansları, seçimlerden hangi grupların kazançlı ya da kayıpla çıktığı, sonuçların etnik ve mezhepsel dinamikleri nasıl etkileyeceği, İslamcı Şii partiler arasındaki denklemini nasıl değiştiği, sonuçların Kürt hareketinin iç dengeleri açısından neler gösterdiği, Kerkük’teki sonuçların bu vilayetin gelecekteki statüsünün belirlenmesine etkisi, olası hükümet formülleri ve seçim sonuçlarının bölgesel ve küresel aktörler açısından nasıl algılanacağı gibi konular tartışıldı. Oturum başkanlığını Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Şahin’in yaptığı toplantıya, ORSAM Danışmanı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Veysel Ayhan, ORSAM Danışmanı ve Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Serhat Erkmen, Gazeteci-Yazar Bahadır Selim Dilek, Irak Türkmen Cephesi Ankara Temsilciliği Dış İlişkiler Sorumlusu Dr. Hicran Kazancı, ORSAM Ortadoğu Danışmanı Habib Hürmüzlü ve ORSAM Ortadoğu Uzmanı Bilgay Duman katıldı. “ En Başarılı İsim Maliki, En Başarılı Liste Irakiye; Kaybedenler Şii Koalisyonu ve Goran” Serhat Erkmen, mevcut sonuçlar ışığında Nuri El Maliki’nin seçimlerin en başarılı ismi, Iyad Allavi liderliğindeki El Irakiye listesinin ise en başarılı seçim koalisyonu olduğunu, buna karşılık Dava dışındaki diğer İslamcı Şii partilerini bir araya toplayan Irak Ulusal İttifakı’nın ise seçimden en fazla kayıpla çıkan grup olduğunu söyledi. Irak Ulusal İttifakı ile Maliki’nin Kanun Devleti koalisyonu arasındaki farkın beklenenden çok daha büyük çıktığına işaret eden Erkmen, Maliki’nin tek başına diğer Şii partilerin aldığı oyun toplamından daha fazlasını almasının özellikle Şii toplumu içerisindeki lider kültünü daha da güçlendireceğini dile getirdi. Erkmen, tüm seçim koalisyonlarında adaylara verilen oyla listeye verilen oyların birbirine yakın göründüğünü ancak Maliki’nin listesinin bunun istisnası olduğuna dikkat çekti. Maliki’nin geçen yılki vilayet konseyi seçimlerinde 9 vilayette birinci gelmişken şimdi 6 vilayette kazanmasının yanıltıcı olmaması gerektiğini ifade eden Erkmen, “Vilayet seçimlerinde birinci geldiği yerlerde aldığı oy oranı yüzde 15-20’lerde iken, son seçimlerde kazandığı vilayetlerde aldığı en düşük oy oranı yüzde 35,4 ile Kadisiye. Bu açıdan bakıldığında Maliki açısından aslında büyük bir sıçrama var” diye konuştu. Irakiye’nin başarısını da değerlendiren Erkmen, 18 vilayetten 12’sinde milletvekili çıkaran tek liste olmasının, Irakiye’nin seçim koalisyonu sistematiğinin akıllıca kurgulandığının bir göstergesi olduğuna işaret etti. Veysel Ayhan, Dava dışındaki İslamcı Şii partilerin bir araya geldiği Irak Ulusal İttifakı içindeki dağılıma da dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, bu listeden çıkabilecek 65-68 arasındaki milletvekilinin 33-35’inin Muktada Sadr grubundan olacağını, Irak İslam Yüksek Konseyi ve Bedr grubunun ise 8-9’ar milletvekili ile yetineceğini bildirdi. Ayhan şöyle devam etti: “Bu durumda Irak İslam Yüksek Konseyi’nin başta başbakanlık olmak üzere hükümeti kurma talebinin gerçekçi bir zemini olamayacaktır. Dolayısıyla Irak Ulusal İttifakı’nda en önemli çekim merkezi Muktada Sadr grubu olacaktır. Seçim sonuçlarına bakıldığında yine Irak Ulusal İttifakı içinde yer alan İbrahim Caferi gibi isimler ile Fazilet Partisi gibi gruplar da büyük bir hezimete uğramıştır. Çıkardıkları milletvekili sayısı 3- 4’ü geçememektedir. Bu durumda Şii seçmenlerin yoğun yaşadığı vilayetlerde Maliki’nin gücünü koruduğu görülmektedir. Diğer yandan Ulusal İttifakın az sayıda milletvekilliği çıkarmasını, dini referans alan partilerin veya İran’a yakınlığıyla bilinen Şii grupların kaybı olarak değerlendirmek de doğru olmaz. İster Ulusal İttifak olsun ister Maliki olsun sonuçta Şiiler 2003 sonrası elde ettikleri siyasi, askeri, ekonomik ve politik kazanımları korumak isteyeceklerdir. Şiiliği kendi içinde İran Şiiliği, Irak Şiiliği, Lübnan Şiiliği, Yemen Şiiliği ya da Suudi Arabistan Şiiliği olarak ayırmak mümkün değildir. Şiilik mezhepsel bir olgudur ve herhangi bir toprak parçasıyla ilişkilendirilemez. Dolayısıyla Irak Şiiliği ile İran Şiiliği arasındaki hem mezhepsel hem siyasal hem de tarihsel bir ilişki boyutunun olduğunu görmek ve bunun gelecekte de süreceğini varsaymak gerekir. Tabiî ki bu ilişki boyutu bazen üst seviyelerde bazen de düşük seviyelerde oluşacaktır. Bu da doğal bir şeydir.” Bilgay Duman, Irak’ta milliyetçi/merkeziyetçi değerlerle İslamcı/federalist değerler arasında bir çekişme olduğunu, geçen vilayet konseyi seçimlerinin sonuçları gibi son seçimlerin sonuçlarının da birinci çizginin güçlendiğine işaret ettiğini söyledi. Duman ayrıca, 2005 seçimlerinde Sünni grupların seçimlere katılmayıp siyasal sistemin dışında kalmanın faturasını acı bir biçimde ödediklerini belirterek, 2010 seçimlerinin Sünni grupların Irak siyasetine dönüşüne sahne olduğunu ifade etti.
“Maliki Başbakan Olur, Irakiye Dağılır” Serhat Erkmen, Irak anayasasına göre hükümeti kurma görevinin parlamentoda en geniş blokun gösterdiği adaya verileceğini fakat şu an Irakiye ile Kanun Devlet listesinin başa baş gittiğini hatırlattı. Erkmen beklentisini şu sözlerle özetledi: “Cumhurbaşkanlığını Celal Talabani, başbakanlığı da Nuri El Maliki üstleneceği bir hükümet oluşturulup, bu hükümete diğer Şii partilerin dahil edilmesi, Allavi’nin listesinden ise yalnızca Allavi’ye yakın olan 20-25 milletvekilinin bu yapıya eklenmesi yüksek bir olasılık. Büyük ihtimalle koyu Arap milliyetçisi olan bir kısım Sünni Arap bu yapının dışında bırakılacak.”
Habib Hürmüzlü ise, Allavi’nin iddia edildiği gibi annesinin Irak vatandaşı olmadığının kesinleşmesi halinde, zaten hükümet kurma görevi alabilmesinin anayasa gereği mümkün olmayacağını ekledi. Bahadır Selim Dilek, Irakiye listesinin önemli bir çıkış yaptığını, bu çıkışı yapmasında Irakiye’nin çok iyi düşünülmüş ve tasarlanmış kompozisyonuna sahip olmasının etkili olduğuna vurgu yaptı. Ancak bu kompozisyonun Irak'ın iç dengelerine bağlı olarak bozulma olasılığına da dikkati çeken Dilek, “ABD'nin askerlerini çekmesinden sonra nasıl bir tablo ile karşı karşıya kalacağımızı tam olarak bilmiyoruz. Ancak olası gelişmeler, Irakiye'nin dağılmasını da beraberinde getirebilir. Allavi'nin politik kıvraklığı bir süre sonra Nuceyfi kardeşlerin tepkisine neden olabilir. Bu nedenle, gelecek dönem Irak'ta yaşanacak gelişmeler çok ciddi sürprizlere açık olacaktır” diye konuştu. Dilek koalisyon formülüne ilişkin görüşlerini ise şöyle aktardı: “Yeni hükümet bir ulusal mutabakat hükümeti olacaktır ve belirli bir oy oranına ulaşmış bütün grupların temsilcilerini kapsayacaktır. Ancak büyük gruplar arasındaki pazarlık içişleri, dışişleri, savunma, petrol bakanlıkları ile cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık konularında yaşanacaktır. Diğer bakanlıklar da büyük koalisyonlar içinde yer alan gruplara dağıtılacaktır. Veysel Ayhan, Allavi liderliğindeki Irakiye listesinin seçimlerde önemli bir başarı elde ettiğini ancak iç yapısının ve olası hükümet ortaklarının şartlarının hükümet kurma çalışmalarında aynı başarıyı sağlamasını zorlaştıracağını söyledi. Ayhan, hükümet kurma çalışmalarında çok farklı formüllerin gündeme gelebileceğini çünkü tüm partilerin bir şekilde hükümete girerek devlet imkanlarına sahip olmak için taviz vermeye hazır olduğunu ifade etti. Ayhan şunları söyledi: “Hükümet kurma safhası bir pazarlık sürecidir ve bu süreçte tüm taraflar kendi politikalarından taviz vermek zorunda kalmaktadır. Aksi durumda bir koalisyon hükümeti kurulamaz. Salt Irakiye ile Kanun Devlet arasında bir koalisyon kurulmasının zayıf bir ihtimal olduğunu ileri süren Ayhan, Maliki’nin Sünnilere hükümette geniş imkanlar sağlaması halinde bu durumun Şii seçmenler nezdinde rahatsızlıklara yol açacağını belirtti. Ayhan, hükümeti büyük olasılıkla yine Maliki’nin kuracağı, diğer Şii grupları da koalisyona alacağı ve Irak’ın demografik yapısı gereği Şiilerin sistemde yine başat unsur olmaya devam edecekleri öngörüsünde bulundu. Irakiye’nin durumuna da değinen Ayhan, büyük olasılıkla seçimde ittifak yapan grupların Allavi ile bir süre daha hareket ettikten sonra ayrılma durumları ortaya çıkacaktır. Bu noktada Allavi’nin kurduğu ittifak ve seçim sonuçlarına bakıldığında Irakiye listesinin bir Sünni ittifakı olduğu açık bir şekilde görülmektedir. 2003 sonrası dönemde hem Şiiler hem de Kürtler Bağdat’ta Sünni Arapların -ki bunların bir kısmı Sünni Arap kimliğine dayanan Baas ideolojisini desteklemektedirler- tekrar iktidara gelmelerinden rahatsızlık duymaktadırlar. Bu yüzden Sünni Arapların temsilcisi konumunda olan Irakiye listesi önderliğinde bir hükümet kurmak oldukça güçtür. Bununla birlikte Irakiye listesinde yer alan bazı Sünni oluşumların da içerisinde yer alacağı bir hükümet formülünün gündeme gelmesi olasıdır” diye konuştu. Hicran Kazancı, Irak’ın genelinde ilk sırayı elde etmek için Irakiye ile Kanun Devleti arasında büyük bir çekişme yaşandığını fakat birinci olmanın pek bir şey ifade etmeyeceğini, çünkü hiçbir partinin tek başına hükümet kurmak için gerekli sayı olan 163 milletvekiline ulaşamayacağını, bu nedenle de koalisyon hükümeti kurulmasının aritmetik bir zorunluluk olduğunu dile getirdi. Kazancı mevcut şartlarda en olası hükümet formülünün Maliki başbakanlığında Kürdistan İttifakı ve Irak Ulusal İttifakı arasında bir koalisyon kurulması olduğunu ifade etti. Allavi’nin hükümet kurulması için Kürdistan Listesi ile ittifaka girmesi halinde ise Sünnilerin desteğinden mahrum kalmasının kuvvetle muhtemel olduğunu söyleyen Kazancı, büyük olasılıkla Allavi listesinin tamamının muhalefette kalacağı ve kısa süre sonra da çözüleceği görüşünü dillendirdi. Bilgay Duman da, Allavi listesinin muhalefette kalmasının daha yüksek bir olasılık olduğunu söyledi. Habib Hürmüzlü ve Bahadır Selim Dilek ise, tüm partilerin hükümete dahil edilmesi olasılığının yüksek olduğunu, çünkü herkesin bir şekilde iktidar imkanlarına kavuşmak istediğini, ayrıca ABD’nin Irak’tan çekilme sürecinde Bağdat’taki sistemin yeniden dağılmasına müsaade etmeyeceğini savundular. Irakiye’nin durumuna değinen Dilek, bu listenin seçim başarısına rağmen pokerdeki 5 benzemez misali mevcut bileşenlerini korumasının güç olduğunun altını çizdi.
“Şii Gruplar Sistemi Sünnilerle Paylaşır mı?” Mehmet Şahin, Şii grupların Irak’ın yönetimindeki durumlarına tarihsel bir perspektiften yaklaşarak şunları söyledi: “Emeviler, Abbasiler, Osmanlılar ve Saddam döneminde sistemin dışında tutulan Şiilerin devlet yönetimi tecrübesi bulunmuyor. Ama dünyanın bu en kadim topraklarında karmaşık bir denklemi idare etmek durumundalar. Bence bazı dış dinamikler Irak’ta kalıcı ve gerçek anlamda bir istikrar sağlamak amacıyla Irakiye üzerinden Sünnileri sisteme entegre etmek istiyor. Bence Irak’ın geleceği, tüm grupların vatan milliyetçiliği etrafında toplanabilmesinde yatıyor. Lakin kişisel düşüncem, Şiilerin Sünniler ile sistemi paylaşmaya hazır olmadığı. Çünkü Şiiler şu anda sistemin başında olmalarını, Irak’ın yeniden yapılandırılması için verdikleri mücadelenin bir mükâfatı olarak görüyor. ABD çıkıp da, Sünnileri sisteme ortak etmek isteyince de, kendilerini aldatılmış görüyorlar.” “Kürtlerin Kerkük Söyleminde Meşruiyet Kaybı Olacak” Seçimlerin en büyük sürprizlerinden birinin de Kerkük olduğunu anlatan Serhat Erkmen şunları söyledi: “Son 7 yıldır Kürt gruplar Kerkük’ün demografisini ciddi ölçüde değiştirdiler. Ancak tüm bu faaliyetlerine rağmen seçim sonuçları Kürtler açısından beklendiği gibi değil. Kürt partilerin milletvekili sayısı diğer grupların toplamına eşit (6-6) görünüyor. Kürt partilerin Kerkük’te sonuçları domine edememiş olması, Kerkük’ün statüsünün belirleneceği süreçte yaşamsal rol oynayacak.” Hicran Kazancı, seçimlerin Türkmenlerin beklentilerini kısmen de olsa karşıladığı değerlendirmesinde bulundu. Kazancı, seçimlere Irakiye listesinde katılan Irak Türkmen Cephesi’nin son seçimlerde 5 milletvekili çıkarmayı garantilediğini bildirerek, “2003’ten itibaren tek milletvekili ile temsil edilme sendromu böylece aşılmış olacak” dedi. Selahattin ve Kerkük başta olmak üzere Kürtlerin “tartışmalı bölge” olarak nitelendirdiği yerlerde 2005’e nazaran ciddi bir güç kaybına uğradığını vurgulayan Kazancı, Kürt yönetiminin buna paralel olarak özellikle Kerkük üzerindeki taleplerinde büyük bir meşruiyet kaybı yaşayacağını söyledi. Kazancı buna karşılık, Kürtlerin Kerkük’te kontrol ettikleri yerlerde daha agresif bir tutum izleyebilecekleri uyarısında bulundu. Habib Hürmüzlü, Irak Türkmen Cephesi’nin El Irakiye listesi ile seçimlere girmesinin doğru bir strateji olduğunu ve Türkmenlerin bu durumdan karlı çıktıklarını kaydetti. Veysel Ayhan, seçim sonuçlarının Kerkük’ün demografik yapısını gösteren yönü itibarıyla hukuki olmasa dahi siyasi bir dayanak olacağına dikkat çekti. Ayhan şöyle konuştu: “Kerkük’ün statüsü sorunu gelecek dönemde tartışılacak en önemli konulardan biridir. Nitekim seçim kanununun geçmesinde yaşanan sorunlardan biri de, Kerkük seçimlerinin nasıl yapılacağıydı. Elbette seçim yasasında, Kerkük’teki seçim sonuçlarının bu vilayetin gelecekteki statüsünün tayininde belirleyici olamayacağına hükmedilmiş olması önemlidir. Ancak bununla birlikte ortada Kerkük’ün demografik yapısını gösteren bir seçmen yapısı ve partilerin aldığı oylar vardır. Kürt partiler Kürt seçmenlerin yaşadığı bölgelerden Türkmen ve Arap partiler de Türkmen ve Arap seçmenlerin yaşadığı bölgelerden oy aldıklara göre Kerkük’ün demografik yapısı doğal olarak ortaya çıkmış olmaktadır. Kişisel olarak, gelecekte Kerkük’le ilgili yapılacak tüm tartışmalarda seçim sonuçları sonrası ortaya çıkan demografik yapının kullanılmasını bekliyorum. Uluslararası kamuoyuna kendi politikalarını anlatacak olan herkes seçim sonuçlarını da veri olarak kullanacaktır.” Bilgay Duman, Türkmen adayların seçim performansını değerlendirirken, Türkmen adayların aldıkları oy adedinde meydana gelen değişimin de tetkik edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, parlamentoya gönderilen milletvekili sayısındaki artışın yanıltıcı olmaması gerektiğini ifade etti. Serhat Erkmen, sonuçlar ışığında, Irak Türkmen Cephesi’nin Türkmen toplumunu temsil etmede büyük bir şans elde ettiğini, ancak bunun aynı zamanda çok büyük bir sorumluluk getirdiğini vurguladı. Erkmen, “Bu fırsatın iyi değerlendirilememesi ITC açısından çok ciddi kayıplara neden olabilir” dedi.
“Havice’deki Duruma Dikkat” Seçim sonuçlarının Kerkük durumuna etkisini hukuki ve siyasi yönden değerlendiren Habib Hürmüzlü, seçim yasasının 6. maddesinde, “Seçim sonuçları her ne olursa olsun Kerkük’ün gelecekteki siyasi ve idari durumunu tespit edilmesinde sabıka addedilmez” hükmü bulunduğunu hatırlattı. Hürmüzlü, Maliki’nin ve Kürt grupların Kerkük’teki oyların yeniden sayılmasını istediğine ve bu amaçla bir komisyon kurulduğuna dikkat çekerek, özellikle Havice bölgesindeki seçim sürecinin incelenmek istendiğini, buradaki sonuçların iptal edilmesi halinde ise Kerkük’te şu an 6’ya 6 olarak görünen milletvekili dağılımının değişebileceğini söyledi.
“Kürtlerin Geri Adım Atması Dış Dinamiklere Bağlı” Seçim sonuçlarının Kürt-Arap ilişkilerindeki gerilime etkisini değerlendiren Hicran Kazancı, Irakiye listesi içindeki Sünni Arapların Şii partilerin ve Kürtlerin sistemdeki ağırlıklarını törpülemeye çalışmaya devam edeceğini söyledi. Kürtler ve Araplar arasındaki ihtilafların kolaylıkla çözülemeyeceğini kaydeden Kazancı, ABD’nin ve bazı bölge ülkelerinin tutumunun da Kürtlerin geri adım atmalarında belirleyici olduğuna dikkat çekti.
“KDP’nin Kürt Hareketi İçindeki Ağırlığı Artacak” Veysel Ayhan, Goran’ın Süleymaniye, Kerkük, Diyala, Bağdat ve Musul gibi bölgelerde yaşayan Kürt seçmenlerin oyunu almada beklenen performansı göstermemesinde Kerkük başta olmak üzere “tartışmalı bölgeler” hakkında güçlü bir politik söylem geliştirememesi ve Peşmergelerin statüsü, Süleymaniye’nin ayrı bir vilayet olması ve Talabani’nin cumhurbaşkanlığına açıkça karşı çıkmak gibi Kürt seçmenleri tatmin etmeyecek ya da “ulusal” temalı politikaların dışında bir söylem kullanmasının etkili olduğunu dile getirdi. Ayhan şöyle devam etti: “Goran’ın kaybetmesini farklı nedenlerle açıklamak mümkün olmakla birlikte, temelde Goran’ın Kürt seçmeni gerçek anlamda tatmin edecek bir söylem geliştirmediğini görmezden gelemeyiz. Buna karşılık 33-35 milletvekili çıkarması beklenen KDP’nin KYB’ye ve Goran’a göre başarılı bir sonuç elde etti. KDP bu sonuçlar ışığında Kürt hareketi içindeki ağırlığını artıracak ve diğer partilere göre daha fazla söz sahibi olacaktır.” Bilgay Duman, Goran’ın beklenen başarıyı gösterememesinin nedenini değerlendirirken şu tespitte bulundu: “Goran Kürt bölgesinde 2009’da yapılan seçimlerde yaptığı çıkış büyük ölçüde yerel dinamiklerle ilişkiliydi. Goran o zaman halkın yerel ihtiyaçlarına yanıt geliştirerek başarı sağlamıştı. Ama 2010 genel seçimlerinde ulusal ölçekli siyaset düzlemine uygun bir söylem ve politika geliştirmekte yetersiz kaldı. Bunun da etkisiyle Kürt seçmenden arzuladığı desteği bulamadı.” Serhat Erkmen de, seçimler öncesinde ilgiyle izlenen Goran’ın ise beklentilerin altında bir performans göstermesinde özellikle Süleymaniye ve Kerkük’te KYB ve KDP’nin Goran üzerindeki baskıların da etkili olduğunu ekledi.
“İran Irak’ı Yeniden Kaybetmeyi Göze Alamaz” Mehmet Şahin, Türkiye’nin Irak’taki seçim sonuçları konusunda kaygısı olmayan tek ülke olduğunu, buna karşılık mevcut tablonun özellikle İran açısından tatmin edici olmayacağını söyledi. Şahin, İran’ın 2003’teki işgalden sonra oluşan yönetim sayesinde Irak’ta ilk kez kendisine dost bir yönetim bulduğunu, bu tablonun son seçimlerle değişmesine izin vermemek için de elinden geleni yapacağını savundu. Şahin şöyle devam etti: “İran, Irak’ı bir daha kaybetmeyi göze alamaz. Irak bu ülke için Arap dünyası içinde bir Truva Atı gibi. Bu nedenle Bağdat Hükümeti içinde kendisiyle çok yakın çalışacak unsurları görmek isteyecektir.” Şahin, ABD’nin seçim sonuçları ışığında Sünni grupların hükümette yer alması suretiyle siyasal sistemle bütünleşmeleri için çaba harcayacağı ve istikrarı böylece güçlendirmeye çalışacağı öngörüsünde bulundu. Arap dünyasının durumunu da değerlendiren Şahin, çoğu Arap devletinin ABD’nin söz konusu yaklaşımına paralel bir duruşu olacağını söyledi. Bahadır Selim Dilek, ABD’nin 2003’teki işgalinin hemen ertesinde Irak’ta hakim kılmaya çalıştığı siyasi tablo ile 2010 yılı itibarıyla ortaya çıkan tablo arasında büyük bir fark olduğunu anlattı. ABD’nin Irak’ta istikrarı sağlayabilmek için Kürtlerin taleplerini bir noktadan sonra dizginlemek, Sünnileri siyasi sisteme çekmek, İran’ı dikkate almak ve Türkiye ile uyuma önem vermek zorunda kaldığını kaydeden Dilek, son seçim sonuçlarının ABD’nin 2003 yılında öngördüğü Irak projeksiyonuyla uyumlu olmadığını dile getirdi. Washington yönetiminin işgalin ardından kapsamlı ya da sadece ana hatları çizilmiş olan 13 tane plan hazırladığını, her yeni planın bir önceki planı revize ettiğini anlatan Dilek, 2006 yılındaki Baker-Hamilton raporunun da bunlardan birisi olduğunu, bu raporun Bush yönetimi tarafından soğuk karşılansa da ABD'nin bugünkü Irak politikasının temelini oluşturduğuna dikkati çekti. Bahadır Selim Dilek, ABD’nin Irak’tan çekilirken bu ülkede mutlak surette kendisiyle uyumlu bir iktidar yapılanması bırakmak isteyeceğini bu amaçla da içişleri bakanlığı, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı ve savunma bakanlığı gibi önemli pozisyonların tahsisine dikkatle eğileceğini vurguladı. Dilek, İran’ın Irak’taki çıkarlarını kollamak için seçim sonrası süreçte ağırlığını koymaktan çekinmeyeceğini, bu kapsamda içişleri bakanlığı üzerinde ABD ile çekişme halinde olacağını dile getirdi. Öte yandan, ABD'nin Irak'tan çekilmesi tartışmaları bağlamında bununun ABD askerlerinin tamamen çekilmesi anlamına gelmeyeceğini kaydeden Dilek, Washington yönetiminin Irak'ın kuzeyinde mutlaka belirli bir güç bırakacağını ve ABD'nin Kürtlerle olan yakın işbirliğinin bu askeri varlığa zemin hazırladığını söyledi.
“İhtilal Senaryosu: ABD Kartları Yeniden Dağıtır mı?” Habib Hürmüzlü, Irak’ta seçim sürecinde ve sonrasında tartışılan bir senaryo da, seçim süreci akabinde ortaya çıkacak hükümet kurma sorunu sırasında ABD destekli bir askeri darbeyle, Irak’taki sistemin yeni baştan oluşturulması ihtimalinin ortaya atıldığını bildirdi. Hürmüzlü şöyle konuştu: “1958’de Abdülkerim Kasım isminde birinin ihtilal yapacağı kimsenin aklına gelmiyordu. Ama bir gecede bu iş oldu ve bitti. ABD’nin tüm sorunları kökten çözmek adına, istikrarı askeri rejimle sağlama yoluna gitmek isteyebileceği ihtimali yabana atılmamalı.” Bahadır Selim Dilek ve Mehmet Şahin de, Hürmüzlü’nün aktardığı senaryonun tamamen gerçek dışı olmadığını, çünkü Irak’ta ağırlık oluşturmuş ABD ve İran gibi dış aktörlerin gidişattan memnun kalmamaları, yani oyunu kuramamaları halinde, oyunu bozarak kartları yeniden dağıtmayı deneyebileceklerini dile getirdiler.