Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler
Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

AFGANİSTAN VE PAKİSTANDAKİ GELİŞMELERİN ULUSLARARASI GÜVENLİK VE TÜRKİYE AÇISINDAN ETKİLERİ DEĞERLENDİRİLDİ

8 dakika okuma süresi

ORSAM Jeopolitik Toplantıları’nın 12.si, 29 Nisan 2010 tarihinde gerçekleştirildi. “Afganistan ve Pakistan’daki Gelişmelerin Uluslararası Güvenlik ve Türkiye Açısından Etkileri” konulu toplantıda Afganistan ve Pakistan’daki mevcut sorunlar, bu sorunların içinde bulunduğu bölgesel ve küresel bağlam, mevcut durumun iki ülke geleceğine etkileri ve bunun uluslararası güvenlik ve Türkiye açısından anlamı tartışıldı. Yöneticiliğini E.Tümg. Armağan Kuloğlu’nun yaptığı toplantıya, Devlet Eski Bakanı Prof. Dr. Ahad Andican, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Ali Karasar ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Han katıldı. Kuloğlu’nun tartışma konularının çerçevesini belirleyen konuşmasının ardından, ORSAM Uzman Yardımcısı Sercan Doğan, Afganistan ve Pakistan’ın uluslararası güvenlik bakımından önemine dair kısa bir takdimde bulundu.

Ahat Andican: “ABD, Rus-Çin Eksenini Önlemek İçin Afganistan’da”

Bölgenin 19. Yüzyılda Rusya ve İngiltere İmparatorluklarının nüfuz mücadelesine sahne olduğunu, Afganistan’ın bu bağlamda bir tampon devlet olarak kurulduğunu ve İngiliz devlet görevlisi Mortimer Durand’ın Afganistan ve İngiliz Hindistanı arasında çizdiği sınırın Peştun kabilelerini ikiye böldüğünü anlatan Prof. Dr. Ahat Andican, Afganistan’ın Çin, Hindistan, İran ve Rusya arasında çok önemli bir konumda olduğunu dile getirdi. Andican, bir milletler mozaiği olan Afganistan coğrafyasının yüzde doksanının dağlık olduğuna ve bu coğrafi özellikler bakımından düzenli kuvvetlerin bölgede etkin olmasının çok zor olduğuna dikkat çekti. Afganistan ve Pakistan’daki sorunların iç içe geçtiğini belirten Andican, etnik temelli bir federatif yapıya sahip olan Pakistan’ın Afganistan sınırındaki Federal Yönetimli Aşiret Bölgesi’nin fiili olarak Pakistan’dan bağımsız olduğuna işaret etti.  Andican, 2001’de Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan’a müdahalesinden önce 2001 Haziranı’nda cereyan eden önemli bir gelişmeye de değindi. Orta Asya ülkeleri, Rusya ve Çin’den oluşan, sadece sınır konuları ile ilgilenen Şangay Beşlisi’nin bu tarihte, bölgesel güvenlik, ekonomi ve enerji alanlarında işbirliği hedefleyen bir örgüte dönüşüp adını Şangay İşbirliği Örgütü olarak değiştirdiğini hatırlatan Andican, ABD müdahalesinin görünür gerekçesinin El Kaide terör örgütü olmasına rağmen esas gerekçesinin bir Rusya-Çin ekseninin ortaya çıkmasını engellemek olduğunu ifade etti. Andican, 2001’den sonra ABD’nin beş Orta Asya ülkesi ile Afganistan ve Pakistan dahil olmak üzere yedi askeri üs açtığını ifade etti ve enerji açısından bir işbirliği olanağı sunabilecek olan Çin-İran bağını kestiğini öne sürdü. Bu sayede İran ve Çin’in çevrelendiğini belirten Andican, Afganistan işgali ile ABD’nin enerji güvenliği, askeri güvenlik ve potansiyel rakiplerini kısıtlama konularında bir arayış içinde olduğuna işaret etti. Bundan sonra Afganistan’da müdahale sonrası iç duruma değinen Andican, 2004 yılı itibariyle Taliban’ın Uruzgan şehri civarında tutunabildiğini, bununla beraber yerel savaş beylerinin silahsızlandırılması sonucu ortaya çıkan asayişsizlik durumunun 2006’dan itibaren Taliban’ın yükselişine sebep olduğunu dile getirdi ve bugün itibariyle merkezi hükümetin otoritesinin Kabil dışında sadece kuzey bölgelerinde geçerli olduğunu kaydetti. Andican, Peştunların siyasal sistemde yeterince temsil edilmemelerinden rahatsızlık duyduklarını ve Taliban’ın bu rahatsızlıktan istifade ettiğine dikkat çekti. Pakistan’daki Taliban sorunu çözülmedikçe Afganistan’daki Taliban sorununda ilerleme kaydedilemeyeceğini belirten Andican, Afganistan’ın geleceğine yönelik olarak yaptığı değerlendirmede, uluslararası güçlerin çekilmesinden sonra Taliban’ın güçleneceğini ve ABD’nin bölgede tutunabilme kaygısının devam edeceğini dile getirdi. Ek asker gönderme tedbirinin bir işe yaramaması halinde ABD’nin bölgedeki konumunun bir hayli sarsılacağının altını çizen Andican, Türkiye’nin şu anda masanın herhangi bir tarafında olmadığını ifade etti. Andican Türkiye’nin kendisini riske atmadan ve El Kaide’nin hedefi haline gelmeden bölgede etkinliğini geliştirmesi gerektiğini vurguladı.   Hasan Ali Karasar: “Etnik Gruplar Arasındaki Çatışma Kan Davası Halini Aldı”

Afganistan’da yaptığı alan çalışmalarına dayanarak değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Hasan Ali Karasar, özellikle Peştunlara ilişkin önemli tespitlerde bulundu. Ülkenin sadece güneyinde değil, kuzeyinde de Peştunlar olduğunu belirten Karasar, Peştunlar arasında Peştunvali adlı etik kodun en az dini etken kadar hatta bundan daha da etkili olduğunu dile getirdi. Karasar, Peştunlar arasında yabancıya güven olmasa da misafirperverlik ve kendilerine sığınan bir kişiyi yabancılara teslim etmeme gibi önemli prensiplerin egemen olduğunu ifade etti. Karasar, Taliban döneminde kuzeyde büyük katliamlar gerçekleşmesi nedeniyle Afganistan’daki diğer grupların Taliban ve tüm Peştun hareketlerini şoven hareketler olarak algıladığını anlattı. 2001’e kadar Afganistan’da konfederatif bir yapının mevcut olduğunu hatırlatan Karasar,  Amerikan işgalinden sonra kurulmaya çalışılan sistemin ise merkezi bir yapı olduğuna dikkat çekti. Karasa, Türkiye’nin bölgede pek fazla rolü olmadığına ve Afganistan’ın Türk dış politikasında çok fazla yer tutmadığını dile getirerek, Ankara’nın 2001 sonrasında Raşid Dostum’un kuvvetlerinin silahsızlandırılmasında hatalı hareket ettiğini kaydetti. Bu bağlamda Karasar, Taciklerin göstermelik bir silahsızlanma yaptığına ve Afgan Ulusal Ordusu bünyesine katıldıklarını bildirdi. Karasar, Afganistan’ın güvenliğinin Orta Asya ülkelerini yakinen ilgilendirdiğini bölge ülkelerinin kuzey Afganistan’dan tehdit algıladığını belirtti. Afganistan’ın geleceği konusunda iyimser olmadığını söyleyen Karasar, etnik gruplar arası çatışmanın artık bir kan davası halini aldığını, çözüm ve uzlaşma çabalarının bu nedenle kısa vadede etkisiz kalacağını vurguladı.    Ahmet K. Han: “Afganistan Önce Terk Edilmiş Bölge Olacak Sonra Pakistan’ı da Yıkacak”

Doç. Dr. Ahmet K. Han, uluslararası ilişkileri bir rekabet ortamı ve güç mücadelesi olarak tanımladıktan sonra, dünyada bu rekabet ve mücadelenin temel aktörlerinin Atlantik civarında bir odak oluşturdukları tespitini yaptı. Han, rekabetin odağının ise Pasifik havzasına kaydığını ve Doğu Asya’nın uluslararası ilişkilerde yeni bir merkez olabileceğini belirtti. Rekabetin odağının bu şekilde kayması neticesinde ABD ve Çin’in iki temel aktör olacağını ifade eden Han, Rusya’nın bu mücadelede, doğu bölgelerinde güç altyapısının zayıf olması sebebiyle bir taraf olamayacağını dile getirdi. Bu bağlamda Çin’in batısının, yani Orta Asya’dan Hint Okyanusu’na inen hattın, ABD bakımından ilk olarak tedbir alınması gereken bölge olduğuna işaret eden Han, bu bölgedeki mücadelenin sonuçlarının gelecekte dünyanın alacağı siyasi şekli belirleyeceğine değindi. Bu değerlendirmenin ardından Afganistan sorununa değinen Han, bölgede Avrupa ulus-devlet modelinin başarısız olduğunu ifade etti ancak Afganistan’da 18. Yüzyıldan beri var olan bir ortak kimliğin oluştuğuna işaret etti.Han, bu ortak kimliğin bünyesinde kabile kimliklerinin ve Peştunvali denilen gelenek hukukunun daha etkin olduğunu vurguladı. Afganistan’daki siyasi sürece değinen Han, Afganistan’ı tarihte Peştunların yönettiğini, ileride de Afganistan’ın Peştunları dışlayarak, Peştunlara rağmen yönetilemeyeceğini vurguladı. Dinsel kimlik konusuna değinen Han, Taliban’ın radikal İslam anlayışının Afganistan’da yerli bir olgu olmadığını kaydetti. Han, bu bölgede radikal İslam’ın Vahabilik ve Suudi sermayesinden beslenen bir ABD projesi olduğundan bahsetti. Cihad anlayışının ise Peştunların 2001 sonrasında dışlandıklarını hissetmesinden ötürü geliştiğini belirten Han, bu noktadan Obama’nın Afganistan stratejisine geçti. ABD’nin mevcut müttefikleri ile bu çatışmayı kazanamayacağını belirten Han, uluslararası toplumun Afganistan’a ayırdığı kaynağın ise yetersiz olduğunu vurguladı. Han, Afganistan’da otuz yıldır silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ve paralı askerlik gibi olağandışı ekonomik faaliyetlerin ön planda olduğuna dikkat çekerek normal bir ekonomik faaliyetin bilinmediğini dile getirdi. Öte yandan ABD’nin Afganistan’daki savaşının özellikle Irak işgali sonrası tüm meşruiyetini kaybettiğini vurgulayan Han, Afganistan’ı kurtarmanın mümkün olmadığını, Afganistan’ın önce terk edilmiş bir bölge olacağını ve sonrasında Pakistan’ı da yıkacak bir yapılanma içine gireceğini ifade etti. Bu bağlamda Han, gelecekteki güç yapılanmasını ve rekabet unsurlarını belirleyecek olan oyunun yeni başladığını dile getirdi.   Not: Mayıs ayı içerisinde ORSAM internet sitesinde, bu toplantıdaki değerlendirmelerin tam metni ve sonuç raporu yayınlanacaktır.

Diğer Etkinlikler