Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
7 dakika okuma süresi
Ortadoğu coğrafyasında yer alan 19 ülkenin gençlik delegelerini demokrasi ve birlik bayrakları altında buluşturan “Ortadoğu Gençlik Parlamentosu”ndan 8 kişilik bir öğrenci heyeti ile 14 Temmuz 2011 tarihinde ORSAM’da bir yuvarlak masa toplantısı düzenlendi. Toplantıda Ortadoğu Gençlik Parlamentosu heyetinden; Orhan Esad AKGÜN (Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü), Ülküm Gözde GÜNDOĞDU (Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü), Begüm TOSUN (Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü), Ahmet Arda SOLMAZ (Manas Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü), Burcu Ceren GÖYNÜM (Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü), Tarık KODAL (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi), Burak BAYINDIR (Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi), Hakan TOĞA (Selçuk Üniversitesi Uluslararası ilişkiler Bölümü) yer aldı.
Ortadoğu Gençlik Parlamentosu’nun kuruluş amacı ve faaliyetleri hakkında bilgi veren Orhan Esad AKGÜN, hazırladıkları program çerçevesinde Ankara’da faaliyet gösteren araştırma merkezlerini ziyaret ettiklerini belirtti. Ziyaretler sırasında stratejik araştırma merkezlerinde Ortadoğu uzmanlarından konferanslar alarak, bölge hakkında daha geniş bilgiye ve stratejik düşünceye sahip olmayı amaçladıklarını ifade etti. Bu çerçevede ziyaret ettikleri ORSAM’da bölge uzmanlarının Ortadoğu’da gelişen muhalif halk hareketleri konusundaki fikirlerini almak istediklerini belirtti.
ORSAM adına Ortadoğu uzmanları Oytun Orhan, Bilgay Duman ve Nebahat Tanrıverdi O.’nun katıldığı toplantıda ilk olarak Ortadoğu’da yaşanan değişimin ve halk hareketlerinin ortaya çıkış nedenleri tartışıldı. Ardından Suriye’de yaşanan halk hareketi ele alındı. Suriye’nin siyasal-toplumsal-ekonomik yapısı, isyan hareketinin geleceği ve yaşanması muhtemel senaryolar tartışıldı. Ardından Irak, Körfez bölgesi ve Türkiye’nin Ortadoğu politikası ele alındı. ORSAM uzmanlarının sunumlarını takiben soru cevap ve tartışma bölümüne geçildi. Bu kısımda genel olarak uzmanlar ve konukların ortak katılımıyla Türkiye’nin Ortadoğu politikası tartışıldı.
Soru-Cevap kısmında konuk heyetin sorduğu sorular ve ORSAM uzmanlarının verdikleri yanıtlar genel hatları ile şu şekilde olmuştur:
Hariri suikastından sonra Lübnan’da Suriye’nin askeri varlığı sona erdi. Peki bundan önceki süreçte Suriye’nin askeri varlığından hangi gruplar hoşnut değildi?
Oytun Orhan: Bölge ülkelerinin birçoğu, İsrail, ABD bu durumdan rahatsızdı. Ayrıca Lübnan içerisindeki birçok grup da bu durumdan Suriye askerlerinin çekilmesini istiyordu. Hariri suikastı bu açıdan bir dönüm noktası oldu çünkü neredeyse tüm gruplar tarafından sevilen Hariri’nin ölümü, tüm Suriye muhalifi grupları bir araya getirmede önemli rol oynadı. Bu uzlaşı yoğun bir baskı ortamı sağlayınca Suriye Lübnan’da on yıllar süren askeri varlığına son vermek durumunda kaldı.
Türkiye’nin Ortadoğu’da bölgesel lider olması gibi bir söylem var. Ancak özellikle son dönemde Suriye karşısında sergilediği tutumla bu söylemin zayıfladığı yönünde yorumlar yapılıyor. Bu yorumlara katılır mısınız?
Oytun Orhan: Türkiye’nin son on yıldaki dış politika söylemi Ortadoğu halklarının yanında yer alan bir söylem. Ancak dış politikanın diğer bir unsuru olan komşularla sıfır sorun politikası, mevcut rejimlerle iyi ilişkiler kurmayı gerektiriyor. Bu sebeple halk ayaklanmaları dolayısıyla Türkiye özellikle Suriye ve Libya gibi, Mısır’a nazaran daha sıkı ilişki içince olduğu rejimlere karşı nasıl bir politika izleyeceğini net olarak belirleyemedi ve bir ikileme düştü. Çünkü reel politik ile dış politikasına hakim olan ilkeler bir çatışmayı beraberinde getirdi. Bunun en iyi örneği Libya. Suriye ile ise Libya’da var olan ekonomik ilişkilerin ötesinde çok boyutlu ilişkiler mevcut. Ayrıca mülteci sorunu gibi, Suriyeli Kürt grupların milliyetçi talepleri, PKK’nın yeniden yaşam alanı bulması gibi olasılıklar değer merkezli dış politikanın karşısında Türkiye’ye reel politikayı hatırlattı. Bu gibi nedenlerle Türkiye çok net bir tavır alamıyor. Türkiye uzun bir süre Beşar Esad’a uluslararası destek sağlayan bir politika izledi. Ama şimdi Esad yönetimi Türkiye’yi dinlemiyor. Bu durum da Türkiye-Suriye ilişkilerinin krize sürüklenmesine neden oluyor.
Ben Türkiye’ye gelen Suriyeli mülteciler konusunda çok plansız, programsız davranıldığını düşünüyorum. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Oytun Orhan: Şu an sayı on binlere ulaştığı için nispeten planlı ve programlı ilerliyor. Bütün sığınmacılar kontrol edilerek çadırlara yerleştiriliyor. Ancak mülteci sayısı henüz on binlerde. Bu sayının artması, yüz binlere ulaşması halinde, durumun sistemli bir biçimde işlemesi zorlaşacaktır. Bu durumda ciddi sıkıntılar yaşanabilir.
Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik gerçek anlamda bir dış politikası olduğunu düşünmüyorum. Sıfır sorun, stratejik derinlik gibi kavramlar güzel ancak Suriye’de bu dış politikanın etkisi yok. İran bölgede çok önemli bir faktör ve Türkiye mevcut durumda sürekli İran ile karşı karşıya geliyor veya ileride gelmek zorunda kalacak. Böyle bir durumda sıfır sorun politikası bir söylemden öteye gidemez. Dolayısıyla özellikle Kürt meselesini de düşünecek olursak, Suriye’deki durum bir dış politika sorunu olmanın ötesinde, Türkiye’nin bir içi meselesi değil midir?
Bilgay Duman: Şunu unutmamak gerekir, bölgede İran ne kadar güçlüyse Türkiye de en az o kadar güçlü. Aslında bölgedeki denge için böyle olmak zorunda. Türkiye’nin İran’a nazaran şu anki durumda daha avantajlı olduğunu söyleyebiliriz çünkü Türkiye rejimle olduğu kadar muhalefetle de iletişim halinde. Ayrıca Suudi Arabistan-Türkiye beraberliği bölgede her zaman, özellikle İran karşısında büyük güç teşkil etmiştir. Suriye için Hatay hala bir sorun, su hala bir sorun. Şu an izlenen dış politikanın bunların ötesinde en belirgin farklılığı yalnızca Ortadoğu’da değil, dünyada aktif bir politika izleniyor olması. Ama bunun sonuçların doğrudan olumlu veya olumsuz olacağını göstermez. Bu zamanla belli olabilir ancak.
Nebahat Tanrıverdi: İran’ın iç politikasını hiç göz önüne almadan değerlendiriyoruz konuyu. İran’ın iç dinamiklerini, siyasetini ve gündemini de değerlendirmeye almak lazım. Mesela İran Bahreyn konusunda çok ciddi sorunlar yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Şu an en az Suriye, Türkiye gibi ülkelerle olan ilişkisi kadar, Körfez ülkeleriyle olan ilişkisi de önemli. Körfez ülkeleriyle ilişkiler bu kadar gerginken Türkiye veya Suriye’ye ağırlık vermesi zor.
Bilgay Duman: Bir de şöyle bir eksiklik var değerlendirmede, Şiilik daha kompleks bir yapıya sahip. Dünyada bir Şii lider veya blok var, herkes onu takip ediyor gibi bir durum yok. İran Şiiliği – Irak Şiiliği gibi bir ayrım var. Bu ayrım inanç olarak ortak unsurlar barındırmakla birlikte, ideolojik ve düşünsel olarak çok farklı temellere dayanıyor. Mesela Bahreyn konusunda Irak Şiileri dış politikada ilk kez seslerini yükselttiler ve çok sert tepkiler verdiler. Hatta ABD İran Şiiliğine karşı olarak Irak Şiilerini destekliyor. Sonuç olarak bölgeyi iyi anlayabilmek için mikro politikaları ve bu politikaları etkileyen üçüncü tarafları da iyi tahlil etmek gerekir.
Soru – Cevap kısmının ardından yakın işbirliğinin önümüzdeki dönemde de sürmesi dilekleri dile getirilerek toplantı sona erdi.