Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler
Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

7. Uludağ Uluslararası İlişkiler Konferansı ORSAM Oturumu

9 dakika okuma süresi

Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü tarafından 21 – 22 Ekim 2015 tarihlerinde “Uluslararası Sistemde Yeni Düzen Arayışları” başlığıyla yedincisi gerçekleştirilen Uludağ Uluslararası İlişkiler Konferansının ikinci gününde ORSAM oturumu düzenlenmiştir. Oturumda ORSAM Danışmanı Prof. Dr. Harun Öztürkler, ORSAM Misafir Araştırmacısı Watiq El-Sadoon ve ORSAM Araştırmacıları Oytun Orhan ile Bilgay Duman konuşmacı olarak yer almıştır.
 
Oturumda sözü ilk alan ve aynı zamanda da oturum başkanlığını yapan Harun Öztürkler, “Nükleer Anlaşmanın Türkiye-İran Ekonomik İlişkilerine Etkisi” başlıklı bir sunum gerçekleştirmiştir. Öztürkler sunumunda, İran ile P5+1 arasında imzalanan anlaşmanın uluslararası ekonomik sonuçları ile ilgili temel beklentinin, İran’a uygulanan uluslararası ekonomik yaptırımlar sonucunda büyük ölçüde tahrip olmuş İran ekonomisinin rehabilitasyon sürecinin başlaması ve İran’ın yeniden küresel ekonomi ile entegrasyonun önünün açılması olduğunu belirtmiştir. Öztürkler, İran açısından enerji kaynakları ihracatı üzerindeki kısıtlamaların kalkmasının, uluslararası finansal siteme erişim ve özellikle yabancı yatırımlardaki beklenen büyük oranlı artışın bir sonucu olarak 2016 ile birlikte ekonomik büyüme hızındaki artış ve böylece istihdamdaki ve gelir düzeyindeki yükselişin, anlaşmanın kısa dönemli en önemli yararlarını oluşturacağını ifade etmiştir. İran’ın 2014 yılı itibarıyla 400 milyar dolarlık gayrisafi yurtiçi hâsılası (GSYH) ile Suudi Arabistan’dan sonra Ortadoğu ve Kuzey Afrika (ODKA) bölgesinde ikinci en büyük ekonomi olduğunu dile getiren Öztürkler, bu noktada İran’ın Türkiye açısından bölgedeki en önemli ekonomik ortaklarından biri olduğunun altını çizmiştir. Uluslararası ekonomik yaptırımlar süresince İran’ın yaptırımların etkilerini azaltmak için Türkiye ile olan ekonomik ilişkilerini geliştirmek için önemli çabalar gösterdiğini sözlerine ekleyen Öztürkler, bu çerçevede nükleer anlaşmanın Türkiye ile İran arasındaki mevcut ekonomik ilişkileri ne yönde etkileyeceğinin önemli bir ekonomik araştırma sorusuna dönüştüğünü vurgulamıştır.
 
Öztürkler’den sonra sözü Watiq El-Sadoon almıştır. PKK’nın Irak’taki varlığının Türkiye-Irak ilişkilerine etkisini konu alan bir sunum yapan Sadoon, terör örgütü PKK’nın her zaman Türkiye-Irak ilişkileri açısından bir sorun yarattığını dile getirmiştir. Türkiye’nin 2005’ten sonra Irak merkezi hükümetiyle geliştirdiği iyi ilişkilerin sonucu olarak Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine hava ve kara operasyonları düzenlediğini söyleyen Sadoon, Türkiye ve Irak arasından 2008’de imzalanan 48 mutabakat muhtırası ve Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin oluşumuna dikkat çekmiştir. Sadoon, bu dönemde Türkiye’nin Irak’la geliştirdiği ilişkilerin en yüksek seviyeye ulaştığını belirterek, Türkiye’nin Irak’ta gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonların bölgesel ve uluslararası alanda destek bulmadığını da sözlerine eklemiştir. Bölgesel gelişmeler, Türkiye’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile kurduğu iyi ilişkiler, Irak merkezi hükümetinin tutumu gibi sebeplerle Türkiye-Irak ilişkilerinin 2010 sonrası bozulmaya başladığını belirten Sadoon, Irak’taki Nuri El-Maliki hükümetinin PKK’yı bir araç olarak kullandığını dile getirmiştir. Sadoon, Suriye olaylarının başlamasıyla Türkiye ve Irak'ın farklı pozisyonlar aldığını ifade ederek, Suriye olayları sonrası iki ülke ilişkilerinin giderek gerildiğini belirtmiştir. Irak ve Suriye’de IŞİD’in ortaya çıkmasıyla birlikte güvenlik algılarının değiştiğini dile getiren Sadoon, bu noktada PKK’nın IŞİD’le mücadelede bir araç olarak kullanıldığını ve silahlı gücünden faydalanılmaya çalışıldığını sözlerine eklemiştir. Sadoon, Türkiye-Irak ilişkilerinin iyi seviyeye gelmesi durumunda PKK’nın bir faktör olmaktan çıkacağını vurgulamıştır.
 
Sadoon’un ardından Bilgay Duman, “2003 Sonrası Türkiye’nin Irak Politikası” başlıklı sunumunu gerçekleştirmiştir. Duman sunumunda Türkiye’nin Irak politikasını dört döneme ayırarak incelemiştir. Duman bu dönemleri, 2003-2005: Düşük yoğunluklu politik dönem, 2005-2010: Merkez ağırlıklı politik dönem, 2010-2014: Yerel ağırlıklı politik dönem, 2014 ve sonrası: İlişkilerde yeni dönem olarak sınıflandırmıştır. Duman, ABD askerlerinin Türkiye toprakları üzerinden Irak’a geçmesini öngören 1 Mart Tezkeresi’nin kabul edilememesiyle birlikte, Türkiye’nin ABD’nin işgali sonrası Irak’taki etkisinin sınırlı kaldığını belirtmiştir. Bu nedenle, 2005 yılına kadar Irak’la ilişkilerin düşük bir profilde seyrettiğini ifade eden Duman, Sünnilerin yeniden siyasi sürece entegre edilmesi konusunda Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyulması ve bölgesel gelişmelerin Türkiye’yi tekrar denklemin içerisine soktuğunu vurgulamıştır. Bu süreçte Irak merkezi hükümeti ile iyi ilişkiler geliştirildiğini belirten Duman, 2009 yılına kadar oldukça üst seviyeye çıkan Türkiye-Irak ilişkilerinin 2010 itibaıyla yeni bir seçim sürecine giren Irak’ta Nuri El-Maliki’yi başbakan olarak seçilmesinden sonra kötüleşmeye başladığını ifade etmiştir. 2011’de Suriye’de başlayan olaylar sonrası Türkiye ve Irak’ın farklı pozisyonlar almasıyla da ilişkilerin giderek gerginleştiğini vurgulayan Duman, bu süreçte IKBY ile enerji ve ticaret alanında yapılan anlaşmalar nedeniyle Irak merkezi hükümeti ile ilişkilerin de neredeyse kopma noktasına geldiğinin altını çizmiştir. Irak’ta 2014 seçimlerinin ardından Nuri El-Maliki’nin ısrarından vazgeçerek üçüncü dönem başbakanlıktan çekilmesi ve Haydar El-Abadi’nin yeni hükümeti kurmasıyla ilişkilerde düzelme eğilimi başladığını dile getiren Duman, Irak’ta IŞİD’le mücadelede Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyulduğunu ifade etmiştir.
 
Son olarak, sözü Oytun Orhan almıştır. “Suriye Krizi ve Türkiye” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Orhan, Suriye krizini tarihsel evrelere göre sınıflandırarak, Türkiye’nin yaklaşım farklılıklarını ortaya koymuştur. Orhan, Suriye’de ayaklanmanın başladığı Mart 2011'den Eylül 2011'e kadar bir “angajman” dönemi yaşandığını ifade ederek, bu dönemde Türkiye’nin Esad rejiminin iktidarı bırakması konusunda sert bir tutuma sahip olan uluslararası toplumun geneli ile Suriye yönetimi arasında kalkan vazifesi görmeye çalıştığını belirtmiştir. Rejimin sadece güç kullanarak ayaklanmayı bastıracağının anlaşılması ile Türkiye’nin bu politikasından vazgeçtiğini dile getiren Orhan, Eylül 2011 itibarıyla baskı ve izolasyon politikası uygulamaya başladığını vurgulamıştır. Orhan, Suriye rejiminin güç kullanımının artmasına paralel olarak, Türkiye’nin de 2012 yılı başında Suriye muhalefetine aktif destek vermeye başladığının altını çizmiştir. Bu durumun Türkiye’nin Suriye politikasında yeni bir döneme işaret ettiğini belirten Orhan, bu dönemde Türkiye'nin hem siyasi hem de Suriye’de rejime karşı mücadele yürüten muhaliflere desteğini kademli olarak arttırdığını öne sürmüştür. Orhan, Türkiye’nin Suriye politikasındaki son aşamanın ise sahada ortaya çıkan yeni gerçekliğe göre Suriye politikasını adapte etme dönemi olarak adlandırılabileceğini ve iç savaşın uzaması ile beraber Türkiye açısından Suriye topraklarından kaynaklı tehditlerin çeşitlenmeye başladığını sözlerine eklemiştir. Oturum soru-cevap periyodunun ardından sona ermiştir.

Diğer Etkinlikler