Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler
Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

İç Faktörler ve Bölgesel Rekabet Bağlamında Lübnan’da Çatışma Senaryoları

12 dakika okuma süresi

PANEL DEĞERLENDİRMESİ

03.10.2024

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM), 3 Ekim 2024 tarihinde “İç Faktörler ve Bölgesel Rekabet Bağlamında Lübnan’da Çatışma Senaryoları” başlıklı bir panel düzenlemiştir. Moderatörlüğünü ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörü Dr. Oytun Orhan’ın yaptığı panelde konuşmacı olarak Lübnan Kriz Müdahale Birimi Danışmanı Dr. Dania Koleilat Khatib, Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Tınas ve ORSAM Levant Çalışmaları Uzmanı Gökhan Batu yer almıştır.

Panelde ilk sözü alan Dania Koleilat Khatib, Lübnan’daki savaşın Gazze’dekinden farklı olduğunu zira Lübnan’da savaş çıkması hâlinde Gazze’den farklı olarak savaşın Ortadoğu’ya yayılması ile sonuçlanacağını belirtmiştir. 1979 devriminden sonra İran’ın vekalet savaşı yürütmeye başladığını belirten Khatib, İsrail’in ise İran’ı vurmak istediğinde Hizbullah ile karşı karşıya gelmek durumunda olduğunu ifade etmiştir. İsrail’in müzakereden ziyade Hizbullah’ı yok etmek istediğini belirten Lübnanlı konuşmacı, mevcut ortamda potansiyel bir müzakerenin zor olduğunu söylemiştir. Khatib, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Ortadoğu’daki her yere ve her şeye ulaşabileceklerini ifade ettiğini, petrol akışı düşünüldüğünde Lübnan’da başlayacak bir savaşın bölgeye yayılmasının tüm dünyaya etkileri olacağını iddia etmiştir. Khatib ayrıca savaşın bölgede kitlesel göçe de sebep olacağını ifade etmiş ve günümüz itibarıyla  2.000 ailenin Lübnan’dan Suriye’ye geçtiğini ve Türkiye’ye de gelmelerinin beklendiğini ifade etmiştir. Khatib konuşmasının sonunda Lübnan’da ve bölgede savaşın önlenmesinin yolu olarak iki taraf arasında tampon bölge oluşturulması gerektiğini savunmuştur. Khatib bu çözümün işlemesi için güvenlik garantörüne ihtiyaç olduğunu ve bu şekilde barışın sürdürülebilir olacağını söylemiştir.

İkinci konuşmacı olarak söz alan Gökhan Batu, İsrail-Hizbullah çatışmasının 7 Ekim’den günümüze gelişim sürecini ele almış ve askerî dengeler açısından bir değerlendirme yapmıştır. Batu ilk olarak Khatib’in tampon bölge önerisini gündeme getirmiş ve bunun ancak 1701 sayılı BM kararı çerçevesinde oluşturulabileceğini ifade etmiştir. Batu konuşmasının devamında İsrail ile Hizbullah arasındaki askerî çatışma denkleminin nitelik ve niceliğin mücadelesi olarak incelenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Batu, niteliğin, nicelikle dengelenmesinin, İsrail-İran mücadelesinin esasını teşkil ettiğini belirtmiştir. Bu bağlamda İsrail’le mücadele yürüten İran destekli devlet dışı aktörlerin İsrail’e çok sayıda füze, roket ve dronela gerçekleştirdiği saldırılar üzerinden Demir Kubbe’yi aşabilmesini, nitelik-nicelik mücadelesine örnek olarak göstermiştir. Gökhan Batu, İsrail’in toprak açısından küçük bir ülke olduğunu ve stratejik derinliğe sahip olmadığını ancak teknolojik üstünlüğünün olduğundan söz etmiştir. Batu, İran’ın bölgede vekilleri aracılığı ile varlık gösterdiğini, Hizbullah’ın 7 Ekim saldırısından hemen sonra savaşa dâhil olduğunu ve İsrail’in kuzeyini vurmaya başladığını söylemiştir. Dahası Hizbullah’ın İsrail’in kuzeyinde boşalttığı yerleri 11 ay boyunca vurduğunu ve buralara geri dönüşü engellediğini belirtmiştir. Hizbullah’ın saldırılarını düşük yoğunluklu olarak sürdürdüğünü, bu şekilde hasmını caydırmaya çalıştığını belirtmiştir. Diğer yandan geride kalan 11 ayda Hizbullah’ın lider kadrosunun çoğunun öldürüldüğünü ifade etmiştir. Caydırıcılığın inandırıcı olması ve çekilen kırmızı çizginin gereklerinin yerine getirilmesinin elzem olduğunu belirten Batu, İran ve Hizbullah adına İsmail Haniye ve Fuat Şükrü suikastından itibaren gösterilen tereddüdün İsrail’in saldırılarının önünü açtığını değerlendirmiştir. Eylül ayına kadar olan saldırılarda sürpriz yaşanmamakla birlikte, 17-18 Eylül çağrı cihazı saldırısı ve Hasan Nasrallah suikastının sürpriz olduğunu ifade etmiştir. Batu, bu sürpriz saldırıların Hizbullah’ı olumsuz etkilediğini ancak Lübnan’ın güneyinde Hizbullah’ın çok fazla tahkimatı olduğunu belirterek bu bölgede karadan ilerlemenin hâlen ciddi riskler barındırdığını ifade etmiştir. İsrail’in Lübnan’da kısıtlı bir harekât yapmasını beklediğini belirten Batu, kuzey bölgelerden güneye göç etmek zorunda kalan 80.000 ila 90.000 İsraillinin geri dönüşünün sağlanmasının İsrail adına ciddi bir mecburiyet olduğunu belirtmiştir. Batu, Hizbullah ve Hamas’ın da İsrail toplumunu ve içerideki gelişmeleri okumakta yetersiz kaldıkları analizini paylaşmıştır. İsrail’de, 2023’ten bu yana devam eden “Yargı Reformu” protestolarının dinamizminin mevcut durumda rehinelerin serbest bırakılması şeklinde devam ettiğini belirten Batu, kasım ayında gerçekleşen rehine takasında Gazzeli grupların, İsrail kamuoyundaki baskıyı doğru şekilde analiz edemediklerini dolayısıyla rehineleri serbest bırakmada oldukça cömert davrandıklarını, Hizbullah’ın ise kuzeydeki saldırı stratejisinin İsrail kamuoyunda kendisine yönelik olası harekata desteği artırdığını iddia etmiştir.

Panelde son konuşmacı olarak söz alan Murat Tınas, konuşmasına Nasrallah’ın vurulmasının bir suikast eyleminden ziyade, çok sayıda sivilin de hayatını kaybetmesine neden olan bir katliam şeklinde gerçekleştiği tespitiyle başlamıştır. Nasrallah suikastını 14 Şubat 2005’te gerçekleşen Refil el-Hariri suikastına benzeten Tınas, bir kişiyi öldürmek adına 4 sivil yerleşim bölgesine saldırıda bulunulmasının bir suikasttan çok katliam olduğunu belirtmiştir. Tınas bu saldırının Hizbullah ve İran’da büyük bir şok etkisi yarattığını, bu gelişmenin Hizbullah’ın kapasitesini ve liderliğini etkileyeceğini ve İsrail’in bu tür eylemleri ile önümüzdeki dönemde radikalleşme literatürünün zenginleşeceğini iddia etmiştir. Tınas konuşmasında tarihsel ve toplumsal dinamikler üzerinden Lübnan ve daha genelde Levant’ta bugün yaşanan sorunlarının kökenini incelemiştir. Devlet-toplum ilişkilerinin bölge ülkelerinde genel bir sorun olduğunu ifade eden Tınas, Levant’ta devletin kendi toplumsal sınıflarını yansıtan bir organ olmaktan öte çoğunlukla o gerçekliği yaratmaya çalışan bir aygıt olduğundan söz etmiştir. Tınas, feodal liderlerin ve ailelerin, kitleler nezdinde sorun çözen, kural koyan statüsünü akademik bir bakış açısıyla paylaşmıştır. Buradan yola çıkarak Tınas, Batı’da devlet dışı aktörlerin toplumda hükûmet ya da yasal süreçlere etki etmek üzere çalışırken Ortadoğu’da devlete meydan okuyan aktörler olarak ortaya çıktıklarını ve devlet fonksiyonlarına sahip olduklarını ifade etmiştir. Tınas, Levant bölgesinde siyasi iktisada bakıldığında feodal kapitalizmin hâkim olduğunu, Suriye örneğinde ise Esad iktidarının sürmesinin arkasında patronaj ağları ve bağlantılarının bulunduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, bu bölgedeki feodal kapitalizmin yozlaştırıcı etkisinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır.

Tınas, İsrail’in Lübnan’a saldırısının yeni bir aşama olmakla beraber küresel, bölgesel ve yerel savaşların bir yansıması olduğunu, bugünü anlamak için geçmişten gelen devamlılığı da dikkate almak gerektiğini belirtmiştir. Ulus devletin Ortadoğu’da gerçek bir kimlik olamadığına yönelik en çarpıcı örneklerin Lübnan ve Yemen olduğunu iddia eden Tınas, bu ülkelerde devlet üstü ve devlet altı kimliklerin güçlü olduğunu söylemiştir. Bu açıdan bakıldığında Lübnan’ın bir anomali olduğunu ama artık bölgede bir norm hâline geldiğini kimliklerin devletlerin önüne geçtiğini iddia etmiştir. Tınas, konuşmasının devamında kitlesel göç ve buna bağlı olarak mülteci probleminin bölgede kritik bir sorun olmaya devam ettiğini, Lübnan’ın 4 milyon nüfusa sahip olduğunu ve nüfusunun 1 milyonunun evlerinden ayrılmak zorunda kaldığını ve bunun sürdürülebilir olmamasından ötürü ciddi bir sosyal travmaya dönüşmesinin beklenebileceğini belirtmiştir. Lübnan’ın iki yıldır süren cumhurbaşkanlığı krizine değinmiş ve şu anda yaşananların bu süreci hızlandırabileceği öngörüsünde bulunmuştur. Tınas, ilk konuşmacı Khatib’in tampon bölge kurulması önerisine ilişkin olarak 1701 sayılı BM kararı uyarınca güney Lübnan’da tampon bölge kurulduğunu ama bunun “de facto” (fiilen) değil “de jure” (yasal)           olarak var olduğunu ifade etmiş ve İsrail’in tampon bölge önerisine sıcak yaklaşmayabileceğini iddia etmiştir. Tınas, İsrail’in İran’ın nükleer tesis veya petrol tesislerini vurabileceğini hatta İran’da rejim değiştirileceği iddialarının da dile getirildiğini ifade etmiştir. Ayrıca geçmişten günümüze Lübnan’ın İsrail tarafından dört kez işgale maruz kaldığını ancak sorunun çözülemediğini belirtmiştir. Tınas, İsrail’in daha güvenli hâle gelmediğini aksine ülke ve toplumun daha güvensiz bir ortam içinde yaşamak zorunda kaldığını söyleyerek İsrail’in sorunlarla mücadelesinin “çim biçme” olarak betimlendiğini ve sorunu var eden temeller ile ilgilenmekten ziyade akut sorunlar ile uğraşıp sorunu sadece gelecek nesillere ertelediğinin altını çizmiştir. Konuşmasının sonunda Türkiye’nin İsrail-Lübnan arasındaki gerginliğe bakışına değinen Tınas, Türkiye’nin önceliğinin insani krizin önlenmesi olacağı değerlendirmesini paylaşmıştır. Denge siyaseti ve bölgesel istikrarın Türkiye için çok önemli olduğunu belirten Tınas, Türkiye’nin Arap dünyasıyla dengeli ilişkiler kurmaya çalıştığından söz etmiştir.

ORSAM tarafından gerçekleştirilen panel, konuşmaların tamamlanmasının ardından soru-cevap bölümü ile tamamlanmıştır. Bu kısımda konuşmacılar; tampon bölgede garantör ülkenin kim olabileceği, Lübnan Şiiliği ve İran Şiiliği arasındaki anlayış farklılıkları, Lübnan’da Hizbullah’a alternatif Şii hareketlerin ortaya çıkma ihtimaline ilişkin sorulara yanıt vermiştir.

Diğer Etkinlikler