Fazıl Ahmed Burget, ORSAM Uzmanı, Ortadoğu, Afganistan
Son dönemlerde demokratikleşme sürecinde önemli gelişmeler kaydeden Pakistan, eski Başbakan ve Devlet Başkanlarının yargılanması ve hükümet-yargı arasındaki tartışmalar ile gündeme gelmişti. Son olarak da uzun süre Dubai ve Londra’da yaşayan eski Devlet Başkanı Perviz Müşerref’in yeniden Pakistan’a dönerek siyasete atılmaya çalışmasının hemen ardından “milli ihanet” ile suçlanarak adaylık başvurusunun reddedilmesi Pakistan’ın en sıcak gündemini oluşturmaktaydı. Ancak uzun süre Pakistan askeri istihbarat servisi (ISI) tarafından desteklenen ve bu ülkedeki Hakkaniye medreselerinde yetişen radikal İslamcı grupların son eylemleri ülke gündemini tamamen sarsmıştır.
Özellikle Keşmir sorununda Hindistan’a karşı savaşmak için fetvalar çıkararak Pakistan ordusuna gönüllü asker sağlayan Hakkaniye medreseleri, Afganistan eski Sovyetler tarafından işgal edildiğinde Afgan direnişçilerini de desteklemişlerdir. Hatta soğuk savaş yıllarından itibaren bu medreselerin geleneksel dini eğitim verme misyonunun ötesinde Keşmir ve Afganistan’da savaşmak üzere militan yetiştiren merkezler haline geldiği de bilinmektedir. Bu bakımdan söz konusu medreseler hem Hindistan’a karşı hem de Afganistan’daki komünist rejimine karşı Pakistan’ın devlet politikasına paralel bir yol izlemişlerdir. Dolayısı ile yakın döneme kadar bu medreselerin Pakistan devletinin himayesinde olduğu bilinmektedir. Fakat son dönemlerde söz konusu medreselerde eğitim gören bir takım radikal unsurların artık Pakistan devletinin kontrolünden tamamen çıktığı bilinmektedir.
Özellikle ABD’nin bu medreseler tarafından desteklenen Taliban örgütünü “düşman” ilan etmesi ve bölgeye yerleşerek “terörle mücadele” kapsamında sık sık Pakistan topraklarını bombalaması ve buna karşı Pakistan devletinin tepkisiz kalması söz konusu medreseler ile Pakistan devletini karşı karşıya getirmiştir. Bu yüzden söz konusu medreseler zaman zaman Pakistan devletini “işgalcilerle işbirliği” yapmakla suçlamakta ve Pakistan devletine yönelik de bir takım eylemlerde bulunmaktadırlar. Bu doğrultuda Ocak 2012’de Pencap eyalet komutanı Salman Taseer’in bir koruması tarafından öldürülmesinde bu medreseler tarafından desteklenen radikal İslamcı örgütlerin parmağının olduğu ifade edilmektedir. Nitekim yakalanan katilinin yargılanmasında söz konusu örgütlerin müdahale ettikleri de bilinmektedir. Dini düşünce özgürlüğünü savunan ve liberal kişiliği ile tanınan Salman Taseer, özellikle Pencap’daki bir takım ruhani liderler tarafından “kafir ve dinsiz” olarak nitelendirilirken, onun katili olan Mümtaz Qadri ise “büyük mücahit ve halk kahramanı” adıyla anılmaya başlanmıştır. Ayrıca mahkemeye götürülürken bir takım insanlar tarafından çiçeklerle karşılanmıştır. Diğer taraftan, söz konusu gruplara bağlı üç yüz avukatın Qadri’yi savunmak üzere gönüllü oldukları da bilinmektedir. Qadri’yi savunmak isteyen gönüllü avukatlara başkanlık eden bir avukata, suçu ispatlanmış bir suçluyu neden savunmak istedikleri sorulunca; “Qadri’yi katil olarak tanımlayan yasaların İslamî olmadığını, aslında Qadri’nin İslamî bir görevi yerine getirdiğini ve dolayısı ile onu savunmanın İslamî bir sorumluluk olduğunu” ifade etmiştir.
Diğer yandan söz konusu radikal İslamcı örgütler Şubat 2012’de bir polis karakoluna baskın yaparak 4 polisi öldürdükleri bilinmektedir. Aşırıcılıkları ile dikkat çeken bu örgütler, devlet görevlileri dışında Şii Müslümanlara yönelik de sık sık eylemlerde bulunmaktadırlar. Bu çerçevede Şubat 2012’de ülkenin kuzeyindeki Peşaver ve Şiilerin yoğun olarak yaşadıkları kuzeybatıdaki Pareçenar bölgelerinde bir hafta içinde Şiilere yönelik yapılan saldırılarda 38 kişi hayatını kaybetmiş ve 60’dan fazla kişi de yaralanmıştı.
Son olarak Pakistan’ın en büyük kenti olan Karaçi’de Nisan 2013’te yapılan bir saldırıda 13 kişinin hayatını kaybettiği bilinmektedir. Yapılan resmi açıklamalarda söz konusu eylemin radikal İslamcı gruplar tarafından gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Ayrıca 11 Nisan 2013’te Haydarabad bölgesinde, ülkenin liberal partilerinden biri olan MQM (Muttahida Qaumi Movement – Kavimler Birliği Hareketi)’nin adaylarından birinin kurşunlanarak öldürülmesi, özellikle liberal çevrelerde ciddi endişeye sebep olmuştur. Pakistan Taliban Tahriki adıyla bir açıklama yapan radikal İslamcı örgütler bu eylemi üstlenmekle beraber, bundan sonra “İslamî olmayan” Partilerden milletvekili adayı olanlara karşı eylemlerin sürdürüleceğini açıkça dile getirmişlerdir.
Bu arada Pakistan’da resmi ve gayri resmi olarak faaliyet eden tüm radikal İslamcı örgütlerin Ocak 2012’de yapılan ortak bir toplantı ile Difâ-yi Pakistan (Pakistan'ın Müdafaası) adı altında birleştikleri bilinmektedir. Son dönemlerde Pakistan genelinde liberal partilere büyük bir üstünlük sağlayan radikal İslamcı örgütlerin her geçen gün daha fazla taraftar toplamaya başlaması dikkat çekmektedir. Nitekim Nisan 2013’te İngilizler tarafından yayınlanan bir rapora göre Pakistan genelinde özellikle 30 yaş altındaki gençlerin yüzde 60’ının demokrasiye karşı oldukları ve daha çok İslami rejim taraftarı oldukları açıklanmıştır. Bu da hiç kuşkusuz Pakistan’daki radikal İslamcı grupların her geçen gün daha da güçlendiğini ortaya koymaktadır. Özellikle Amerikan karşıtlığı bağlamında yeniden örgütlenen radikal İslamcı gruplar, son dönemlerde Pakistan’ın güvenliği için de ciddi bir tehdit oluşturmaktadırlar.
Bu noktada bir süre önce BBC’de konuşan Pakistan analizcilerinden Doktor Hasan Asgari Razavi, ülkedeki son gelişmeleri endişe verici olarak değerlendirirken, “savaşa hazır zihniyetlerin” çoğalmaya başladığına dikkat çekmiştir. Ayrıca Razavi, bu gibi zihniyetlerin sadece sıradan halk arasında değil, aynı zamanda aydın kesim ile beraber, devlet organları ve silahlı güçler arasında da yayılmış olmasının çok daha tehlikeli olduğunu ifade etmişti. Razavi, Pakistan’daki askeri ve sivil idarenin çaresizlik içinde olduğuna ayrıca dikkat çekmiştir.
Şiddeti kendi amaçları için bir araç olarak kullanan bu örgütler son dönemlerde Pakistan devleti tarafından ülke rejimine bir tehdit olarak görülmeye başlanmıştır. Öte yandan bu örgütlerin tamamı ABD karşıtı olmakla beraber Afganistan’da silahlı çatışma halinde olan Taliban, Hikmetyar ve Hakkani gruplarının yanı sıra Orta Asya ülkelerine yönelik faaliyet eden Orta Asya İslamcı hareketlerini de destekledikleri bilinmektedir.
Özellikle NATO’nun 2014’te Afganistan’dan çekileceğinin kesinleştiği bu dönemlerde, Afganistan’ın güney sınırlarında hızla güçlenen radikal İslamcı grupların, Afganistan’da terör faaliyetlerinde bulunan Taliban, Hikmetyar ve Hakkani grupları ile olan ilişkileri dikkate alınırsa bölge güvenliğinin daha da kötüye gidebileceğini söylemek mümkün. Çünkü söz konusu grupların faaliyetleri sadece Pakistan ile sınırlı olmayıp, Afganistan ve Orta Asya’yı kapsayacak şekilde “İslamî Emaret” rejimini kurma peşinde oldukları bilinmektedir. Bu noktada Pakistan’daki radikal İslamcı örgütlerin Afganistan’daki rejim muhalifleri olan radikal unsurların yanında, Hizb-ut Tahrir, Özbekistan İslami Hareketi, Tacikistan İslami Hareketi ve hatta Kafkasya’daki bir takım radikal unsurları destekledikleri bilinmektedir. Dolayısı ile Pakistan’da güçlenen radikal İslamcı grupların bölgesel güvenliğe önemli ölçüde etki yaratacağını söylemek mümkün.