Irak’ta 14 Mayıs 2026 tarihinde Ali ez-Zeydi’nin güvenoyu alması, yalnızca yeni bir kabinenin oluşumu açısından değil, aynı zamanda ülkenin etnik ve siyasi dengelerinin yeniden şekillenmesi bakımından da dikkat çekici gelişmelere sahne olmuştur. Başbakan Zeydi’nin hükümet programı ve kabinesinin bir bölümünün Irak Parlamentosu tarafından onaylanması, uzun süredir devam eden siyasi tıkanıklığın aşılması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu süreçte en fazla dikkat çeken hususlardan biri, güvenoyu alan ilk 14 bakan arasında herhangi bir Türkmen isminin yer almamış olmasıdır.
İlk bakışta bu durum Türkmenlerin yeni hükümette dışlandığı şeklinde yorumlanabilecek olsa da siyasi tablo daha derinlemesine incelendiğinde farklı bir gerçeklik ortaya çıkmaktadır. Zira henüz tamamlanmamış bir kabineye sahip olan Zeydi hükümetinde güvenoyu bekleyen birçok bakanlık bulunmaktadır. Bu nedenle Türkmenlerin hükümet dışında kaldığını söylemek için henüz erkendir. Aksine yürütülen müzakereler ve siyasi dengeler dikkate alındığında Türkmenlerin hükümet içerisinde daha güçlü ve stratejik bir temsil elde etme ihtimali oldukça yüksektir. Özellikle Irak Türkmen Cephesi’nin (ITC) son dönemde Bağdat siyasetinde yürüttüğü siyasi temaslar ve merkezi hükümet içerisinde artan etkisi, Türkmenlerin sembolik temsilden çıkarak karar alma mekanizmalarının etkin bir parçası haline gelmeye başladığını göstermektedir.
2003 sonrası Türkmenlerin siyasi konumu
2003 sonrasında Irak’ta kurulan siyasi sistem, Türkmenleri sistematik olarak siyasi denklemin dışında bırakmıştır. Nüfusu, tarihsel varlığı ve coğrafi yayılımına rağmen Türkmenler, ne Kürtler kadar kurumsal bir güce ne de Arap siyasi blokları kadar merkezi etkiye sahip olabilmiştir. Özellikle Kerkük başta olmak üzere Türkmen bölgelerinde yaşanan demografik ve siyasi dönüşümler, Türkmenlerin merkezi hükümet içerisindeki etkisini önemli ölçüde sınırlandırmıştır. Uzun yıllar boyunca Türkmenlerin siyasi temsil kapasitesi çoğu zaman sembolik düzeyde kalmış, kritik karar alma mekanizmalarında yeterince yer alamamıştır.
Bu dönemde Türkmenlerin temel siyasi mücadelesi; kimliklerinin korunması, Kerkük’ün statüsü, kamu kurumlarında temsil ve anayasal hakların güvence altına alınması üzerine yoğunlaşmıştır. Ancak Türkmenler, merkezi hükümet içerisinde doğrudan etkili olabilecek siyasi pozisyonlardan büyük ölçüde mahrum kalmıştır. Bu nedenle 2026 yılında valilik makamıyla ilgili yaşanan gelişmeler, sadece bir bakanlık pazarlığından ibaret olmayıp, 2003 sonrası oluşan siyasi denklemde Türkmenlerin yeniden konumlanması açısından da önem taşımaktadır.
Irak Türkmen Cephesi’nin yeni dönemdeki rolü
2025 seçimlerinden sonra ITC’nin yürüttüğü siyaset, önceki dönemlere kıyasla daha pragmatik ve sonuç odaklı bir çizgiye evrilmiştir. Özellikle ITC lideri Mehmet Seman Ağa’nın hem Bağdat’ta hem de bölgesel düzeyde gerçekleştirdiği temaslar, Türkmen siyasetinin yalnızca hak talep eden bir pozisyondan çıkıp müzakere eden ve yön veren bir aktöre dönüşmeye başladığını göstermektedir.
ITC’nin bugün en önemli avantajlarından biri, Irak’ta Devleti Yönetme Koalisyonu içerisinde yer almasıdır. Bu durum Türkmenlere muhalefet etmenin yanı sıra zamanda karar alma süreçlerine doğrudan katılma imkânı sağlamaktadır. Koalisyon siyasetiyle yönetilen Irak’ta hükümetlerin kurulabilmesi için farklı siyasi aktörlerin uzlaşısı gerekmektedir. Bölgesel krizlerin yarattığı yeni dengeler ve bu dengelerin Irak’a yansımaları; aynı zamanda Irak iç siyasetindeki dönüşümlerin Türkmenler lehine bazı tablolar ortaya çıkarması Türkmen siyasetinin hem yerel hem merkezi bağlamda daha etkin bir pozisyonda olmasını sağladı. Böyle bir ortamda Türkmenlerin oyları ve siyasi desteği birçok kritik konuda belirleyici hale gelebilmektedir. Bu nedenle Türkmenlerin yeni kabinede yer alacak isimlerinin belirlenmesinde etkili olması son derece doğal bir gelişme olarak görülmelidir. Türkiye’nin, Türkmenlerin Bağdat’taki merkezi yönetimdeki haklarının korunması ve temsiliyetlerinin sağlanması noktasında verdiği destek de süreç içerisinde son derece kritik. Güvenoyu alamayan bazı bakanlıklar üzerinde siyasi uzlaşının henüz sağlanamaması nedeniyle yeni oylamaların yapılması beklenmektedir. Bu süreçte Türkmenlere ayrılması planlanan bir bakanlık ve bu makam için ITC’nin önereceği isimlerin değerlendirilmesi ihtimali oldukça güçlü görünmektedir.
Bakanlık meselesi: Sayısal temsilden stratejik temsile
Türkmenler açısından tartışılması gereken konu yalnızca bir bakanlık elde etmek değildir. Asıl mesele, Türkmenlerin Irak’taki yeni güç paylaşımı denkleminde hangi düzeyde temsil edileceğidir. Çünkü bakanlıklar sadece idari kurumlar değil, aynı zamanda siyasi nüfuz, bütçe yönetimi, bürokratik kadrolaşma ve karar alma süreçlerine erişim sağlayan stratejik güç merkezleridir. Bu nedenle Türkmenlerin hükümette yer alması kadar, hangi kurumlar üzerinden temsil edileceği de büyük önem taşımaktadır.
Irak siyasetinde Savunma, İçişleri, Petrol, Dışişleri ve Maliye gibi bakanlıklar hizmet üreten kurumlar olmakla birlikte bölgesel ve uluslararası aktörlerin nüfuz mücadelesinin kesiştiği alanlardır. Bu nedenle söz konusu bakanlıklar yoğun siyasi baskılara ve rekabete maruz kalmaktadır. Ancak bu durum, Türkmenlerin bu tür stratejik kurumları yönetme kapasitesine sahip olmadığı anlamına gelmemektedir. Aksine Türkmenler, Irak’ın kurucu unsurlarından biri olarak devlet kurumlarında uzun yıllara dayanan idari ve siyasi tecrübeye sahiptir. Dolayısıyla Türkmenlerin taleplerini yalnızca sembolik veya ikincil düzeydeki görevlerle sınırlandırması, kendi siyasi ağırlığını olduğundan düşük göstermesi sonucunu doğurabilir.
Bu noktada Türkmenlerin müzakere sürecine yüksek bir siyasi tavanla başlaması önem taşımaktadır. Çünkü Irak’ta siyasi pazarlıklar çoğu zaman taleplerin en üst seviyeden dile getirilmesiyle şekillenmektedir. Türkmenlerin doğrudan etkili ve stratejik bakanlıkları talep etmesi, nihai olarak bu kurumları elde edip etmemelerinden bağımsız şekilde, hükümet içerisindeki pazarlık gücünü artıracaktır. Daha düşük profilli bir taleple sürece başlamak ise Türkmenlerin siyasi ağırlığının göz ardı edilmesine yol açabilir. Öte yandan Türkmenler açısından nihai hedef, yalnızca prestiji yüksek bir makam elde etmek olmamalıdır. Esas amaç, Türkmen toplumunun çıkarlarını koruyabilecek, kamu politikalarının oluşturulmasına yön verebilecek ve devlet mekanizmasının işleyişinde etkin rol oynayabilecek kurumsal bir temsil gücü elde etmektir. Türkmenlerin önünde iki farklı yaklaşım bulunmaktadır. Birincisi, yalnızca hükümette yer almayı yeterli gören sembolik temsil anlayışıdır. İkincisi ise devlet yönetiminde gerçek ağırlık üretmeyi hedefleyen etkin temsil anlayışıdır. Mevcut siyasi koşullar dikkate alındığında Türkmenlerin talebini ikinci yaklaşım üzerine inşa etmesi daha rasyonel görünmektedir. Çünkü Türkmenlerin ihtiyacı sadece bir bakanlık koltuğu değil, Irak devletinin karar alma mekanizmalarında kalıcı ve etkili bir ortak olarak yer almaktır.
Kerkük ve Bağdat arasında yeni güç dengesi
Türkmenlerin son dönemde elde ettiği en önemli kazanımlardan biri Kerkük’te valilik makamının üstlenmesi ile artan siyasi görünürlükleridir. Uzun yıllar boyunca Kürt-Arap rekabetinin gölgesinde kalan Türkmenler, valilik görevinin ardından Kerkük’te yeniden önemli bir siyasi aktör haline gelmiştir. Önümüzdeki dönemde hem Kerkük Valiliği makamında Türkmenler etkili bir konuma sahip olmaya devam eder hem de Bağdat’ta bakanlar kurulunda güçlü bir temsil elde edilirse, bu durum Türkmen siyasi tarihi açısından yeni bir dönemin başlangıcı anlamına gelebilir. Zira ilk kez aynı anda hem yerel yönetim hem de merkezi hükümet düzeyinde etkili bir Türkmen varlığından söz etmek mümkün olacaktır. Bu tablo Türkmenlerin sadece taleplerini dile getiren bir topluluk olmaktan çıkarak, taleplerinin uygulanmasını sağlayabilecek bir siyasi güce dönüşmesi anlamına gelecektir.
Türkmenler oyun kurucu rolüne mi geçiyor?
Irak siyasetinde “oyun kurucu aktör” kavramı, tek başına iktidar olmayı değil, siyasi denklemlerin oluşumunda belirleyici rol üstlenmeyi ifade etmektedir. Bugün ITC’nin sahip olduğu siyasi pozisyon tam olarak bu noktaya yaklaşmaktadır. Türkmenler ne Şii bloklar kadar büyük bir nüfusa ne de Kürt siyasi hareketleri kadar geniş kurumsal imkânlara sahiptir. Ancak Irak’taki parçalı siyasi yapı, orta büyüklükteki aktörlere de kritik önem kazandırmaktadır. Koalisyon hükümetlerinin kurulduğu, parlamentoda hiçbir grubun tek başına çoğunluk sağlayamadığı bir sistemde hükümetlerin çıkar alanlarını sağlama almak amacıyla ihtiyaç duydukları müzakere süreçlerinde Türkmenler etkili rol oynayabilmektedir. Bu nedenle Türkmenlerin bugün elde ettiği kazanımlar yalnızca sayısal temsil üzerinden okunmamalıdır. Asıl değişim, Türkmenlerin karar alma süreçlerinde stratejik bir ortak haline gelmeye başlamasıdır. Bu durum gerçekleştiği takdirde, 2003 sonrası dönemde çoğu zaman siyasi sistemin kenarında tutulan Türkmenler, ilk kez merkezi siyasetin merkezine yaklaşmış olacaktır.
Zeydi hükümetinin kuruluş süreci, Türkmenlerin Irak siyasetindeki yeni konumunu anlamak açısından önemli ipuçları sunmaktadır. İlk aşamada Türkmen bir bakanın güvenoyu almamış olması, Türkmenlerin süreç dışında kaldığı anlamına gelmemektedir. Aksine devam eden müzakereler ve koalisyon görüşmeleri, Türkmenlerin yeni kabinede yer alma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak bugün tartışılması gereken konu sadece Türkmenlere bir bakanlık verilip verilmeyeceği değildir. Asıl mesele, Türkmenlerin devlet yapısı içerisinde ne ölçüde etkili ve sürdürülebilir bir temsil mekanizmasına sahip olacağıdır.
ITC’nin Devleti Yönetme Koalisyonu içerisindeki konumu, ITC lideri Ağa’nın yürüttüğü diplomasi trafiği ve Türkmenlerin hem Kerkük’te hem Bağdat’ta artan siyasi görünürlüğü birlikte değerlendirildiğinde, Türkmen siyasetinin yeni bir evreye girdiği görülmektedir. Dolayısıyla Irak’ın yakın siyasi geleceğinde Türkmenler hem merkezi hükümette etkili bir temsil elde eder hem de Kerkük’teki siyasi kazanımlarını koruyabilirse, 2003 sonrası dönemin en önemli siyasi dönüşümlerinden biri yaşanabilir. Böyle bir senaryoda Türkmenler artık yalnızca hak talep eden bir topluluk değil, Irak siyasetinde denge kuran, uzlaşı sağlayan ve karar süreçlerini etkileyen bir “oyun kurucu aktör” olarak yeni bir konuma yükselebilir.