2003 sonrası dönem açısından bakıldığında oldukça dinamik seyreden Türkiye-Irak ilişkileri hem bölgesel şartlar hem de Türkiye ve Irak’ın siyasal gündemi açısından önemli bir aşamaya gelmiş durumda. 2003 ABD işgali sonrasında ABD-İran kıskacına sıkışan Irak’ta güvenlik ve istikrarın sağlanmasında Türkiye anahtar aktör konumuna geldi. Türkiye-Irak ilişkileri geliştikçe Irak’ta istikrar sağlandı. Son beş yıllık sürece bakıldığında ise Türkiye-Irak ilişkilerinde ekonomi, enerji, güvenlik ve bağlantısallık projeleri gibi temel meseleler oldukça dinamik bir seyir izliyor. Bu alanlarda bir yandan temel parametreler açısından riskli dönemlerin geride kaldığını ve kırılganlığın önemli ölçüde atlatıldığını ifade etmek mümkün. Öte yandan küresel ve bölgesel gelişmelerin oldukça dinamik seyretmesi ilişkilerin hassasiyetle takip edilmesini ve yeni şartlara göre güncellenmesini gerekli kılıyor.
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın bu hafta Bağdat, Kerkük, Erbil, Süleymaniye hattında gerçekleşen Irak ziyaretini de bu bağlamda okumak gerekir. Kalın’ın ajandasında hem temel meseleler hem de süreç takibi gerektiren oldukça kritik konular vardı. ABD/İsrail-İran savaşının yansımaları, yeni hükümetin kurulması, milislerin silahsızlandırılması konusu başta olmak üzere Irak hükümetinin sahip olduğu yoğun güvenlik ajandası, Kerkük Valiliğinin yeni bir aşamaya geçmiş olması Türkiye’nin Irak’a dair gündem maddelerinin başında geliyor. Terörsüz Türkiye/Terörsüz Bölge süreci de Irak’ı ilgilendiren Türkiye’nin temel gündemi olarak ön plana çıkmış durumda. Bu tabloya bakıldığında Kalın’ın gerçekleştirdiği ziyaretin bir çıkarmaya dönüşmesi ve dolayısıyla hemen her kesimden önemli isimlerle görüşmesi de gayet olağan. Kalın’ın Meclis Başkanı Heybet Halbusi, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Ulusal Güvenlik Danışmanı Basim el-Bedri, Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in yanı sıra, Şii, Sünni ve Kürt siyasi liderler ile görüşmesi ve Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi tarafından kabul edilmesi, ziyaretin kapsamını ve Bağdat tarafından da üst düzeyde karşılandığına işaret ediyor.
Kalın’ın Kerkük’teki temaslarının hem sembolik hem siyasi/stratejik açıdan oldukça önemli olduğunu vurgulamakta fayda var. Kerkük Valiliğinin yüz yılı aşkın bir sürenin ardından Türkmen bir isim tarafından üstlenil olmasında Türkiye’nin yürüttüğü diplomasinin katkısı yadsınamaz. Kalın’ın şehitlik ve valiliği kapsayan ziyaretinin, Irak toplumunun asli ve ayrılmaz bir parçası olan Türkmenlerin Irak siyasetinde yapıcı ve daha etkin bir rol üstlenmesi noktasında gerekli desteğin sağlanacağına işaret ediyor. Kerkük Valiliğinin hakkaniyetli bir dönüşümlülük esasına dayanan, adil, hızlı ve etkin hizmetleri sağlayan bir formülle yeniden değerlendirilmesi bu anlamda somut bir gelişme olacaktır.
Terörsüz Türkiye/Terörsüz Bölge Bağlamında Irak
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Terörsüz Türkiye sürecinin hukuki altyapısını oluşturacak çerçeve yasanın Meclis yaz tatiline girmeden çıkabileceğine dair sözleri ve yasanın olgunlaştırılması, sürecin yeni bir aşamaya geldiğinin işareti. Sürecin sahadaki koordinasyonunu üstlenen MİT’in da gelinen aşamaya dair hazırlıklarını hızlandırdığı zaten biliniyor. Şimdiye kadar hem koordinasyon sürecini yürüten hem de silahların yakılması ve PKK’nın birçok alanı boşaltması dahil birçok konuda sahadaki gelişmeleri an be an takip eden, yönlendiren ve raporlayan MİT’in aynı zamanda uluslararası bağlamdaki gelişmeleri de koordine ettiği biliniyor.
Bu anlamda Irak’ın PKK ile mücadele sürecinde olduğu gibi Terörsüz Türkiye/Terörsüz Bölge bağlamında da özel bir öneme sahip olduğunu ifade etmek gerekir. Bu önem yalnızca örgütün Irak topraklarında barınması, organize olması ve etkin olmasından kaynaklanmıyor, aynı zamanda Irak hükümeti ve kurumlarının yanısıra KDP ile KYB gibi aktörlerin süreç bağlamında oynayacağı rol de oldukça önemli. Sürecin en temel ilkesinin “terör örgütünün tüm unsurlarıyla lağvedilmesi ve silah bırakması” olduğunu dikkate aldığımızda sürecin Türkiye kadar Irak ve Suriye ayağının da eş zamanlı bir şekilde, bu ülkelerin şartlarını dikkate alarak koordine edilmesi kaçınılmazdır. Kaldı ki yalnızca Türkiye’nin değil, bütün bölgenin terörden arındırılması hedefi, Irak ve Suriye için de kritik bir önemi haiz olduğunu unutmamak gerekir.
Terörsüz Türkiye sürecinin hukuki boyutundaki gelişmelerin hızlanması, daha açık bir ifade ile Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çatısı altında hazırlanan yasa tasarısının, teklife dönüşmesi ve Meclis tarafından kabul edilmesi ile süreç yeni bir aşamaya gelmiş olacak. Yasa gereğince yargılama sürecine tabi tutulacak örgüt mensuplarının silahlarını bırakması, yargı süreci ile birlikte toplumsal entegrasyon sürecinin işletilmesini de beraberinde getirecektir.
Örgüt mensuplarının tümünün Türkiye’ye dönmeyeceği ve önemli bir kısmının Irak’ta kalacağını varsaydığımızda, Irak hükümeti ve diğer siyasi aktörlerin de sürece dair yapıcı roller üstlenmesi gerekir. Bu durumda Irak’ın da PKK’dan ve diğer terör örgütlerinden kaynaklanan yükünden kurtulacağını, aksi takdirde istikrarsızlığın yapısal düzeyde kalacağını öngörmek zor değil. Tam da bu nedenle Türkiye’nin, Irak’ta devlet kapasitesinin artırılmasına ve kurumların etkin işleyişine katkıda bulunurken öte yandan farklı siyasi aktörlerle temaslarını yoğunlaştırması, sürecin Irak ayağının, Türkiye’de olduğu gibi, bütünlüklü ve eşzamanlı bir şekilde koordine edilme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Kalın’ın ziyareti sırasında siyaset, yargı, güvenlik bürokrasisi ve Bölgesel Yönetim aktörleri ile bir araya gelmesi de bu bağlamda önemlidir.
Bununla birlikte ziyaretin en dikkat çekici görüşmelerinden birisi Kalın ile KYB Başkanı Bafel Talabani arasındaki görüşmeydi. Uzun yıllardır oldukça soğuk bir düzlemde kalan KYB ile ilişkiler, Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Anıl Bora İnan’ın, IKBY Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani ve KYB Başkanı Talabani’yle 4 Haziran’da Erbil’de bir araya gelmesi ile normalleşmiş oldu. Bu süreçte, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Mehmet Seman Ağa’nın Kerkük Valiliği görevini üstlenmesinde KYB’nin sergilediği yapıcı tavır, tesadüf değil, Türkiye’nin Irak siyasetinin bir sonucudur.
Kalın’ın, Talabani ile görüşmesi Süleymaniye’nin PKK’nın tasfiyesi sürecinde önemli bir rol üstlenebileceğine işaret ediyor. Burada dikkat edilmesi gereken husus, Türkiye’nin KYB ile yoğunlaştırdığı temasların KDP açısından ikame edici değil, tamamlayıcı bir mahiyete sahip olmasıdır. Başka bir deyişle Türkiye’nin KYB ile girdiği yeni angajman KDP üzerinden değil, ABD/İsrail-İran savaşının yarattığı yeni gerçeklik ve Türkiye’nin kendi gündemi çerçevesinde gerçekleşmektedir. Ziyaret sürecinde İbrahim Kalın’ın Mesut Barzani ile de görüşmesi bu açıdan dikkat çekici. Dolayısıyla PKK’nın tasfiye süreci başta olmak üzere Türkiye-Erbil ilişkilerinde bir aksaklık ya da KDP’nin terörün tasfiyesi sürecinde sahip olduğu rol üzerindeki spekülasyonlar gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Dahası mevcut düzlemde KDP ile KYB arasında yaşanan krizin aşılarak bölgesel hükümetin kurulması noktasında bir ilerleme sağlanacaksa Türkiye’nin katkısı belirleyici olacaktır.