Araş. Gör. Cüneyt Doğrusözlü, Sakarya Üniversitesi
İran’ın iç siyaseti nükleer müzakereler konusunda birçok farklı çıkışları içerisinde barındırmasına rağmen olaya tepkileri genel olarak üç şekilde tasnif etmek mümkün. Bunlar; çerçeve anlaşmayı büyük bir başarı şeklinde değerlendirerek destek verenler, nicel olarak az, fakat İran siyasetinde ağırlıkları bulunup karşı çıkanlar ve son olarak da anlaşma konusunda temkinli davranarak ortada duranlar şeklinde sıralanabilir.
İsviçre’nin Lozan kentinde dünya kamuoyu tarafından aylardır takip edilen İran ile P5+1 ülkeleri arasında geçen nükleer müzakerelerin çerçeve anlaşması, Nisan ayının ilk gününde uzun süren müzakerelerin ardından sonuçlandı. Anlaşma birçok küresel medya organları tarafından ‘tarihi bir an’ olarak duyuruldu. Gecenin yorgunluğunu atmadan kameraların karşısına çıkan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, anlaşmayı “misyon sonuçlandı” şeklinde açıklayarak gelişmeler ile ilgili olarak sevincini dile getirirken Amerikan Başkanı Barack Obama ise, gelişmeleri “tarihi bir anlaşma” olarak ifade etti. Tarafların büyük bir coşku ile “sonuçlandı” veya “başarıldı” şeklinde kamuoyuna tanıttıkları anlaşma aslında daha hararetli tartışmalara neden olacak ikinci bir yolun bir başlangıcı niteliğindeydi. Çerçeve anlaşmasının imzalanmasının hemen akabinde tarafların maddeler üzerindeki muhtelif yorumları aslında bu durumu sadece doğrulamakla kalmamakta; bunun yanında tartışmanın boyutunun görüldüğünden çok daha büyük olacağının sinyalini vermektedir.
Haziran’da imzalanması düşünülen nihai anlaşma öncesindeki sürecin beklendiğinden çetin geçmesine ya da olağan seyrinde sürmesine yol açacak en önemli değişkenler, şüphesiz süreci yürüten veya olayın asıl muhatabı olan birincil aktörler dışında kalan ve ikincil aktörler diye tabir edilebilecek kişilerin anlaşmaya bakışlarında veya verdikleri tepkilerde kendini gösterecektir. Çünkü anlaşmanın muhatabı olan devletlerin iç siyaseti, müzakereleri daha ilk gününden hatalı şekilde değerlendirerek karşı çıkanlar ile müzakereleri büyük bir ümit ile bekleyip destekleyerek süreçten memnun olanların tartışmalarına sahne olmaktaydı. Çerçeve anlaşmanın imzalanması ile bu tartışmanın dozu daha da artacak gibi duruyor. Bu minvalde tarafların kendi iç siyasetinde yaşanan kutuplaşma durumu, kendini daha açık şekilde İran’da göstermektedir. İran’ın iç siyaseti nükleer müzakereler konusunda birçok farklı çıkışları içerisinde barındırmasına rağmen olaya tepkileri genel olarak üç şekilde tasnif etmek mümkün. Bunlar; çerçeve anlaşmayı büyük bir başarı şeklinde değerlendirerek destek verenler, nicel olarak az, fakat İran siyasetinde ağırlıkları bulunup karşı çıkanlar ve son olarak da anlaşma konusunda temkinli davranarak ortada duranlar şeklinde sıralanabilir.
Sevinç ile Karşılanan Anlaşma ve Reformistlerin Zaferi
Taraflar arasında bir dönüm noktası olan çerçeve anlaşmasının açıklandığı Perşembe (2 Nisan 2015) gününün gecesinde Tahran’ın sokakları birçok İranlının kutlamalarına sahne oldu. Kutlamalara katılanlar sosyal medyada paylaştıkları videolarda sevinçlerini araba üzerinde slogan atarak ve ellerinde taşıdıkları posterler ile gösterdiler. Bununla birlikte Twitter ve Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerini kullanan kesim anlaşmaya dair paylaştıkları yazılar veya kısa röportajlarında Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Dışişleri Bakanı Zarif’e teşekkür ederek anlaşmanın kendilerine getireceği ekonomik kazancı vurgulamışlardır. Örneğin kutlamalara katılanlardan biri “Şimdi, biz de normal şekilde dünyanın geri kalanı gibi yaşayabileceğiz” ifadelerini kullanırken diğer bir kişi ise Ruhani’ye teşekkür ederek “artık biz de zengin olacağız” şeklinde sevincini dile getirmiştir.
Yukarıda bahsedilen çerçeve anlaşmasının akşamında ve ertesi gününde sokaklara kutlamalar için çıkan kişilerin sayısı azımsanmayacak derecede çok olsa da bunların oranını saptayabilmek çok zor. Fakat anlaşmadan önce yapılan nükleer süreç konusundaki anket sonuçlarına veya tartışmalı anketlere bakılarak yapılacak çıkarsama ile halkın çoğunluğunun anlaşmaya destek verdiği sonucuna ulaşılabilir. Örneğin, anlaşma öncesinde müzakereler konusunda Gallup anket şirketinin yaptığı sonuçlara göre nükleer müzakereleri olumlu şekilde değerlendirenlerin oranı, her geçen gün artarak 2013 yılı sonlarında % 72’lere yükselmişti. Bununla birlikte rakamlarında abartı olduğu varsayılan hükümet yanlısı IRNA haber ajansı tarafından yürütülen ankette göre ise katılımcıların % 83’nün varılan nükleer anlaşma konusunda umutlu olduğu iddia edilmiştir. Kısacası Gallup anket şirketinin anlaşma öncesinde nükleer müzakereler bağlamındaki anket sonuçları ile IRNA’nın anlaşma ile ilgili tahminleri bize İran halkının nükleer anlaşmadan memnun olanların yüksek ihtimalle çoğunluğu oluşturduğu izlenimini vermektedir. Üstelik ulusal ve yabancı medya organlarında çıkan haberlerde de benzer oranlardan bahsedilmektedir.
Anlaşma konusunda halktaki bu olumlu hava, siyaset çevresinde de kendini göstermektedir. Fakat burada vurgulanması gereken nokta, anlaşmayı olumlu karşılayanların anlaşma sonrası için beklentilerinin farklı olmasıdır. Her iki anlamda da olumlu tarafta yer alanların başında İran siyasetinde ağırlığı bulunan ve kimileri tarafından da ılımlılar kampında değerlendirilen Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanı Haşimi Rafsancani gelmektedir. Rafsancani’nin anlaşmaya yönelik tepkilerini en net şekilde yansıtan, anlaşmaya karşı çıkan ve İran siyasetinde sertlik yanlıları olarak bilinen kesimlerin, İsrail ile uyum içinde olduğu yönündeki açıklamasıdır. Rafsancani’nin bu sert tutumu, aslında İran’da reformist diye bilinen kesimin de genel kanaatini yansıtmaktadır. Reformistlerin nükleer anlaşmanın imzalanmasının ertesi gününde medya organlarında Ruhani, Zarif ve diğer müzakerecilerin çalışmalarından övgüyle bahsetmeleri ve bu kişileri birer kahraman gibi nitelendirmeleri anlaşmaya dair sevinçlerini göstermektedir.
Bunun yanında reformcu kanadın bazı aktivistleri ve siyasetçileri ise nükleer anlaşma ile gelen başarının diğer alanlarda da ellerini güçlendireceğini düşünmektedirler. Bunlar, Ruhani’nin 2013 yılında seçimi kazanması ile birlikte sertlik yanlılarına karşı olan mücadelelerinde kazanımlarının nükleer anlaşma ile devam ettiğini ve bunun da 2016 parlamento seçimlerinde reformcu ve ılımlı ittifakın zaferi için büyük bir destek getireceğini varsaymaktadırlar. Diğer bir ifadeyle reformcular, uluslararası arenada kazanılan herhangi bir başarının muhafazakâr kesime yönelik iç siyasette Ruhani yönetimine daha geniş manevra alanı oluşturduğunu ve bunun da kendilerine ileriki seçimler için kolektif eylemler etrafında daha iyi organize olma imkânı vereceğini ummaktadırlar. Kısacası İran’da reformcular, nükleer anlaşmayı büyük bir sevinçle karşılamak ve anlaşmanın gidişatından ümitli olmakla birlikte bu sürecin kendilerine birçok anlamda güç kazandıracağını beklemektedirler.
İran’da anlaşmayı reformcular kadar savunmasalar da tepkileri ‘kısmi olumlu’ şeklinde tanımlanabilecek kesimler de bulunmaktadır. Bunlar içerisinde ön plana çıkan ve sertlik yanlısı olarak da bilinen Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi, İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi ve Meclis Başkanı Ali Laricani’dir. Bu kampın içinde bulunanlar, genel olarak anlaşma konusunda destekleyici açıklamalarda bulunmakta; fakat anlaşmanın ilerisi için müzakerecilere temkinli olmaları gerektiğini sürekli dile getirmekteler. Bunun yanında anlaşmanın kırmızı çizgiyi geçmemesi konusunda sürekli uyarıcı açıklamalarda da bulunan bu kesim, anlaşmanın tartışmalı konularında ise sert ifadelere sahip olmaktadırlar. Ayrıca açıklamalarının kimi yerlerinde ABD ve Batı’ya güvenilmeyeceğini ara ara hatırlatma gereği duymaktadırlar. Kısacası anlaşmayı olumlu şekilde karşıladıklarını ifade eden, fakat anlaşmayı savunma konusunda kırılgan oldukları izlenimi veren bu kamp, ileriye yönelik barındırdıkları bazı kuşkularını sürekli tekrarlamaktadırlar.
Azınlıkta Kalan Tepkiler
İslam Devrimi’nden bu yana, İran sokaklarında Batı ve ABD’ye karşı protestolar yapmaya alışık olan İran’da sertlik yanlısı/anti-reformistler olarak bilinen kesim, bu defa sokakları ülkelerinin Batı ile olası yakınlaşmasına tepki göstermek için kullandılar. Protestolarını daha çok Dışişleri Bakanlığı ve Parlamento binalarının etrafında gerçekleştiren kesime katılımın hem önceki protestolarına göre hem de anlaşmayı kutlamak için sokağa çıkanlar ile karşılaştırıldığında oldukça az olması dikkat çeken bir durumdur. Aslında protestocular siyaset kesiminden de birçok destekçilerinden mahrum kalmışlardır. Geçmişte onlara destek veren ve Batı’ya karşı tepkisel bir tutum içinde olan başta din adamları, milletvekilleri ve Devrim Muhafızları komutanları olmak üzere birçok bürokratın bu sefer onları yalnız bıraktıkları söylenebilir. Kısacası anlaşmaya tepki gösterenlerin sayısının olumlu karşılayanlar ile kıyaslandığında oldukça az olduğu ortaya çıkmaktadır.
Öte yandan gerek etkili medya organlarında gerekse siyaset çevrelerinde ve din adamı statüsünde bulunup kendileri gibi düşünenlerin varlığı, bu kesimin seslerini güçlü kılmalarına katkı sağlamıştır. Medya konusunda en ön plan çıkan ve sertlik yanlısı politikalarıyla bilinen Kayhan gazetesi ve bazı medya organlarının anlaşma konusunda yazdıklarına bakıldığında bu kesimin anlaşmanın İran’ın zararına olduğunu savundukları görülmektedir. Örneğin, Kayhan gazetesinin editörü olan ve Ali Hamaney’e de danışmanlık yapan Hüseyin Şeriatmedari, anlaşmayı “yarış atından inip sakat bir ata binmeye” benzetmiştir. Medyanın yanında yargı organları başta olmak üzere devletin birçok sektöründe ağırlıklıları olan sertlik yanlısı bürokrat ve milletvekili de anlaşmanın İran’ın değerlerine ters olduğunu ve ülkenin çıkarına olmadığını yaptıkları açıklamalarda dillendirmişlerdir. Hatta anlaşmayı engellemek için anlaşmanın sertlik yanlılarının çoğunlukta olduğu meclisin onayından geçmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Kısacası sayıca azınlıkta görünen ve önemli birçok devlet adamı tarafından da yalnız bırakılan sertlik yanlısı kesim, tepkilerini güçlü ve rahat bir şekilde dile getirmektedir. Bu durum onların anlaşmaya karşı muhalefette hala belli miktarda güçlerini koruduklarını göstermektedir.
“Ne Onaylıyorum, Ne de Karşıyım” ?
İran siyasetinde birçok alanda olduğu gibi nükleer anlaşmada da son sözü söyleme yetkisine sahip olan dini lider Hamaney, konuya ilişkin yaptığı açıklamalarda net bir tavır içine girmek istemediği izlenimi vermektedir. Zira konuyla ilgili merakla beklenen açıklamasında Hamaney’in, “Henüz nihai bir anlaşma yok. Şimdilik ne onaylıyorum, ne de karşıyım” ifadelerine yer vermiş olması, bu yorumlara neden olmuştur. Örneğin, Hamaney’in açıklaması Press Tv tarafından, nihai bir anlaşma olmaması sebebiyle dini liderin henüz kesin bir tavrın içine girmediği şeklinde değerlendirilmiştir.
Hamaney’in, anlaşma ile ilgili suskunluğunu bozarak “ne muhalifim ne de muvafık” şeklindeki açıklaması, ortada olma gibi görünse de aslında müzakerecilerin yanında durduğu iddia edilebilir. Aslında bu çıkışın müzakerecilerin lehine olduğu iddiasından öteye geçerek realiteyi yansıttığını söylemek mümkün. Zira güçlü bir otoriteye sahip olan dini liderin izni dışında İran’da yıllarca en büyük düşman olarak dillendirilen ABD ile bir anlaşmaya varılması imkansız durmaktadır. Zaten Ruhani’nin anlaşmaya yönelik tepkiler karşısında, nükleer müzakerelerin tüm aşamasında Hamaney’in talimatına uyduklarını ifade etmesi, bu yorumu doğrulamaktadır. Kısacası dini lider anlaşmaya dair açıklamalarında ortada olduğu izlenimini vermeye çalışsa da veya anlaşma konusunda ABD’ye güvenilmemesi gerektiğini dile getirse de tavrının daha çok müzakereciler yanında olduğu söylenebilir.
Bu yazı “Nükleer Anlaşmasının İran İç Siyasetine Yansıması” başlığıyla Ortadoğu Analiz Dergisi'nde yayınlanmıştır.