Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Kimlik ve Güvenlik Bağlamında Suriye’nin Kuzeyinde Yaşanan Gelişmeler: Bir İhtimal Daha var (mı)?

15 Mart 2011 tarihinde Suriye’nin Dera kentinde başlayan barışçıl sokak gösterileri ile “Arap Baharı”na kapılarını açan Suriye’de söz konusu gösterilerin rejim kuvvetleri tarafından kanlı bir şekilde bastırılması, peşi sıra gelen tutuklamalar, işkenceler ile çanlar Suriye için çalmaya başladı. Aradan geçen 4 yıl içerisinde Suriye, hızla “kurgulanmış” bir savaşa sürüklendi. Rejim’in kendi vatandaşlarına uyguladığı şiddetin giderek dozunu arttırması, uluslararası sistemin özellikle de Batı’nın çelişkili tavırları, ılımlı muhaliflerin direk ve/veya dolaylı yollardan zayıflatılmaya çalışılması ve buna karşılık terör örgütlerinin iç savaşa müdahil olarak dinamikleri kökünden sarsması kanlı bir Suriye tablosunu ortaya çıkardı.
 
Bu tablodaki en kanlı fırça darbelerinden biri de şüphesiz ki Suriye Türkmenleri’ni resmetmektedir. Suriye’deki iç savaşın hem yatay hem de dikey bir şekilde katmanlaşması ile stratejik konumları nedeni ile bir anda Suriye’de savaşan tüm unsurların hedefi haline gelen Türkmenler, aynı orantıyla Türkiye’nin de gündemine geldi. Rejim, IŞİD ve PYD/YPG güçlerinin menzilinde olan Türkmenler, Suriye iç savaşının önemli aktörlerinden biridir. Suriye Türkmenleri, hali hazırda Esad rejimine karşı hareket eden ılımlı muhalif kanadın içinde yer almaktadır. Suriye Türkmenleri savaşta ciddi anlamda kayıplar vermiştir. Bu kanlı süreçte Türkmenler öldürülmüş, tutuklanmış, topraklarını terk etmeye zorlanmışlardır. Böylesine bir trajedi içerisinde sıkışan Türkmenler tam anlamı ile bir var oluş mücadelesi vermektedir. 2013 yılında “Suriye Türkmen Meclisi” çatısı altında birleşen Türkmenler, Suriye’de oluşacak yeni devlet sisteminde Türkmen kimliğinin ve haklarının yeni anayasa çerçevesinde korunmasını temel almaktadır. Suriye Türkmenlerinin bu süreçteki ana hedefleri, yeni oluşacak Suriye’de varlıklarının ve kültürel haklarının anayasa çerçevesinde korunmasının sağlanmasıdır. Başka bir ifade ile Suriye Türkmenlerinin en büyük beklentisi, yeni anayasada Suriye halkını oluşturan asli/kurucu unsurlardan biri olarak yer almaktır.
 
Türkmenlerin kimliği, Türkiye’nin güvenliği tehdit altında
Suriye’deki Türkmen bölgelerinin stratejik bir analizi yapıldığında, Suriye’nin geleceğine dair tasavvurlar daha net bir şekilde görülebilir. Nitekim, Suriye Türkmenleri, yaşadıkları bölgeler ve binlerce yıllık toplumsal kültür ve gelenekleri gereği, Suriye’nin çimentosudur.       Suriye’nin hızla “bölgesel etnik temizliğe” doğru sürüklendiği bir süreçte Suriye’deki Türkmen bölgelerinde, özellikle Halep, Rakka ve Bayır-Bucak bölgelerinde yaşanacak demografik değişimler Suriye’nin geleceğine ve toprak bütünlüğüne alenen zarar verecektir. Söz konusu bölgelerdeki “Türkmen karakteri” korunamazsa Suriye’nin idari ve siyasi bütünlüğünün asla korunamayacağı aşikardır. Parçalanmış bir Suriye ise başta Türkiye olmak üzere tüm Ortadoğu’da etkilerini gösterecek sarsıcı bir deprem niteliğinde olacaktır.
 
Son dönemde IŞİD ve PYD/YPG arasındaki çatışmalar ile gündeme gelen Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin güneyinden Akdeniz kıyısına kadar olan sınır hattı boyunca uzanan Türkmen yerleşimlerinin demografik yapısının korunması bu bağlamda çok önemlidir. Nitekim, IŞID ve PYD/YPG arasındaki hakimiyet mücadelesinin merkez üssü haline gelen bu bölgelerin geleceğine yönelik 2 stratejik öngörü bulunmaktadır. Bunlardan ilki IŞID’in söz konusu bölgelerde tam hakimiyet kurarak, Türkiye’nin “güney komşusu” durumuna gelmesidir ki böyle bir ihtimal, Türkmenlerin sosyolojik olarak yok oluş sürecini başlatacağı/hızlandıracağı gibi Türkiye için de tüm güney hattı boyunca sürekli kaos üretmeye hazır bir yapının yerleşik hale gelmesi demektir. Bir diğer öngörü de gayeleri, Kamışlı-Afrin hattında, -yani Lazkiye hariç Türkiye-Suriye sınırının büyük bir bölümünü içine alan bir hatta- hali hazırda kurdukları kantonları birleştirip “Suriye Küdistanı”nı kurmak olan PYD’nin aynı çerçevede Türkiye’nin sınır komşusu olmasıdır. Böyle bir durumda da, ilk öngörü seçeneğinde olduğu gibi Türkiye, bir terör örgütü ile “de facto” olarak komşu olacak; Türkmenler ise topraklarının cebren Kürtleştirilmesi gerçeği ile karşı karşıya kalacak ve göç etmeye zorlanacaklardır. Yani, her iki ihtimalin gerçekleşmesi durumunda da hem Türkiye hem de Türkmenlerin “kaybeden” taraf olacağını ifade etmek, sofistike bir kehanet olmasa gerek.
 
Yaşanan ve yaşanması kuvvetle muhtemel olan söz konusu gelişmeler çerçevesinde Türkmen kimliği ve Türkiye’nin sınır güvenliği açısından son derece kritik bir noktaya gelindiği aşikardır. Bu noktada Türkiye’nin güvenliği ve Türkmenlerin kimliğinin zarar görmemesi için sahadaki yani Suriye’deki seslere kulak vermek akılcı bir yaklaşım olacaktır. Bunun ilk adımı olarak sahaya yani Suriye Türkmenleri’ne kulak verdiğimizde, Türkmenlerin bugünkü tabloyu çok önceden öngördüklerini görmekteyiz. Nitekim Suriye Türkmen Meclisi’nin son 1 yıldır her fırsatta dile getirdiği üzere Halep ve Rakka Türkmenlerinin güvenliği Türkiye’nin Güneydoğusunun güvenliği demektir; Bayır-Bucak’ın güvenliği ise Hatay’ın güvenliği demektir. Suriye’nin kuzeyinde IŞID ve PYD/YPG’nin öznesi olduğu gelişmeler çerçevesinde önemi giderek artan bu gerçekler ışığında sahadaki Türkmenleri’nin askeri ve siyasi kapasitelerinin daha nitelikli bir hale getirilmesi ve Türkmen bölgelerinin “güvenli bölge” haline getirilmesi üzerinde durulmalıdır. 

Miray Vurmay Güzel  asdasd

Miray Vurmay Güzel

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar