İran’da ekonomik darboğazın ana sebebini yaptırımlar ya da sistemik hale gelen ekonomik krizler ile açıklamak geçerli bir yöntem olmakla birlikte, yeterli olmayabilir. İran ekonomisinin dengesiz yapısını anlayabilmek için öncelikle birbiri içerisine girmiş ve eklemlenmiş politik ve ekonomik örgütlenmelere bakmak gerekmektedir. İdeolojik bir devletin doğal refleksi olarak siyasal öncelikler ile ekonomik gerçekler arasında, İslami Rejim’in kuruluşundan bu yana ciddi çatışmalar yaşanmakta. Siyasal öncelikler ise dengesiz güç dağılımından beslenen farklı güç adacıklarının oluşturduğu ittifak hatları ile görünür hale gelmektedir. Reform uygulamalarındaki başarısızlıklar, politika süreçlerinin bu ittifak hatları ile kesintiye uğramasına dayanmaktadır.
İslami Rejim, kendi güvenliğini ve sürekliliğini sağlama adına siyasal ve ekonomik alanın yönetiminde kendine bağlı güç adaları yaratmıştır. Devlet aygıtı içerisindeki çok merkezli yapı, reform süreçlerini domine eden ‘gölge örgütleri’ beslemektedir. İran’da reform politikalarının temel belirleyicisi olan tek bir aktör yok; aksine birden fazla politika aktörü sürece dâhil olmakta. Dolayısıyla İran’da reform girişimlerinin çoğu sadece plan safhasında kalmaya mahkum bırakılmaktadır. Bu anlamda İran’da 1980’lerin sonu itibariyle başlatılan reform girişimlerinin yapısı ve temel dinamikleri bazı kurumsal yapılar etrafında incelenmelidir. Reform süreçleri üzerindeki etkileri bakımından bu yapılar: Rehber’e doğrudan bağlı kurumlar, yarı özerk- parastatal (bonyad) ve paramiliter (Devrim Muhafızları) örgütler olarak sınıflandırılabilir. Sayılan bu üç temel yapı, gölge örgütler olarak formel yapıları, yani parlamento ve hükümetin işleyiş sürecini kesintiye uğratmaktadır.
Rejimin güvenliği ve sürekliliği kaygısı, uzun süren İran-Irak Savaşı, Şah dönemine ait müsadere edilen geniş ölçekli kamu varlığı gibi faktörler, İran’da devletin, geleneksel rolünün ötesinde bir girişimci olarak bankacılık, temel altyapı hizmetlerinin sağlanması ve sosyal hizmetler gibi alanlarda sorumluluk üstlenmesine sebep oldu. İran’ın dış dünyaya kapalı ekonomisi, kendi iç sisteminde birbirini besleyen yapıları doğal olarak koruması altına aldı. Böylece, siyaset ve ekonominin muhafazakâr kanadının birlikteliği, devlet mülkiyetinin dağılımını Rejimin sadık koruyucuları lehine genişletti. Bugün İran ekonomisinin kilit sektörleri Devrim Muhafızları’nın kontrolü altındadır. Yerel pazar (bazaar), kontrolsüz büyüyen yarı özerk-parastatal yapılar (Bonyad-ı Mostazafan gibi) ve askeri gücün ekonomide bir aktör olarak devlet güdümü altında gelişmesi, kemikleşmiş bir ittifak ağı oluşturmuş durumda. Bu yapılar Rehber’in koruması altında, devletin tüm ayrıcalıklarından doğrudan yararlanmaktadır.
İran-Irak Savaşı’ndan bu yana bu ittifaktan beslenen petrole dayalı ekonomi, aşırı büyüyen devlet aygıtı, ekonominin farklı alanlarda çeşitlenememesi, istikrarsızlık, dışa kapalı ekonomi benzeri eleştiriler, hükümetleri köklü reform arayışlarına sevk etse de girişimlerin çoğu sonuçsuz kalmıştır.
Neoliberal Reformlar: Ruhani Hükümetinin Ekonomiyi Canlandırma Paketi
Reformcu hükümetlerin tek çare olarak gördüğü liberal ekonomi politikaları, İran’ın bağımsız siyasetini etkileyecek en temel tehlikelerin başında gelmekte. Rafsancani Hükümeti’nin 1989 sonrası ilk icraatı, Devrim ile birlikte Şah döneminden devralınan ve özellikle de Rejim ekonomisi ile konsolide edilen parastatal ekonomik yapıların elden çıkarılmasıydı. Devletin küçültülmesi adına başlatılan özelleştirme furyası ise özel sektör yerine, Devrim Muhafızları’nın kilit öneme sahip sektörleri eline geçirmesi ile sonuçlandı. Rafsancani döneminden itibaren Devrim Muhafızları’nın ekonomideki artan rolü, Ahmedinejad Hükümeti ile en gelişkin aşamaya ulaşmıştı. Muhafazakar hükümetlerin paramiliter yapılar ile kendi yerini sağlamlaştırma gayreti, bugün İran ekonomisinin en temel sorununu meydana getirmektedir.
Devlet mülkiyetinin aşırı genişlemesinden dolayı ortaya çıkan ekonomik daralma, kapsamlı uzun vadeli planlar hazırlanarak aşılmaya çalışıldı. Neoliberal politikaların yol haritası en net şekilde Üçüncü Plan’daki (2000/01-2004/05) temel hedeflerde yer almaktaydı: 1) makroekonomik sistemde ve hukuki çerçevede şeffaflık (transparency), 2) bütçe reformu, 3) vergi reformu, 4) ekonomik faaliyetlerde devletin rolünün azaltılması, devlet teşebbüslerinin özelleştirilmesi ve özel sektörün teşviki, 5) tekellerin kırılması ve rekabetin teşviki, 6) korunmasız gruplar adına kapsamlı bir sosyal güvenlik ağının kurulması hedefler arasındaydı. Ahmedinejad hükümeti, Üçüncü Plan’dan farklı bir ekonomi siyaseti izledi; popülist politikaları egemen kıldı; hatta devletin merkezi planlama örgütü Plan ve Bütçe Kurumu’nu lağvederek, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı iki ayrı örgüt şeklinde düzenleyerek, planlı ekonomiyi sekteye uğrattı. Ruhani hükümeti, ekonomiyi belli bir plana bağlama gayretiyle Ahmedinejad döneminde lağvedilen Plan ve Bütçe Kurumu’nu yeniden canlandırma kararı aldı. Sürecin nasıl yönetileceği merak konusu.
Ruhani hükümeti, seçimlerden galip çıkar çıkmaz, ekonomik aktivitelerdeki Devrim Muhafızları’nın baskın rolünün azaltılmasının hedeflendiğini söylemişti. Son on yılda Davos Dünya Ekonomi Forumu’na katılan tek İranlı lider olan Ruhani, ‘ihtiyatlı ılımlılık’ olarak tanımladığı hareket tarzıyla, dış dünyayla daha sıkı ilişkiler kurma ve potansiyel gücünü dünyaya açma isteğini dile getirdi. Ruhani hükümetinin hevesle sarıldığı dışa açılma politikasına giden yolda neler yapılacağına dair, başlangıçta temel söylem, devletin ekonomideki rolünün çözülmesi üzerine odaklanmaktaydı. Ruhani, ekonomide şeffaflığı sağlayabilirlerse, yolsuzlukla da mücadele edebileceklerini; ekonomide devlet tekeli olduğu sürece refaha ulaşılamayacağını ve ekonominin tekelcilikten kurtulup rekabetin yerleşmesi gerekliliğini her fırsatta dile getirmekteydi. Bu söylemler, Ruhani Hükümetinin iktidarı ele almasından yaklaşık bir yıl sonra ‘ekonomik reform paketi’ olarak yazılı doküman haline getirildi. Canlandırma Paketi (Stimulus Package) olarak tanımlanan paket, İran ekonomisinin temel çıkmazlarına meydan okumakta. Cumhurbaşkanı ekonomi baş danışmanı Mesud Nili’ye göre, finansal kaynaklardan yoksunluk, piyasa dengesizliği, piyasanın kesintiye uğraması, makroekonomik faktörler ve ekonomiye devletin müdahalesi, bu çıkmazların ana çatısını oluşturuyor. Esasen, paket son duraklamaya katkısı olan ve süreci yoğunlaştıran sorun alanlarını belirlemekle işe başlamaktadır. Buna göre; yaptırımlar ve ihracat gelirlerindeki düşüş, sübvansiyon reformu, Mehr Konut Projesi ve yanlış uygulanan kur politikaları, ekonominin kötüye gidişini besleyen temel faktörlerdendir. Maliye ve Ekonomik İşler Bakanı Alireza Teyebnia, paketin kısa dönemli strateji serisi ile ekonomiyi canlandırma amacında olduğunu ifade etmişti. Paketin açıklanması üzerine, özellikle dış basın ve ekonomi çevrelerinden gelen eleştiriler, devletin yapısal işlevleri üzerine odaklandı. Yapısal eksikliklerin başında devletin ekonomideki rolü gelmekteydi. Yerel pazara yönelik korumacı politikalar buna örnek gösterilmekte, büyük ölçekli sanayinin devlet desteğine dayanması şiddetle eleştirilmektedir. Bu eleştirileri önlemek adına Ruhani, üstü kapalı bir şekilde hükümetin sanayi üzerindeki korumacı politikalarına son vermesi gerektiğini ifade etmiştir. Bir diğer eleştiri özelleştirme süreçlerine ilişkindir. Özelleştirme uygulamaları, yarı özerk örgütler lehine yürütülmektedir. Yatırımların önemli bir kısmı devlete bağlı holding şirketler ve kurumsal yatırımcılara dayanmakta. Bazıları Devrim Muhafızları (Revolutionary Guards) ya da Rehber ile beraber hareket etmekte, bazıları ise devlet emeklilik fonu, bankalar ve taşeron firmaları ile ilişki içerisinde bulunmaktadır.
Dünyanın Ruhani’den beklentisi, siyasal iktidarı sınırlayan ekonomik elitlerin gücünün azaltılarak, özel sektörün rekabet dışı kalmasının engellenmesidir. İran ekonomisi, devlet içerisinde devletleşen ve gücünü muhafazakâr kanattan alan ekonomik örgütlenmelerin aşırı güçlenmesi ile dış dünyanın İran’ı serbest piyasa ekonomisinin tüm kurallarıyla işletildiği bir devlet haline getirme arzusu arasında sıkışmış durumda. Ancak ekonomiyi neoliberal politikaların hizmetine sunmanın da, kontrolsüz bir büyümeyi ve dış müdahalenin her alanda kendini hissettireceği bir süreci besleyeceği açıkça görülmektedir. Devletin ekonomiye müdahalesinin ortadan kaldırılmasından ziyade, ekonomiyi yöneten paramiliter ve parastatal örgütlerin gücünün kırılmasının, koşulsuz bir piyasa ekonomisinin varlığından daha kritik bir önem taşıdığı söylenebilir.
Bu yazı “İran’da Reform Girişimlerinin Çıkmazları: Ruhani Hükümetinin Ekonomiyi Canlandırma Paketi” başlığıyla Ortadoğu Analiz Dergisi'nde yayınlanmıştır.