Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler

Uluslararası Karasularında İsrail Saldırısı

Hasan Kanbolat, ORSAM Başkanı, [email protected]
10 bin ton civarındaki yardım malzemesini Gazze’ye ulaştırmaya çalışan yardım gemileri dün Kıbrıs açıklarından yola çıktıklarında Gazze'de heyecanlı bir bekleyiş hâkimdi. Gazze limanı ve tekneler Filistin ve Türk bayraklarıyla, İsrail tarafından öldürülen Filistinlilerin resminin bulunduğu balonlarla donatılmıştı. İsrail ise Filistin’e yönelen gemilere el koyarak içindekileri gözaltına alacağını açıklamıştı. Gemileri yol boyunca sürekli taciz etmişti. Ancak, İsrail kimsenin beklemediğini yapmıştır. 31 Mayıs pazartesi sabah saat 04.30'da İsrail ordusu yardım filosuna operasyon düzenlemiştir. İsrail karasularına 77 mil açıkta gerçekleşen saldırıda İsrail ordusu helikopterlerden gemilere indirme yapmıştır. Yakın mesafeden sivillere susturucu takılmış silahlarla ateş açılmıştır. Uluslararası karasularında, beyaz bayrak çekilmiş sivil gemiye orantısız güç kullanmıştır. Sonuç, kesin olmayan açıklamalara göre 18 ölü, Yunan gemi kaptanı da dahil olmak üzere 1’i ağır 60 civarı sivil yaralıdır.
İsrail Ordusu Sözcüsü Afihay Adrai, Arapça yaptığı açıklamada “İsrail hükümetinin reklam ve propaganda amaçlı filonun önlenmesi kararını uyguladıklarını, küçük gemilerin hemen ele geçirildiğini, büyük ve ana gemi olan Marmara gemisinden direniş gelince karşılık verildiğini ve bu operasyonun uluslararası sularda olduğunu” belirtmiştir. Oysa aralarında kadın ve çocuklarında olduğu 600 civarı gönüllünün bulunduğu gemiler savaş gemisi değildir. İnsani yardım gemisidir. Türk sancaklı Mavi Marmara gemisinde 350 civarı Türk vatandaşı ve diğerleri 32 farklı ülke vatandaşı olmak üzere 581; yardım malzemesi taşıyan Defne gemisinde 7, Gazze 1’de ise 5 yolcu bulunuyordu. Bilindiği üzere Gazze’de 1,5 milyon insan yaşamaktadır. Her 5 kişiden biri açlık sınırındadır. Gazze, çok uzun süredir İsrail ablukasındadır. Son girişim, insani yardım konvoylarının deniz ablukasını kırma teşebbüslerinin dokuzuncusu olmuştur.   İsrail’in müdahalesine Türkiye, Arap ülkeleri ve Avrupa Birliği’nden çok sert tepkiler gelmeye başlamıştır. Türkiye İsrail’den acil bilgi istemiş, büyükelçisini geri çekeceğini açıklamış ve gemilerin serbest bırakılmasını istemiştir. Filistin’de 3 gün yas ilan edilmiştir. Hamas hükümeti bu saldırıyı “Özgürlük Günü”, saldırıda hayatını kaybedenleri de “Kuşatma Şehitleri” olarak ilan etmiştir. Arap Birliği acil olarak Kahire’de toplanmıştır. Yunanistan, İsrail ile ortak hava tatbikatını iptal etmiştir. İsrail, Türkiye’ye gidişleri yasaklamış ve Türkiye’de bulunan İsrailli turistleri geri çağırmıştır.   İsrail’den Dahi Böyle Bir Saldırı Beklenmiyordu   İnsani yardıma silahla müdahale eden ve kan döken bir İsrail ile karşı karşıya bulunmaktayız. İsrail’in gemileri durdurması beklenmekle birlikte müdahalenin İsrail karasularına girmeden ve silahlı saldırıya dönüşerek gerçekleşmesi beklenmeyen bir durumdu. Nitekim, Başbakan Erdoğan’ın, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun yurtdışında olması da bunu göstergesidir. Fakat olaylar pazartesi sabahı Ankara’yı alarma geçirmiştir. Başbakanlıkta Başbakan Vekili Bülent Arınç’ın başkanlığında değerlendirme toplantısı yapılmıştır. Başbakan Erdoğan, Latin Amerika gezisini, Başbuğ da Mısır gezisini keserek Ankara’ya dönmektedir. Anlaşılan odur ki Türkiye bu saldırıyı kınamakla yetinmeyecektir. Sorun, Türkiye ile İsrail arasında yeni bir kriz değildir. Fakat son gelişmeler Türkiye ile İsrail arasında onarılması yıllar alacak bir çatlağın habercisi olabilir. Türkiye, Gazze değildir; Türkiye, Mısır değildir; Türkiye, Lübnan değildir. Türkiye’de hükümetin, devletin, aydınların, en soldan en sağa kadar bütün siyasi partilerin, TBMM’nin, sivil toplum kuruluşlarının tepkisi giderek artacaktır. Türkiye, uluslararası hukuk alanında hakkını arayacaktır. Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi ve askeri ilişkilerde hızla büyük bir gerileme süreci başlayacaktır.   İsrail Uluslararası Sularda Kan Dökme Cesaretini Nereden Alıyor?

İsrailli şahinlere “ABD ve bazı Batı ülkeleri dışında bütün dünya bize karşı ve ancak silahlı gücümüzü kullanarak İsrail’in varlığını koruyabiliriz” psikolojisi hâkimdir. Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’daki sivillere saldırmayı alışkanlık haline getirmiş İsrail, şimdi bu üçlüye Türkiye’yi de eklemekten hiç çekinmemektedir. Gemiler yoldayken İsrail Bakanlar Kurulu toplandığına göre bu durum İsrail hükümetinin kan dökülmesini göze aldığını göstermektedir. Dünya kamuoyundan çekinmemektedir. Plastik mermi yerine gerçek mermi kullanabilmekte, biber gazı vb. yöntemlere tenezzül etmemektedir. Sivilleri askeri hedef olarak kabul eden yıldırım operasyonu yapmıştır. Peki İsrail uluslararası sularda kan dökme cesaretini nereden almaktadır?   Türkiye-İsrail İlişkilerinde Yeni Bir Dönem
Sonuç olarak, Türkiye ile İsrail ilişkileri yeni ama daha gergin döneme girmek üzeredir. İsrail’deki şahinler, radikal sağcı hükümet bilerek ve isteyerek ortamı germektedir. Ortamın gerilmesinin İsrail’de mevcut hükümete kamuoyu desteğini arttıracağını düşünmektedir. Bu konuda, İsrail halkını suçlamamamız gerektiği düşüncesindeyiz. Suçlanması gereken İsrail’deki aşırı sağcı hükümettir. İşte bu noktada İsrail’in şiddete dayalı politikalardan barış politikalarına yönelmesini savunan İsrailli aydınlar desteklenmelidir. Ayrıca, Türk bayraklarının dalgalandığı Arap ve Müslüman ülkelerinin sokaklarında Türkiye’nin artan popülaritesini farklı açılardan yeniden değerlendirmek gerekecektir.

Hasan Kanbolat  asdasd

Hasan Kanbolat

Tüm Yazılarını Gör

Başlıklar

Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

Benzer Yayınlar