Hasan Kanbolat, ORSAM Başkanı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Kırgızistan Başbakanı Almazbek Atambayev'in davetlisi olarak 1-2 Şubat 2011 tarihlerinde Kırgızistan'a resmi ziyarette bulunacak. Başbakan Erdoğan, Kırgız meslektaşı Başbakan Atambayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Otunbayeva ve Meclis Başkanı Keldibekov ile görüşecek. Kırgızistan Parlamentosu Jogorku Keneş’de hitap edecek. Türk-Kırgız İş Forumu’na katılacak. Bişkek’teki Türk üniversitesi olan Manas Üniversitesi’nde Türk ve Kırgız öğrencilerle bir araya gelecek. Bişkek'te Türkiye'nin yeni büyükelçilik binasını açacak.
Nisan 2010 olaylarından sonra Türkiye’den gerçekleşen başbakan düzeyinde ilk ziyaret olması nedeniyle Erdoğan’ın Kırgızistan ziyaretinin ayrı bir önemi var. Türkiye’nin Kırgızistan’a verdiği önem katlanarak büyüyor. İki ülke arasında var olan din, dil, kültür, etnik ve tarihi bağlar yanında Kırgızistan’ın parlamenter demokrasiye geçebilmiş tek Orta Asya ülkesi olması da Türkiye’nin bu ülkeye verdiği önemi ve dayanışmayı arttırmaktadır. Kırgızistan ile etnik, dil ve tarih bağları bulunan Türkiye, Kırgızistan’da Rusya Federasyonu, Kazakistan veya ABD kadar sistemi etkileyecek güçte değil. Ancak, Türkiye söz konusu bağlarından dolayı Kırgızistan’ı bağımsızlığını kazanmasından beri karşılıksız desteklemektedir. Türkiye, Kırgızistan’da güvenin ve istikrarın sağlanmasına yönelik olarak Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun başkanlığında 1-2 Ekim 2010 tarihlerinde Issık Gölü Konferansı’nı gerçekleştirmişti. Bu konferansı, bahar aylarında İstanbul konferansının izlemesi bekleniyor. Türkiye, 28 Ocak’da İstanbul’da Sabancı Üniversitesi’nde Kırgız kadınlarını toplamıştı, Mart ayında da Kırgız gençlerini Ankara’da TOOB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde toplamaya hazırlanıyor. Türkiye, Orta Asya’da çatışmacı değil, uzlaşmacı bir ortak gelecek için çabalıyor. Kırgızistan, sanayisi ve doğal kaynağı olmayan küçük bir ülkedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kırgızistan’da toplum münasebetlerinde yarı feodal sistem yeniden canlanmış ve ‘boy’ faktörü yeniden önem kazanmıştır. Boylara bölünme insanlar için büyük önem kazanmış ve bu husus, gayriresmî sosyal garantilerin faktörü olmuştur. Böylece, herhangi bir klana veya bölgesel aidiyete, aile-akraba bağlarına sahip olmak önem kazanmıştır. Bu aidiyetin ‘bizden’ ya da ‘öteki’ yakınlaştırması yapılan Kırgızistan şartlarında yarar getirebileceği gibi zararlara da yol açmaktadır. Böylece, klanların iktidarı ele geçirme ya da ellerinde tutma isteği giderek artmaktadır. Kırgızistan’a sonu gelmeyen ve önlenemeyen siyasi istikrarsız ve belirsizlik egemen olmuştur. Çin ve Afganistan’dan Kırgızistan üzerinden Batı’ya uzanan kaçakçılık ve uyuşturucu ticareti iddiaları, iktidarın kişisel zenginleşme sürecinden ibaret hâle geldiği iddiaları ülkeyi kaosa sürüklemektedir. Hem eğitimli ve hem de genç nüfusun hızla ülkeyi terk etmesine yol açmaktadır. Kırgızistan’da seçmenin 2/3’ü parlamentoda temsil edilmemesi ülkede kaybolmuş olan sosyal barışın tekrar sağlanmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, koalisyon hükümetinin uzun ömürlü olup olmayacağı tartışılmaktadır. Haziran 2010’da ülkenin güneyinde meydana gelen olaylar, ekonomik dengeleri alt üst etmiş, zaten az gelişmiş olan üretim sistemi tamamen bozulmuş, güney bölgelerinde ve genel olarak ülkenin tamamında ekonominin gerilemesine sebep olmuştur. Bağımsızlık elde edildiğinden itibaren ülke devamlı ekonomik kriz içerisindedir. Ancak, en büyük neden Sovyetler Birliği döneminde oluşturulan ekonomik sistemdir. Örneğin, cumhuriyet bütçesinin üçte biri, Sovyetler Birliği merkez bütçesinin tahsisatından oluşuyordu. 1991 yılında Kırgızistan, bağımsızlığını kazandığında söz konusu eksik kalan 1/3’lük bölüm, çeşitli mali kuruluşlarla uluslararası kuruluşlar tarafından karşılanmaya başlanmıştır. Bütçe, artık sosyal alandaki masraflar ile askerî alandaki zorunlu harcamaları karşılayacak güçte değildir. Sanayi alanındaki durum da tarım alanındakinden farklı değildir. Hafif sanayi, gıda endüstrisi ve yapım endüstrisi gibi iş yapabilen alanlar bir şekilde ayakta kalabiliyorsa da bu alanlarda da üretim oranı azalmaktadır. Kırgızistan’daki iç istikrar, artık sadece Kırgızistan’ın iç sorunu değildir. Ülke öyle bir durumdadır ki güvenliğin sağlanması için ülke ekonomisine dış yardımın yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bundan sonraki süreçte minimum amaç, yeniden yapılandırma sürecini hızla gerçekleştirmek olmalıdır. Maksimum amaç ise sadece gerilemeyi durdurmak değil, çok yönlü üretimi başlatmak olmalıdır.