Hasan Kanbolat, ORSAM Başkanı
Sarkozy, 25 Şubat’ta altı saatliğine Ankara’ya geldi. Sarkozy, Bağdat’ı da dört saat ziyaret etmişti. Bağdat’da sadece havaalanında görüşmeler yapıp dönen Sarkozy, neyse ki Ankara’da Esenboğa Havaalanı’nından dönmedi. Rahmetli Doğramacı’nın güzel bir sözü vardır: ‘Bir insanı yemeğe çağırarak mutlu edebilirsiniz ama yemekte nereye oturtacağınızı iyi düşünmezseniz mutlu ayrılmasını sağlayamazsınız’. 2002’de Mitterand’dın ziyaretinden beri yani 19 yıl aradan sonra Türkiye’yi ziyaret eden ilk Fransa Cumhurbaşkanı olan Sarkozy’nin G-20 çerçevesinde ABD’den sonra ikinci ziyaretini Türkiye’ye yapması çok önemlidir. Ancak, Türkiye’yi Avrupa’da istemediğini sürekli açıklaması, sadece birkaç saatliğine eşsiz Ankara’ya gelmesi zaten gergin olan ilişkileri tamir etmekten uzak bir yaklaşım olmuştur.
Sarkozy farkında olmasa da Fransa ve Türkiye arasında çok köklü ilişkiler ve karşılıklı etkileşimler bulunmaktadır. Avrupa’nın iki yakasında (Batı ve Doğu) bulunan bu iki büyük devlet kıtanın siyasi ve jeopolitik terazisinin iki kefesine benzerler. Nitekim, bu jeopolitik denge 16. yüzyılın başından beri 500 yıldır iki ülke tarafından titizlikle korunmaktadır. Bu derin jeopolitik dengeyi sadece iki Fransız anlamamıştır. Napolyon ve Sarkozy.
Avrupa, Roma İmparatorluğu’dur. Batı Roma’yı Roma, Doğu Roma’yı ise İstanbul temsil eder. Avrupa Birliği Batı Roma’nın, Türkiye ise Osmanlı Devleti’nin, Doğu Roma’nın ve Bizans’ın mirasçısıdır. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethettikten sonra Doğu Roma İmparatoru, ‘Kayser-i Rum’ unvanını almıştır. Bu nedenle, İtalya’nın güneyindeki Apulya bölgesi ve Kırım dahil olmak üzere Bizans coğrafyasının tamamında hak iddia etmiştir. Etnik, din ve mezhep ayrımı yapmadan Bizans halkının tamamını kucaklamıştır. Güneydoğu Avrupa, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’nın çekim merkezi İstanbul’dur. Bu nedenle, Sarkozy istese de istemese de Türkiye, tarihi, kültürü ve coğrafyası ile Avrupa’nın ayrılmaz bir parçasıdır. Batı-Doğu aksında Avrupa’nın dengesidir. Avrupa’nın sınırları Türkiye’den önce değil, sonra başlar.
Fransa ile Türkiye’nin sağladığı 500 yıllı aşkın jeopolitik dengenin köklerini Kanuni ve I. François dostluğunda bulabiliriz. 16. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’ya Habsburg Hanedanları (Almanya, Avusturya, İspanya) hakimdir. Almanya İmparatoru V. Karl Şarlken, ortaya çıkan milli devletleri (Fransa, İngiltere, Hollanda) egemenliği altına almaya çalışıyor. Fransa Kralı I. François 1525’de esir düşer ve İspanya’ya götürülür. Avrupalı milli devletler kendilerini koruyacak bir süper güç ararlar. François’nın annesi oğlunun kurtarılması için Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım ister. Bunun üzerine Kanuni, 1526’da Mohaç Seferi ile Macaristan’ı fetheder. Şarlken hemen François’yı serbest bırakır. Kanuni, Fransa’yı Habsburglar’a karşı müttefik olarak gördüğü için Fransa’ya karşılıksız mali yardım yapar ve 100 bin altın gönderir. Bunun üzerine François, ‘Osmanlı Sultanı, dünyanın en büyük hükümdarıdır. Avrupa’da küçük devletler ancak onun himayesinde ayakta durabilir’. 1543’de Fransızlar Osmanlı Devleti’nden Şarlken’e karşı tekrar yardım isterler. Bunun üzerine, Osmanlı kara kuvvetleri Macaristan üzerinden Almanya’ya sefer yaparken, Barbaros Hayrettin 100 kadırgalık donanma ve 30 bin denizci ile Marsilya’ya gelir. Nice savaşı yapılır. Güney Fransa’da Provence bölgesi Fransız Kralı’nı tanır. Polonya’nın (Lehistan’ın) Rusya ile Habsburg imparatorlukları arasında paylaşılmasını da Fransa-Osmanlı diplomatik birlikteliği kurtarır. Bu yüzden, 18. yüzyılda ‘Fransa, Osmanlı’nın geleneksel dostudur’ sözü oluşur. Fransa (Talleyrand), Rusya’ya karşı bile Osmanlı’yı savunuyor. Böylece, Batı-Doğu aksı dengesi, Güney-Kuzey aksı dengesinde de işe yarıyor.
Paris’e kahveyi de ilk defa Türkler getirir. Osmanlı Devleti’nin 1660’larda Süleyman Ağa’yı Paris’e büyükelçi olarak atamasıyla birlikte Paris, kahve ile tanışır. Süleyman Ağa’nın kahvecibaşısının yaptığı kahveler Paris sosyetesinde meşhur olur. Molier bir piyesinde Süleyman Ağa’yı tasvir eder. 1721’de ‘28 Mehmed Çelebi’yi Paris’e büyükelçi olması ise Osmanlı kültür tarihinde dönüm noktası olur. Batılılaşma onunla hızlanır, oğlu Said Efendi matbaayı kurar. 1839’da Tanzimat’ı getiren kişi olarak bilinen Mustafa Reşid Paşa’da Paris’de büyükelçilik yapmıştır. Tanzimat ile 1830 Fransız Anayasası’ndan ilham alınarak anayasal bir yapı kurulmaya başlandı. İlk defa sultanın mutlak hakimiyetine karşı bireysel haklar gündeme geldi. Diplomasi dili Fransızca oldu. Bürokratlar Fransızca öğrenmeye başladı. Sultan Abdulhamid devrinde açılmış idadi mekteplerde Fransızca öğrenmiş bir aydın nesil ortaya çıkar. Jön Türklerin benimsedikleri slogan olan ‘İttihat ve Terakki’ kelimesi bile Fransız sosyologların Fransa için kullandıkları ‘Union et Progres’den gelir. 1923’de Türkiye Cumhuriyeti kurulurken devletin yapısı ve ruhu, idari reformlar da büyük oranda Fransa’dan etkilenmiştir. II. Dünya Savaşı sonuna kadar Fransız kültürü, dili ve siyasi yapısı Türkiye’de etkili olmuştur.
Avrupa’nın jeopolitik dengesi nedeniyle Osmanlı Devleti (Türkiye) ve Fransa arasında derin dostluk bulunmaktadır. Napolyon Mısır’ı işgal ederek (1798-1801) ve Sarkozy’de Türkiye’yi Avrupa’da istemeyerek bu derin dostluğu yaralamaya çalışmıştır. Ancak, ülkelerin ve halkların bin yıllara uzanan ittifaklarında dar görüşlü siyasetçiler kum tanesi kadar önem taşır.