7 Ekim Sonrası Körfez Güvenlik Dinamiklerindeki Dönüşümler
8 dakika okuma süresi
PANEL DEĞERLENDİRMESİ
18.09.2024
7 Ekim Sonrası Körfez Güvenlik Dinamiklerindeki Dönüşümler
12 Eylül 2024 Perşembe günü saat 14:00-16:00 arasında ORSAM konferans salonunda, 7 Ekim Sonrası Körfez Güvenlik Dinamiklerindeki Dönüşümler başlıklı panel düzenlendi. Panelde ORSAM İcra Direktörü Emekli Tümgeneral İbrahim Aydın moderatörlüğü üstlenirken ASBÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Muhittin Ataman, ESOGÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ramazan Erdağ ve Sakarya Üniversitesi ORMER Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Caner panelist olarak yer aldı.
Panelde katılımcıların dikkat çektiği meseleler aşağıdaki gibi özetlenmiştir.
Prof. Dr. Muhittin ATAMAN:
Ortadoğu’daki Kırılmalar:
- Son dönemde Ortadoğu’da iki ciddi kırılma yaşandı. İlki Arap halk hareketleriydi, ikincisi ise 7 Ekim süreci oldu. Bu süreçler, bölgedeki siyasi dengeleri köklü şekilde değiştirdi.
İsrail’in Güvenlik Doktrininde Bozulma:
- 7 Ekim olayları, İsrail’in ulusal güvenlik doktrininin bozulduğunu gözler önüne serdi. İsrail’in caydırıcılığı kayboldu, erken uyarı sistemi ve hızlı mukabele kavramları çalışmadı. İsrail, tarihinin en rahat döneminden en karanlık dönemine girdi.
İslami Hareketlerin Dönüşü:
- Arap halk hareketleri sonrası Ortadoğu’da İslami hareketler sahneden çekilmişti. Ancak Hamas bir istisna olarak kalmıştı. 7 Ekim olayı, bu hareketlerin siyasi denkleme geri dönüşünü tetikleyebilir. Aynı zamanda bu çerçevede, Hamas’ın İranlaştırılması doğru değil; Hamas, Sünni Arap dünyasının da direnişini temsil eden bir aktör olarak ön plana çıkmaktadır.
Filistin’in Güvenlik Hesaplamalarına Dönüşü:
- Hamas tarafından başlatılan Aksa Tufanı operasyonu, Filistin’in Körfez güvenlik hesaplamalarında tekrar gündeme gelmesine yol açtı. Filistin meselesi daha önce denklem dışı bırakılmaya çalışılmıştı ancak bu tutmadı.
Körfez’in Tepkisizliği:
- Arap ülkeleri, özellikle Umman, Kuveyt ve Bahreyn, 7 Ekim sürecine büyük ölçüde tepkisiz kaldı. Katar, dengeli bir ara buluculuk rolü sürdürmektedir ancak diğer Körfez ülkeleri ekonomik çıkarlarını korumak adına İsrail ve Batı’nın çizdiği sınırların dışına çıkmamaktadır.
Körfez’deki Kimlik Kaymaları:
- 2011 Arap halk hareketlerinden sonra Körfez’de ciddi bir kimlik kayması yaşandı. Pan-İslamcılık ve Pan-Arapçılık gibi ulus üstü ideolojilerin yerini ulusal ve ulus altı kimlikler aldı. Suudi Arabistan’da Suud milliyetçiliği ön plana çıkarken Irak gibi ülkelerde mezhepsel kimlikler güçlenmektedir.
Prof. Dr. Ramazan ERDAĞ:
Körfez’in Otonomi Arayışları:
- ABD, Rusya ve Çin, Körfez ülkelerinin otonomi arayışlarından faydalanmaktadır. Körfez, bu güçler arasında denge sağlamaya çalışmaktadır. Rusya ve Çin, ABD’ye kıyasla bölgeye daha çok ekonomik ve ticari açıdan dâhil oldular.
Küresel Sorunlar ve Körfez’in Konumu:
- Dünyanın iki temel soruyla mücadele ettiği ifade edilmektedir: Büyük bir savaş çıkacak mı ve küresel uluslararası düzen bu sorunlara çözüm üretemezse ne olacak? Bu sorular Körfez ile doğrudan ilgili olup uluslararası sistemin işleyişine dair belirsizlikler Körfez’deki politikaları etkilemektedir.
Rusya ve Çin’in Bölgedeki Rolü:
- Rusya’nın Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ile yaptığı toplantıda Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, uluslararası sistemin çalışmadığını belirtti. Çin ise geçtiğimiz yıl Suud-İran normalleşmesine aracılık ederek bölgede politik bir aktör olarak kendini konumlandırdı. Ayrıca Çin, Filistinli grupları Pekin’de toplayarak diplomatik rolünü güçlendirdi.
ABD’nin Körfez’deki Rolü:
- ABD hâlâ Körfez’de baskın bir rol oynamaktadır. Donald Trump döneminde Suudi Arabistan ve Katar’ın karşı karşıya getirilmesi bu politikanın bir yansımasıydı. ABD’nin İsrail’e koşulsuz desteği, Körfez ülkelerinin hareket alanını kısıtlamaktadır. Körfez ülkeleri, bölgeyi büyük bir gerginliğe sürükleyebileceği gerekçesiyle İsrail-İran çatışmasını istememektedirler.
Körfez’in Güvenlik Öncelikleri:
- Körfez ülkelerinin en büyük güvenlik önceliği rejimlerinin hayatta kalmasıdır. Rejim güvenliği algısı, bölgenin dış ilişkilerini şekillendirmektedir. Muhammed bin Selman döneminde Suudi Arabistan’da Batılılaşma ve toplumsal değişim süreçleri hız kazandı, bu da ABD’nin bölgedeki baskın rolünü pekiştirmektedir.
Rusya-Ukrayna Savaşı ve Körfez:
- Körfez, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda taraf tutmaktan kaçındı ancak Rusya’ya karşı beklenen tepkiyi de vermedi. Rusya, savaşı sürdürürken bölgede de etkinliğini devam ettirdi. 7 Ekim olaylarından sonra Körfez’in Rusya ve Çin ile askerî ilişkilerinin artması beklenmektedir.
Kalkınma Yolu ve Ticaret Rotaları:
- Kalkınma Yolu Projesi, ticaret rotaları açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Kızıldeniz’deki gerginliğin azalması ve bu projeyle dikkatlerin farklı noktalara kayması, Körfez’in bölgedeki stratejik önemini artırmaktadır
Dr. Öğr. Üyesi Mustafa CANER:
Körfez’in Bölünmüş Yapısı:
- İran açısından Körfez’i iki blokta değerlendirebiliriz. Bir tarafta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn; diğer tarafta ise Katar, Umman ve Kuveyt yer almaktadır. Körfez'deki bu ülkeler ABD'nin güvenlik şemsiyesi altındadır, dolayısıyla İran ve Irak bu çerçevenin dışında kalır.
İran-Körfez Rekabeti:
- İran ile Suudi Arabistan ve BAE arasındaki rekabet 1979 öncesine kadar uzanmaktadır. Bu rekabet, rejim değişikliklerine rağmen çıkar siyaseti üzerinden devam etti. İran-Körfez ilişkilerinde tarihsel bir gerilim söz konusudur; örneğin Humeyni’nin vasiyetinde Suudi Arabistan’a ağır eleştiriler yöneltilmişti.
Trump ve Biden Dönemlerinde İran İlişkileri:
- Trump döneminde Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’in İran ile ilişkileri oldukça gergindi. Ancak Joe Biden döneminde bu ülkeler İran’a karşı daha yumuşak bir tutum sergiledi, ilişkiler Trump dönemi kadar sertleşmedi.
Körfez’in Güvenlik Zorlukları:
- Körfez’in güvenliğini tek bir sağlayıcıya, yani ABD’ye dayandırmak bölgeyi zor durumda bırakmaktadır. ABD, daha çok Rusya-Ukrayna Savaşı ve Pasifik bölgesiyle ilgilenirken Körfez’de güvenlik açısından boşluklar oluşmaktadır. 7 Ekim saldırıları da Suudi Arabistan-İran ve Suudi Arabistan-İsrail ilişkilerini olumsuz etkiledi.
Hamas ve İran İlişkisi:
- Hamas ideolojik olarak İran ile tamamen uyumlu değildir ancak mecburiyetten ilişkilerini sürdürmektedir. Hamas, Hizbullah ve Husiler arasında organik bir bağ veya hiyerarşi bulunmamaktadır. Hizbullah’ın üzerindeki İran kontrolü daha güçlüdür. 7 Ekim saldırısı, Hamas’ın kendi kararı olmakla birlikte bu kapasiteye ulaşmasında İran’ın etkisi büyüktür.
İran’ın Bölgesel Gücü:
- 7 Ekim sonrası İran’ın bölgesel gücü arttı. Şii Ekseni genişledi ve meşruiyet kazandı. Bu durum Körfez için bir alarm olarak değerlendirilmektedir. İran’ın bölgesel kazanımları, özellikle Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri açısından sıkıntı yaratmaktadır.
Suudi Arabistan-İran İlişkileri:
- Suudi Arabistan, İsrail medyasının olumsuz etkilerine rağmen İran ile ilişkilerini korumaya çalışmaktadır. Suudi Arabistan, İran’a yönelik diplomatik telkinlerde bulunarak ilişkileri dengede tutmaya çalışmaktadır.