Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler
Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

DENİZ HAYDUTLUĞU OLAYLARI ORSAM’DA DÜZENLENEN PANELDE ELE ALINDI

9 dakika okuma süresi

Aden Körfezi açıklarında meydana gelen deniz haydutluğu olayları, ORSAM’ın düzenlediği panelde ele alındı. 17 Mart 2009’da ORSAM’da “Kızıldeniz Güneyindeki Deniz Haydutluğu Olayları, Siyasi ve Hukuki sonuçları” başlığıyla gerçekleştirilen panele konuşmacı olarak Dr. Jale Nur Ece, Emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk, Doç. Dr. Sadi Çaycı ve Serhat Akça katıldı. Oturum yöneticiliğini ORSAM Başdanışmanı Emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu’nun yaptığı panelde deniz haydutluğu olaylarının tarihi, siyasi, hukuki ve ekonomik yönleri ele alındı.

“Somali Stratejik Bir Nokta”
Dr. Jale Nur Ece, deniz haydutlarının genellikle ticari açıdan stratejik su yollarında saldırılar düzenlediğini ve özellikle Somali, Aden Körfezi/Kızıldeniz ve Endonezya takımadaları sularında saldırıların artmaya devam ettiğini belirtti. Dr. Ece, deniz haydutluğu olaylarının nedenlerini şöyle sıraladı: Deniz ticaretine paralel olarak deniz trafiğinin ve limanların artması, ticaret rotalarının sıkışık/dar/riskli su yollarından geçmesi, Asya mali krizinin işsizliği ve deniz haydutluğu gibi suçları arttırması, yetersiz kıyı/liman gözetim ve denetimi, bölgedeki siyasi istikrarsızlık ve yozlaşma, hukuk sistemlerindeki boşluklar, Somali’de 1990’ların başından itibaren devam eden iç savaş ortamı ve Somalilerin balık kaynaklarını koruma arayışları.  Aden Körfezi’nde deniz haydutluğu vakalarının 2008’de yüzde 300 oranında arttığına ve Somali’nin Yemen ile birlikte kontrol ettiği Aden Körfezi’nden yılda 32 bin ticaret gemisi geçtiğine dikkat çeken Ece, bu ülkenin Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’na en uzun kıyısı olan ülke olması, Basra Körfezi’nden Avrupa’ya yapılan petrol sevkiyatının geçiş yolu üzerinde bulunması, Avrupa’nın Hint Okyanusu/Pasifik/Uzak Doğu’ya bağlandığı en kısa yol olması gibi nedenlerle stratejik bir konumda olduğunun altını çizdi. Dr. Ece, deniz haydutluğu saldırılarının denizcilik sektörüne tahmini yıllık maliyetinin 1-16 milyar ABD doları civarında olduğunu ifade ederek, Aden Körfezi’nde her yıl 4-5 Türk gemisinin saldırıya uğradığını bildirdi.  Dr. Ece, küresel ticarete yönelik önemli bir tehdit halini alan deniz haydutluğunun önlenmesi için de uzun bir tedbirler listesi sundu.

“Tüm Devletlerin Deniz Haydutlarına Müdahale Hakkı Var”
Emekli Askeri Hakim Albay Doç. Dr. Sadi Çaycı, deniz haydutluğu konusunu deniz hukuk açısından değerlendirerek uluslararası örf ve adet hukuku ile antlaşmalar hukukunun öngördüğü esasları anlattı. Açık denizlerdeki gemilerin bayrak yasasına tabi olduğunu belirten Doç. Dr. Çaycı, bir gemi hangi ülkenin bayrağını taşıyorsa kural olarak açık denizde o gemi üzerinde yalnızca ilgili bayrak devletinin birtakım yetkiler kullanabileceğini kaydetti. Çaycı, uluslararası hukuk açısından bunun tek istisnasının deniz haydutluğu olduğunu, bu şartlarda, bölgede bulunmakta olan ve uluslararası hukuka göre yetkili sayılan savaş gemileri veya devletçe görevlendirilen şartları taşıyan diğer gemilerin, kuşkulu hallerde ziyaret hakkına sahip olduğunu, gelişen koşullara göre gemilerde arama yapabileceğini söyledi. Bu gemilerin hukuka aykırı araç-gereçlere el koyabileceğini söyleyen Çaycı, bayrak devletinin söz konusu suçlarla ilgili gerekli kovuşturmayı yapmaya hakkı olduğunu da sözlerine ekledi. Deniz haydutluğu konusunun 1982 Deniz Hukuk Sözleşmesi’nde ayrıntılı biçimde düzenlendiğini kaydeden Doç. Dr. Çaycı, öncelikle uluslararası toplumun üyelerinin deniz haydutlarıyla mücadele konusunda işbirliği yükümlülüğü altında olduklarına ancak uygulamada bunun geçerlilik kazanmadığına işaret etti.  Sözleşmeye göre her devletin açık denizlerde veya hiçbir devletin yetkisine tabi olmayan yerlerde gerekli önlemleri alma yetkisine sahip olduğunu vurgulayan Çaycı, “Uluslar arası hukuku gerekçe göstererek yapacakları bir şeyleri olmadığını söyleyen ülkelerin söylemlerinin aslında hukuki dayanağı yoktur” dedi.  Bölgede 24 Ekim-12 Aralık 2008 tarihlerinde yapılan NATO harekatının hukuki boyutunu da değerlendiren Çaycı şöyle devam etti: “Uluslararası barış ve güvenlikle ilgili harekat başka bir şeydir, ortak güvenlikle ilgili konu başka bir şeydir, NATO ve ortak savunma konusu başka bir şeydir. BM’nin Somali bölgesinde cereyan eden olaylarla ilgili aldığı önlemler ortak güvenlikle ilgili önlemlerdir. Peki, ortak güvenlikle ilgili bu önlemler konusunda NATO’nun askeri kanadı ne derece yetkili olabilir? Bugünkü Kuzey Atlantik Andlaşması’nın askeri içeriği ortak savunma ile sınırlıdır. Peki, bu harekât gerekli midir? Gereklidir. Fakat gerekli olması bu harekâtın yapılabileceği anlamına gelmez. Beni düşüncem Andlaşma’nın ortak güvenlik harekâtının kapsayacak şekilde geliştirilmesinin zorunlu olduğudur.”

“NATO Deniz Kuvvetleri Aradığı Rolü Buldu”
Emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk, deniz haydutluğu meselesinin birinci aktörü durumundaki uluslararası toplumun karmaşık bir tabloyla karşı karşıya kaldığını, dünya ekonomisinin krizde olduğu bir dönemde, olayların küresel ticaret ve ulaşım sorunlarını artırmasından dolayı rahatsızlık duyulduğunu dile getirdi.  İkinci aktör durumundaki Somali’nin 1990ların başından bu yana iç siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkla yaşadığını hatırlatan Kutluk, Etiyopya’nın baskı altındaki ülkede balıkçılık sektöründeki sorunların çözülememesinin de deniz haydutluğunun artmasını teşvik ettiğine dikkat çekti. Kutluk,  yedi buçuk milyon nüfuslu Somali’nin iki buçuk milyonun açlıkla karşı karşıya olduğunu, dışarıdan yapılan gıda yardımına bağlı durumun sürdürülmesinin mümkün olmadığını kaydetti.  Üçüncü aktörün ticaret gemileri olduğunu belirten Kutluk, Aden Körfezi yerine Ümit Burnu güzergâhının tercih edilmesinin maliyetleri artırdığını kaydetti. Kutluk, dördüncü aktör durumundaki BM’nin, Haziran 2008’de aldığı kararının, açık denizlerdeki durumdan farklı olarak Somali’nin karasularında da güç kullanma hakkı verdiğine işaret etti. Açık denizlerde bütün ülkelerin harp gemilerinin deniz haydutlarına müdahale hakkına sahipken, karasularında ya da iç sularda müdahale hakkının egemen ülkede olacağının varsayıldığını hatırlatan Kutluk, Somali’nin başarısız devlet (failed state) olması nedeniyle BM kararlarına ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Kutluk, deniz haydutluğu olaylarıyla ilgili olarak beşinci aktörün ekonomik kayba uğrayan ve çeşitli tedbirler alan BM üyesi ulusal güçler olduğunu söyledi.  Ağustos 2008 öncesinde alınan tedbirlerin, bölgede 2003’ten itibaren devam eden ve ABD’nin uluslararası ortama empoze ettiği terörle mücadele konsepti çerçevesinde değerlendirildiğini kaydeden Kutluk, bunların Irak ve Afganistan’daki kara operasyonlarının denizdeki uzantısı şeklinde uygulandığını, bu dönemde Akdeniz’de NATO Active Endeavour ile Basra Körfezi’nde Task Force 150 operasyonlarının devam ettiğini hatırlattı. Kutluk, yaklaşık 37 devletin yeraldığı Task Force’un, deniz haydutluğu olaylarının zirveye ulaştığı Ağustos 2008’de şekil değiştirdiğini, başka güçlerle takviye edilip görev bölümü yapıldığını, CENTCOM’un Task Force 150’ye ikinci bir görev vererek Somali’deki Maritime Security Operation’u başlattığını anlattı.  Böylece ABD’nin bölgede bağımsız biçimde tedbirler almaya başladığını, ardından tank taşıyan Sirius Star gemisinin kaçırılmasıyla olayların dikkat çekici hale geldiğini söyleyen Kutluk, bu dönemde birçok ülkenin kuvvet kullanımıyla ilgili iç hukuki sorunlar yaşamaya başladığını ifade etti. Kutluk şu an bölgede, deniz haydutları için önemli bir caydırıcı güç etkisi oluşturan sekizi NATO ülkesi 20 civarında ülkenin harekât yürüttüğünü belirterek, bunlardan en büyüğü durumundaki ABD gücünün karaya müdahale kapasitesine de sahip olduğunu bildirdi. Kutluk, deniz haydutluğu olaylarıyla mücadele için öncelikle Somali’nin karasularında uluslararası toplumun yardımıyla bir düzen kurulması gerektiğini, bu ülkeye karadan müdahale yapılması halinde ise operasyonun sürdürülmesinin büyük bir sorun olduğuna işaret etti.  NATO’nun müdahale yetkisi konusuna da değinen Kutluk, şunları söyledi: “NATO ortak güvenlik kaygılarında ekonomik güvenliği de ele almaktadır. Avrupa özellikle enerji açısından tamamen dışarıdan beslenen bir yapıda. Dolayısıyla NATO ülkelerinin ekonomik güvenlikleri tehlikeye düşerse NATO müdahale eder. Deniz ulaştırma yolları tehlikeye girmişse bu sorun dünyanın her neresinde olursa olsun müdahaleye neden olabilir. Esasen adından da anlaşılabileceği gibi NATO denizci bir örgüttür. Zaten NATO kendi deniz kuvvetlerine uzun süredir bir rol aramaktaydı.  Bu rolü şimdi bulmuş gibi görünmektedir.”

“Çelişkiler Soru İşaretleri Doğuruyor”
TRT Program Yapımcısı Serhat Akça, deniz haydutluğu olaylarının medyaya yansımalarını ele aldığı konuşmasında, basında “korsan” olarak nitelendirilen kimselerin sık sık ABD’nin bölgesel politikalarının uzantıları olarak sunulduğu yorumlara rastlandığına dikkat çekti. Akça, basında bir taraftan da bölgedeki olayların kontrolden çıktığı, dolayısıyla ABD ya da uluslararası bir gücün müdahalesinin elzem olduğu yönünde haber-yorumlara yer verildiğine işaret etti. General Muhammed Farah Aidid’in 1993’te Somali’de ABD birliklerine verdirdiği kayıpların akıllardan çıkmadığını hatırlatan Akça, bu şahsın oğlunun ise ABD’de eğitim gördüğünü ve ABD deniz kuvvetlerinde görevler aldığını, bir süre önce de ABD’ye bölgeye müdahalede bulunma çağrısı yaptığına dikkat çekti.  Akça bu ve benzeri çelişkilerin gerek basında gerek kamuoylarında soru işaretlerine neden olduğunu vurguladı.

* Önemli Not: Panelistlerin konuşmalarının ve soru-cevap bölümünün tam metinlerinin yer aldığı kayıtlar ilerleyen tarihlerde ORSAM internet sitesinde yayınlanacaktır.
 

Diğer Etkinlikler