Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
16 dakika okuma süresi
Duhok Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi olan ve Modern Türkiye Tarihi dersleri veren Yrd. Doç. Dr. Bayar Mustafa Doski, 28 Aralık 2009 tarihinde ORSAM’ı ziyaret etmiş ve kendisiyle Türkiye’deki siyasi gelişmeler, Türkiye ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkiler ve Kürt bölgesinin durumu hakkında görüş alışverişinde bulunulmuştur.
Yrd. Doç. Dr. Bayar Mustafa Doski ile yapılan görüşmenin tam metni:
ORSAM: Öncelikle bize kendinizden biraz bahseder misiniz? MUSTAFA DOSKİ: Ben şu anda Duhok Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Modern Türkiye Tarihi dersleri veriyorum. Lisans ve yüksek lisans eğitimimi Duhok Üniversitesinde aldım. Doktorayı ise Musul Üniversitesinde yaptım. 1923-1926 arası İngiltere’nin Türkiye politikası ve Kürtlere etkisi adlı doktora tezim bir kitap olarak basıldı. Ayrıca iki kitabım daha var. Kitaplarımdan biri Şaşkın İki Komşu: Türkiye ve Irak Kürtleri, diğeri Türkiye ve Irak Kürtlerinin geleceğinde fırsatlar ve tehditler. Erbil’de bir tarih araştırma merkezi açmayı planlıyoruz. Ayrıca Erbil’de Türkiye-Amerika araştırmaları merkezi kurulması konusunda yerel hükümete bir proje sunduk. Peki yaptığınız çalışmalar hakkında kısaca bilgi verir misiniz? Kitaplarım hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. En önemsediğim kitabım Türkiye-Irak Kürtlerinin geleceğinde fırsatlar ve tehditler adlı olanı. 2007 yılının yazında, Türkiye’deyken yazdım bu kitabı. Stratejik araştırmalardan oluşuyor; ama en önemli kısım ilişkilerin geleceği. 2007 askeri operasyonun yapıldığı dönemlerde yazmıştım. Türkiye’nin gelecekteki ve bugünkü çıkarlarının Kuzey Irak ve Kürt bölgesinde yer almasıyla daha da güçlenmesine yönelik arzuları dile getirdim. Kitabın asıl argümanı bir zaman gelir Türkiye o bölgeyi, Kuzey Irak, Kürt oluşumunu herkesten daha fazla korur. Bana göre Türkiye, gerçekten Irak’ın bölünmesini istemiyor; ama güçlü bir merkezi hükümetinde oluşmasını da istemiyor. Şiiler gelirse İran’a yaklaşırla, Sünniler gelirse Irak ve Saddam gibi olur. Irak’ın şu an ki durumda olması Türkiye için çok yararlıdır. O yüzden Türkiye bu konu üzerinde dikkatle siyaset yapıyor. Kitaptaki argümanım budur. Aslında Türkiye ve Irak Kürtleri arasındaki sorunların büyük dönüşüm noktaları olduğunu ispatlamaya ne kadar çalıştıysam da gerçekteki çıkarlar hiçbir zaman bu ilişkilerin bozulmayacağını, gelecekte daha da güçlenmesini gösteriyor. Aslında 2007 yazında yazılmış, ama o zaman ilişkilerin iyice gergin olduğu bir dönemdeydi. Ama 2007 Kasım’ından sonra Başbakan’ın Washington’a gitmesi ve sonrasında askeri operasyonla ilişkiler düzelmeye başladı öyle değil mi? Çok doğru. Fırsatların tehditlerden daha çok olduğunu düşünüyorum Türkiye adına. Peki o fırsatları ve tehditleri bize sıralayabilir misiniz? Ortak noktalarımız çok. Kültür, ekonomik ilişkiler, bir din olması önemli faktörler. Bunların en önemli noktası da ortak dostlarımızın olması, Amerika’yla birlikte çalışmamız. Bu ilişkilerin gelişmesini sağlayan fırsatlar iki tarafında siyasi toplum fikirleri, ekonomik ilişkiler, iki tarafında yaptığı ortak yatırımlar ve Amerika’yla ortak dostlukları. Tehditler ise PKK, Kerkük sorunu ve Türkiye’deki muhalefet. Yani Türkiye’deki muhalefet, hükümetin bölgeye yönelik fikirlerinde karşıt görüşleri oluşturuyor ve hükümete karşı çıkıyor. Bu da hükümetin politikasını engelliyor. Peki şu anda mevcut duruma baktığınız zaman, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Erbil ziyareti, arkasından gelişen ilişkiler açısından nasıl bir sonuç çıkarıyorsunuz? Türkiye’de Erdoğan Kanuni Sultan Süleyman’ın rolünü oynamaya çalışıyor. Bölgede hakim olmaya, herkesi kol kanat altına alıp büyük kardeş rolünü oynamaya çalışıyor bölgede. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi? Lider boşluğundan dolayı iyi bir şey. Herkes bölgede Müslüman bir lider çıkmasına özlem duyuyor. Müslüman dünyası belirsiz bir dönemde ve umutsuzluk içinde. Peki Kerkük sorunu hakkında ne düşünüyorsunuz, nereye gidecek Kerkük? İki çözümü var bence Kerkük sorununun; kendi başına bir bölge oluşturması ve oradaki çoğunluğun yönetimi ya da Kürt bölgesine bağlanıp orda yaşayan etnik grupların birlikte yöneteceği bir duruma geçmesi gerçekçi çözümler olabilir. Kerkük’te bir uzlaşmaya ulaşılıyor gibi gözüküyor. Gerçek durum bunu gösteriyor zaten uzlaşmak lazım. Kerkük konusunda 2 çözüm ortaya koydunuz. Bir tanesi Kerkük’te özel bir bölge olması ve bunların başında onların çoğunluğunun olması. Ama şu mevcut durumda, yoğunluk Kürtler ve onların yönetimi bulunmakta. Siz onların yönetimini mi uygun görüyorsunuz yoksa Kuzey’e bağlanıp her kesimin yönetime katılımını mı? Bu çözümler her şekilde meseleyi Kürtlere çeviriyor. Bu oradaki halkı rahatsız eder mi? Demokrasi istiyorlarsa çoğunluk gelir, uzlaşma istiyorlarsa uzlaşmaya gidilir. Herkes bir şeyler almalı, hak ettiği şeyleri alması lazım. Aslında Türkiye’de Kürt konusunda bilgisizlik ve yanlış anlaşılma var. Eğer Kerkük sorunu olmasaydı, Kürt sorunu da 70’ler de bitmiş olurdu. Niye Kerkük? Niye Kerkük engelledi? Yani Kerkük neden önemli kendileri için orda ki Kürt toplumu için? Orası bizim sembolümüzdür. Halkımızı, toprağımızı temsil eden bir kenttir. İnsanlar gelir geçer ama halk küçükte olsa zayıfta olsa o bölgenin halkıdır. Petrol için değil yani. Yoksa Duhok’ta da petrol çok. Ne kadar çok petrol, o kadar çok ticaret. Doğru kullanılmazsa sorun ama kullanılırsa para getirir. Petrolle zengin olanda var: Norveç. Petrol yüzünden işgal olanda var: Irak. Doktora tezim Türkiye-Amerikan politikasında Kürt faktörü üzerineydi. Ama 1990’larda ki yanlış politikalar vardı. Amerika büyük bir rol oynadı Kerkük’te. Türkiye’ye baskı yaparak, Kürt sorunu ve o bölgedeki Kürt oluşumunu oluşturmakta için. Amerika, 1991’e kadar Türkiye’nin Kürtlere yönelik algılamalarını, kendi siyaseti olarak uygulamıştır. Ancak 1991’den sonra bakışını tamamen değiştirdi. Amerikan araştırmacı ve diplomat Mark Grossman ve ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Martin Indyk Türkiye’ye yeni bir yol çizmesi konusunda çok etkileri oldu. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra azalan Türkiye’nin etkisine karşılık yeni bir rol çizmeye başladılar. Türkiye’nin rolü, önemi hiçbir zaman azalmamıştır. Bir zamanlar Sovyetler Birliğinin karşısında dursa da bir zaman da İran’dan gelen fanatik İslamcıların karşısında durmuştur. 1991’den sonra Türkiye daha da önemli hale gelmiştir. Irak’a, İran’a da gözlemci olarak bu bölgede olması bir diğer rolüdür. Ayrıca enerji kaynaklarını korumakta ve Türkî Cumhuriyetlerinde rolü vardı. Peki burada Kürtleri ve Kuzey Irak’ı nereye koyuyorsunuz? Sonuçta nereye bakarsanız bakın, Amerika’nın nerede düşmanı varsa Türkiye’de onun karşısındadır. Eğer Türkiye bu düşmanlara karşı güçlü durmak istiyorsa önce kendi içinde güçlü durmalıdır. Özellikle Bill Clinton döneminde Amerika’nın kendi çıkarları için, Türkiye’ye yardım etmek Amerika’ya yardım etmekten daha önemli gibi bir rol üstlendi. Başlangıç olarak da insan hakları konusundan başlanmıştır. Türkiye’nin içindeki politika sorunu devam ederse ilerde aynı İsrail gibi olup kalıcı çatışmalara dönüşecek. İsrail’in şu anda Amerika’ya bir faydası olamıyor ve Türkiye’de böyle olacak. Amerika’da çıkarlarını korumak için ve Türkiye’nin bu duruma gelmemesi için Türkiye’yi desteklemeye başladılar. 1996’da Amerikan Kongresinde bir karar çıktı, fakat uygulanmadı. Erdoğan’ın açılım politikasına çok yakın ve Türkiye’ye yönelik bir karar bu. Belki de Erdoğan’ın bu açılım politikasının ana fikri buradan geliyor. Tezimin de zaten ana fikri budur. Hem 199’den 2003’e kadarki dönemde hem de işgalden bugüne kadar olan dönemde kuzeydeki bölgenin durumunu nasıl görüyorsunuz? Yani ikisi arasındaki en temel fark nedir? Anayasal olarak tanınmış bir bölge olmuştur. Şu an kendi bölgemizde politik olarak kazandıklarımız artık kaybetmeyeceğiz. Garanti altına aldık bunları. Ama bazı şeylerde çok belirsiz Irak’ta. Federalizm, petrol yasası belirsiz durumda şu anda. Kuzeydeki bölgede sınırdaki yetkiler konusunda belirsizlik var. Bazı şeyler anayasada yazıyor; ama bazı şeyleri de kimse bilmiyor. Irak’ta Kürt kitlesi gibi birbirine kitlenmiş birbirini tutan başka hiçbir kitle yoktur. İkinci olarak, oradaki gelirler konusunda herkes hemfikirdir. Çıkan gelirleri hiçbir şekilde merkezi yönetime vermeyecekleri konusunda birleşmişlerdir. Ama şu anda çıkan yüz bin varillik petrolün parasını merkezi hükümet alıyor. Bu Mustafa Barzani’nin isteği olarak yapılıyordu. Irak’a gelen iktidarlar petrolü çıkarıp parasını alıyorlardı. Biz hiçbir şekilde bunu vermeyi doğru bulmuyoruz. Anayasada olan bir maddede herhangi bir anlaşmazlık olursa merkezi hükümetle kendi arasında bu durum kendine dönecektir. Ama aynı anayasada diyor ki, Irak’ın petrol gelirlerini merkezi hükümet kontrol edecek. Yani bu belirsiz onu söylemeye çalışıyorum. Yatırım yasalarına göre gelirler merkezi hükümete dönecek ama çıkan bölgeye de dönecek. 2003’ten önce bulunan petroller merkezi hükümetin kontrolünde, ama 2003’ten sonra çıkmaya başlayanlar ise bölgeye kalıyor ve bir kısmı da hükümete gidiyor. Bu zaten Irak’ın iç meselesi. Ama başka bir mesele var o da bizim için daha önemli; PKK meselesi. Son dönemde iş birliğinin arttığını görüyoruz. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bunlar neden dağa çıkmışlar? Bir sebep var mı? Sorunlar kalmazsa bunları çözersek zaten bir şey kalmaz. Kendi diliyle eğitim hakkı olmazsa, siyasal oluşumları kendi kendine kuramazsa, bireysel özgürlüklerini kuramazsa bu duruma gelir. Ya Avrupa’ya kaçar ya dağa çıkar. Aslında Türkiye’nin AB içindeki sorunlarını da bunlar yaratıyor. Türkiye’nin durumunu da Avrupa’da çok bozuyor. Erdoğan’ın açılım politikası da başarılı olursa bu durum çözülür. Peki Erdoğan’ın açılım politikasının başarılı olacağı konusunda bir ümit var mı? Çünkü son dönemde biliyorsunuz karıştı bu işler. Türkiye çok büyük bir devlet aslında ve geçmişten gelen çok büyük deneyimleri var. Bence şu anda ki iç karışıklıklar geçici olarak aksaklık yaratabilir, ama bence açılım politikası başarılı olur. Ama mesela eski DTP’liler tarafından yeni kurulan BDP açılım politikasının bittiğini söylüyor, arkasında olmadığını söylüyor. Amerika böyle istiyor şu anda. Yani ABD açılım politikasını destekliyor. Avrupa da böyle istiyor. Ama bu durum geçici bir tepki. Bunlar BDP aslında bu konuda yardımcı olmak zorundalar. Mesela istifa edeceklerdi niye geri çektiler istifalarını? Mecburen bu politikaya destek olmak zorundalar. ABD’nin açılım politikasına destek verdiğini söylediniz. ABD’nin milletvekillerinin bu istifaları çekmesinde etkisi var mı? Onu tam bilemiyorum. Aslında Amerika, Iraklı Kürtler vasıtasıyla Türkiye’deki Kürtler etkilemeye çalışıyor. Türkiye’de zaten yararlanıyor bazı desteklerden. Hatta Türkiye Barzani’yi kullanıyor diyebiliriz. Nasıl yararlanıyor? Yani böyle bir mekanizma, süreci falan var mı? Bize anlatabilir misiniz? Aslında hiç saklayamayacağımız bir konu, Barzani’nin Türkiye’deki Kürtler üstünde büyük etkileri var. Barzani zaten kendi açıklamasında, hiçbir şekilde açıklamadığımız Türkiye’deki AKP hükümetiyle 2004’ten beri gizli görüşmelerimiz vardı. İlişkileri o sayede geliştirdik demişti. Açıkçası ben Öcalan’ın bu kadar önemsenip dinlendiğine inanmıyorum. Türk milliyetçiler ne kadar nefret ediyorsa, Öcalan’ı ne kadar cezalandırmak istiyorlarsa, onun karşılığında bir sempati oluşuyor Kürtler arasında. BDP’lileri ve diğerlerini daha da fazla dinliyorlar. Ben Abdullah Öcalan’ı da tanıyorum. Korkak bir insandır. Hem cezaevinde olup hem de bu şekilde etkili olabileceğini düşünmüyorum. Bunun tepkiyle ortaya çıktığını düşünüyorsunuz. Türkiye’de milliyetçilik yükseldikçe Kürtler arasında tepki nedeniyle Öcalan’a destek olduğunu mu düşünüyorsunuz? Evet, aynen öyle. Az önce çok önemli bir şey söylediniz. Dediniz ki; Barzani’de Türkiye’de ki Kürtler üzerinde etkisi olduğunu saklayamayız. Öcalan kadar etkili mi yoksa değiller mi? Hangisi daha etkili? Ben Barzani’nin etkisinin daha büyük olduğunu düşünüyorum. Öcalan tecrübesi Türkiye’deki Kürtler için bir sonuç getiremedi. Aslında BDP’lilerin de çoğu Öcalancı değiller, Kürtçüler. Ahmet Türk de Öcalancılıktan ziyade Kürt milliyetçisidir. Emine Ayna, Öcalan tarafındadır mesela ama Kürt milliyetçiliği üzerinden politika yapıyor. Peki Kürt yönetiminin içerisindeki durum nedir? Özellikle temmuzda yapılan seçimlerden sonra yeni bir hareket ortaya çıktı kuzeyde? Belki de Kürt tarihinde ilk defa muhalefet ortaya çıktı. Bu noktada son durumu bize biraz anlatabilir misiniz? Irak’ın geneline bakarsak ve kendimizi de Irak’ın içinde bir grup olarak sayarsak diğerlerinden farklı değiliz. Çok zor bir durumdu ama muhalefetin olması gerekiyordu. İktidarın birinin tekelinde kalması doğru değil, iktidarın değişmesi daha doğru. Bizde Türkiye gibi bu tecrübeyi yaşamak istiyoruz. Herkes AKP’ye oy verdi diye AKP’ci ya da İslamcı değil. Yani bölgedeki gelişmeler, demokrasinin gelişmesi ve bizim için yararlı. Bunun doğru bir hareket olduğunu da şuradan anlarız; toplum aslında siyasetle kendi çıkarlarını ayırt edebiliyor. Hangisi kendi çıkarlarını daha iyi koruyorsa ve çıkar sağlıyorsa oraya yönelir toplum doğal olarak. Yani Cumhurbaşkanı Talabani’nin kendi partisi en güçlü olduğu yerde Süleymaniye’de kaybetmiştir. Ortadoğu ülkelerinde Türkiye ve İsrail hariç bu çok değişik bir durumdur. Biraz önce demokrasinin değişmesinden söz ettiniz. Şimdi bölge yönetiminde genç bir demokrasi var, fakat oradaki demokratik güçler üzerinde devletin baskısı ne kadar? Yani istediğiniz şekilde konuşup, yazabiliyor musunuz? Ben her şeyi yazabiliyorum. Sadece siz değil, gazeteler? Aslında her şeyi herkes yazabiliyor. O kadar rahat ki artık Barzani’nin eşini bile eleştirip rahatça yazabiliyorlar. 1990’larda baskı çok vardı. Git gide azalıyor. Bu konuda tutuklamalar olmuyor mu? Siyasi baskılar hiç yok, bazen tutuklamalar olabiliyor, ama işten çıkarmalar, görevden atmalar falan olmuyor. Demokrasimiz Türkiye’den önde değil, ama Türkiye gibi olmak istiyor. Aslında rahatsızlık verici kimseler olursa bu duruma karşı eskiden diktatörlük rejiminden kalan durumlar oluyor. Bölgenin genel siyaseti demokrasidir. Şu anda bölge toplumsal açılardan halen yapılanıyor. Ekonomik, toplumsal, kültürel, siyasi eğilimler açısından Türkiye’ye aslında Irak’tan çok daha yakın. Erbil’de neredeyse Türk kentinde gibisin. Kültürel ve siyasi olarak Türkiye’den nasıl bir etkileşim oluyor? Çok büyük etkileri oluyor. Özellikle ekonomik açıdan Irak’a baktığımız zaman hiçbir Irak şehrinde olmayan ilişkiler var. Mesela Irak’taki herhangi bir şehre gitmektense Türkiye’ye geliyoruz bizim için daha iyi oluyor. Kuzey’deki bölgesel yönetim gerçekten laik bir yapı mı kurmak istiyor? Ama laik bir yapı kurmak istiyorsa kendi anayasa taslağında tıpkı Irak Anayasa taslağında ki gibi İslam temel kaynak olarak gösteriliyor. Temel kaynak değil, kanun, hukuk kaynaklarından biridir diyor. Yönetimin laiklik ilkesi bunu kapsıyor mu? Kapsıyor. Çünkü o konuda insan hakları ulusal sözleşmesine aykırı herhangi bir yasanın yasalaştırılması olmayacaktır. Özellikle Süleymaniye İzmir gibi. Süleymaniye laikliğin kalesi. Ancak Duhok ve Erbil biraz tutucu. Duhok’un tutucu olması dini açıdan değil. İki laik üniversite var orada. Bölgenin Avrupa sınırlarına ulaşmasını isterim. Peki bu nasıl olacak? Irak’ta mı girecek Avrupa Birliğine? Bu noktada tabii ki Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği akla geliyor. Bölge Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine nasıl bakıyor? Şahsen Türkiye’yi çok seviyorum. İşim olmasa bile 2-3 ayda bir geliyorum. Aslında Türkiye’nin tek başına bir eksen oluşturması lazım. Türkiye Avrupa Birliğine girmektense Ortadoğu’da bir eksen oluşturması daha doğru bence. Belki de Türkiye bu rolü oynayacaktır ileride. Türkiye’ye ne İslam ne de Kürtler bir şey yapamayacaktır. Türkiye bu bölgeden korkmasın. Coğrafi konumu zaten bu
asıdır. Türkiye Ortadoğu ülkesidir, Avrupa ülkesi değildir. Türkiye’nin Avrupa Birliği üye olması, bölgenin çıkarları için uygun mudur? Bizim çıkarımız için, sadece Irak Kürtleri için değil bütün dünya Kürtleri için, Avrupa Birliğine girmesi önemlidir. ORSAM: Peki teşekkür ederiz. Sizin bize sorunuz varsa alalım ve bitirelim. Biz de aslında politik açıdan akademisyen olarak gerçekten toplum için ve ilişkileri daha da geliştirmek için rol oynamak istiyoruz. Biz de aynı şeyi destekliyoruz ve ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.