Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
9 dakika okuma süresi
Irak'ta köklü bir geçmişe sahip Bektaşiler bugün kendilerini yeniden tanımaya ve tanıtmaya çalışıyorlar. Bu kapsamda Irak'ta bir federasyon kurmaya çalışan Bektaşiler, 10-24 Ağustos 2010 tarihlerinde Türkiye'ye gelerek hem bazı temaslarda bulundu hem de Bektaşi dergahlarını ziyaret etti. 20 kadar Türkmen, Şebek ve Kakai Bektaşi'nin Türkiye ziyaretinde, ORSAM olarak biz de kendilerine eşlik ettik. Böylece hem biz kendilerini tanıma imkanı bulduk hem de iletişimin güçlendirilmesine katkı sağlamaya çalıştık. Bu çalışmada Bektaşilik hakkında kısa bir bilgi verilerek, Iraklı Bektaşilerin Türkiye gezisi anlatılacaktır. Bektaşilik, İslam tarikatları içerisinde gayrimüslimleri ençok etkileyen anlayış olmuştur. Bektaşilik öğretisinin temeli 1093-1166 yıllarında yaşamış Ahmet Yesevi'ye dayanır. Ahmet Yesevi'nin öğrencisi olan Lokman Parande, Hacı Bektaşi Veli'yi yetiştirmiştir. Bektaşilik, Hacı Bektaşi Veli'yi kendine rehber edinen ve söylemlerine göre hareket eden kişilerin oluşturduğu bir tarikat olarak nitelendirilebilir. Bektaşiliğin, insanı ve ibadeti temel alarak sevgi üzerine kurulmuş bir tarikat olduğunu söylemek mümkündür. Hacı Bektaşi Veli’nin “İncinsen de incitme” ve “düşmanının da insan olduğunu unutma” sözleri insanlığı, hoşgörüye ve sevgiye verilen önemi göstermektedir. Büyük tasavvuf büyüklerinden Hacı Bektaşi Veli tarafından kurulan Bektaşilik, 12 ana tarikattan biridir. Bektaşilik, iki döneme ayrılmaktadır. İlki 13. yy’da başlayıp, 15. yy’ın sonuna kadar uzanan teşekkül dönemi, ikincisi ise 16. yy’ın başından yani Balım Sultan`dan günümüze dek süren ve asıl bilinen Bektaşiliği temsil eden dönemdir. Ancak bu iki dönemin birbirinde farklı olduğu bilinmektedir. 1501 yılında 2. Bayezid tarafından Hacı Bektaş Zaviyesi`nin, dolayısıyla tarikatın şeyhliğine getirilmiş ve güçlü bir teşkilat kurmuştur. 1826’da Yeniçeri Ocağının 2. Mahmut tarafından dağıtılmasına kadar güçlü bir şekilde varlığını koruyan Bektaşi tekkeleri, Bektaşilerin Yeniçeri isyanına destek verdikleri gerekçesiyle kapatılmış ya da başlarına Nakşibendi şeyhleri getirilmiş ve tarikatın faaliyetlerine son verilmiştir. Evliya Çelebi, 17. yüzyılın ortalarında Osmanlı imparatorluğunda 700 kadar Bektaşi tekkesi faaliyet gösterdiğini ifade etmektedir. Ancak Osmanlı tarihçiliğinin yaşayan en büyük ismi Prof. Halil İnalcık bu rakamda biraz mübalağa olabileceğini ama Balkanlarda İslamın yayılmasına, bu hoşgörülü ve sosyal yönleri ile Bektaşi tarikatının tekke, dergah ve zaviyeleri öncülük ettiğini söylemektedir. 19. asır başlarında İstanbul nüfusunun beşte birinin Bektaşi olması bu hoşgörülü tarikatın önemini göstermektedir. Bugüne kadar Bektaşilik güçlü bir şekilde kendini korumaktadır. Bugün hemen hemen bütün ülkelerde Bektaşilik tarikatına mensup insana rastlamak mümkündür. 1900’lü yılların başlarına kadar Irak’ta da oldukça yaygın olan Bektaşilik, baskı ve asimilasyon politikalarıyla dönüşüm geçirmiştir. Örneğin bugün önemli bir Bektaşi nüfusu barındıran Türkmen şehri Telafer’de 1940’lara kadar bir cami olmadığı bilinmektedir. Daha sonra bu bölgelere giden mollalardan etkilenerek burada yaşayan Bektaşilerin Şiileştiği bilinmektedir. Bu durumun Irak’ın diğer bölgeleri için de geçerli olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bugüne gelinde Irak’ta büyük bir Bektaşi nüfusunda söz etmek mümkün değilse de Irak’ın her bölgesinde Bektaşilerin varlığı bulunmaktadır. Bugün daha çok Musul, Telafer, Kerkük, Tuzhurmatu ve Erbil gibi Irak’ın kuzeyinde yaşayan Bektaşiler, yeniden varlıklarını kanıtlamaya çalışmaktadır. Bu kapsamda 10 Ağustos tarihinde Ankara'ya gelen Bektaşiler, çeşitli temaslarda bulunarak, üniversiteler, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ederek bilgi alışverişinde bulundular. Bu kapsamda öncelikle ORSAM bünyesinde geniş bir toplantı yapılarak Irak'taki Bektaşiliğin sorunların konuşuldu ve çözüm önerileri arandı. Daha sonra Büyük Birlik Partisi (BBP) ile Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ziyaret edilerek, hem Irak'ta kurulması planlanan Bektaşi Federasyonu'nun hazırlık çalışmaları hakkında bilgi verildi ve bu kapsamda destek istendi. 12 Ağustos Perşembe günü Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaşi Veli Enstitüsü ile bir toplantı yapıldı. Yapılan toplantıda Bektaşiliğin geçmişi hakkında ufuk açıcı bilgiler alındı. Ardından Türkiye'deki Bektaşilerin Türkiye Alevi-Bektaşi Federasyonu ve Alevi-Bektaşi Enstitüsünde iki ülke Bektaşilerinin birbirini tanıması ve karşılıklı iş birliği yollarının güçlendirilmesi konusunda bir çalışma toplantısı düzenlendi. Yapılan toplantıda bazı ilke kararları alınarak, irtibatın arttırılması ve uluslararası bir toplantının düzenlenerek tüm ülkelerdeki Bektaşilerin bir araya getirilmesi kararı alındı. Ayrıca Türkiye'den Bektaşilerin oluşturduğu bir ekibin Irak'ı ziyaret etmesi de planlandı. Iraklı Bektaşiler açısında oldukça faydalı geçen bu toplantının ardından Ankara'da türbesi bulunan Hüseyin Gazi Türbesini ziyaret edilerek ibadet yapıldı. Yapılan bu ibadet inancın gücünü farklı ülkelerin insanlarının nasıl bir araya gelebileceğinin en büyük göstergesiydi. Hüseyin Gazi Türbesi Bektaşiler açısında önemli bir yere sahiptir. 7. ve 8. yy’da yaşadığı söylenen Hüseyin Gazi, Battal Gazi’nin babasıdır. Horasan’lı olan Hacı Bektaşi Veli’nin Anadolu’ya ilk geldiğinde Battal Gazi’nin Türbesi etrafında konakladığı ve daha sonra Hüseyin Gazi’nin vefat ettiği yeri bulup oraya Türbe yaptırdığı rivayet edilmektedir. Ayrıca Hacı Bektaşi Veli, kendi Vilayetnamesinde Battal Gazi zaviyesinin kendileri tarafından kullanıldığını ve kutsal mekan olarak bilindiğini ifade etmekte. 13 Ağustos’ta yapılan Anıtkabir ziyareti de ilgi çekiciydi. Bektaşi ekibindeki bazı Şebek ve Türkmenlerin dedelerinin Kurtuluş Savaşı’nda mücadele ettikleri ve şehit düştüklerini öğrendiğimizde hem hüzünlendik hem de birlikteliğimizi gösterdiği için sevindik. Anıtkabir’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kişisel eşyalarının ile arabası ve teknesinin sergilendiği bölüm en çok ilgiyi gören bölümdü. Anıtkabir Komutanlığımız tarafından herkesin ismine düzenlenen ziyaret anısı da Bektaşi ziyaretçilerimizi sevindirdi. 14 Ağustos’ta Hacı Bektaşi Veli Anma Törenlerine katılmak üzere, Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesine gidildi. Burada hem Hacı Bektaşi Veli’nin Türbesi ziyaret edildi, hem de ibadet yapıldı. Aynı zamanda Hacı Bektaşi Veli Dergahı’nın ana merkezini oluşturan ve dergahın en eski bölümü olan Çilehane’ye gidildi. Balım Sultan Türbesi ve Kadıncık Ana Evi de ziyaret edilerek, akşam saatlerinde Alevi-Bektaşi Federasyonu’nun düzenlediği Hacı Bektaşi Veli Anma Programına katılındı. Programda semah gösterileri büyük ilgi çekerken, Iraklı Türkmen Bektaşilerin önde gelen dergah sahiplerin Şeyh Hamit söylediği Türkçe deyişlerle herkesi şaşırttı ve büyük ilgi topladı. Böylece Iraklı Türkmen Bektaşileri kendilerini tanıtma fırsatı bulmuş oldu. 15 Ağustos’ta Hacı Bektaş Belediyesi’nin düzenlediği etkinliklere katılan Iraklı Bektaşiler daha sonra Anadolu’daki diğer Bektaşi dergâhlarını ziyaret etmek üzere yola çıktı. Burada ilk durak Sivas oldu. Sivas’ta Banaz ilçesinde 1630 rakımda bulunan ve Yıldızeli Dağının karşısındaki büyük Pir Sultan Abdal heykelinin bulunduğu yerdeki Pir Sultan Abdal Tekkesi ziyaret edildi. 16. yy.’da yaşamı olan Pir Sultan Abdal, halk arasında “Yedi Ulular” olarak bilinen Yedi Ulu Ozan'dan biri olarak sayılmakla birlikte, Anadolu Bektaşiliğinin Postnişini (Bektaşilerdeki yüce din adamı) temsil etmektedir. Buradan hemen sonra Tokat’a geçilerek, ertesi gün 13. yy’da yaşamış olan Hubyar Sultan Dergâhı ziyaret edilmiş, bu dergahın dedeliğini yürüten Mustafa Tezel, Iraklı Bektaşiler için kurban kesmiş ve lokma dağıtmıştır. Hubyar Sultan’ın Iraklı Bektaşiler için de öneminin büyük olduğu bilinmektedir. Zira Hubyar Sultan, Ahmet Yesevi ekolü mensubu Horasan Alp-Erenlerinden ulu bir Batınî babası olup, Türkmen Alevi Dede Ocağı kurucusudur. Hubyar Sultan Dergâhının ziyaretinden sonra 17 Ağustos’ta Amasya’ya geçilmiş ve Hamdullah Efendi Dergahı ziyaret edilmiştir. Hacı Bektaş Veli Dergâhının 23. Postnişini olan Hamdullah Çelebi (Hamdullah Efendi) önce Yeniçeri Ocaklarının ve bunu devamında Bektaşi tekkelerinin kapatılması sonucu II. Mahmud tarafından 1827 tarihli fermanla Amasya’ya sürgün edilmiştir. Yapılan ziyarette Hamdullah Efendi hakkında bilgi alınmıştır. 18 Ağustos’ta İstanbul’a geçilmiş ve buradaki tekkeler de ziyaret edilmiştir. Ayrıca İstanbul’da Eyüp Sultan ve Sultan Ahmet Camileri, Topkapı Sarayı, Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı gezildi. Iraklı Bektaşiler, Mısır Çarşısı ve Tahtakeleyi gördüklerinde şaşkınlıklarını gizleyemediler. Gezi sırasından sık sık Osmanlı’nın büyüklüğünü ve kardeşliğimizi bir kez daha gösteren bu yapıların Irak’taki benzerlerine dem vuruldu. İstanbul’dan sonra Irak’a dönmeden önceki son durak ise Çanakkale Şehitliği oldu. Şehitlikteki Kerkük, Musul, Bağdat ve hatta Basralı Iraklıların isim ve anıtlarının olması herkesi duygulandırdı. Ersan Merdan ise dedesinin Çanakkale Savaşına katılmak üzere evden çıkarken “Beni beklemeyin. Ben bir daha dönmem” diyerek çıktığını anlatırken, tarihimizin birlikte yazıldığını bizlere anlattı. Anlaşılan o ki, tarihimiz birlikte yazılmıştı. Ve şimdi biliyoruz ki geleceğimiz de birlikte yazılacak. O yüzden Ortadoğu’da aynı coğrafyada yaşayan toplumlar olarak, işbirliğini ve iletişimimizi arttırmamız herhalde daha iyi bir geleceğe ulaşmanın en iyi yolu gibi görünüyor.
Hazırlayan: ORSAM Ortadoğu Uzmanı Bilgay Duman