Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler
Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

ORSAM’DA IRAK YEREL SEÇİMLERİ DEĞERLENDİRİLDİ

15 dakika okuma süresi

ORSAM’da 11 Şubat 2009’da “Irak Yerel Seçimi Sonuçları ve Irak’ın Geleceğine İlişkin Beklentiler” konulu bir panel düzenlendi. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Meliha Benli Altunışık, Irak Türkmen Cephesi Ankara Temsilcisi Ahmet Muratlı, Gazeteci-Yazar Mustafa Balbay ve ORSAM Ortadoğu Uzmanı Dr. Serhat Erkmen’in konuşmacı olarak yer aldığı panele çok sayıda dinleyici katıldı.

Panelin yöneticisi ve ORSAM Başdanışmanı Emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu, Irak’ın mevcut durumunun ve geleceğinin Türkiye’nin güvenliği açısından son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, gelişmeleri yakında takip eden ORSAM’ın, araştırma sonuçlarını ve strateji önerilerini kamuoyuyla ve karar alıcılarla paylaştığını belirtti. Kuloğlu, Irak’ta yapılan 31 Ocak 2009 yerel seçiminin Kerkük’ün geleceği, Sünni Arapların siyasi sisteme katılımı, merkez-yerel ilişkilerinin dengeye oturması, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması, ABD’nin Irak’tan çekilme süreci ve Türkiye’ye etkileri gibi bir dizi konuda önemli sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.

 

“Merkez-kaç Güçler Zayıfladı”

 

Prof. Dr. Meliha Benli Altunışık, Irak’taki seçim sürecinin en önemli sonucunun, merkezi güçlendirmeye çalışan güçlerin merkez-kaç güçler karşısındaki zaferi olduğunu söyledi. Büyük bir Şii eyaleti oluşturulmasını savunan Irak İslam Yüksek Konseyi’nin zayıflamasına karşılık Başbakan Maliki’nin Dava Partisi’nin yükselişe geçmesinin, Irak halkının aslında daha güçlü bir merkezi yönetimden yana olduğunu gösterdiğini söyleyen Altunışık, “Çünkü insanlar güvenlik ve ekonomik sorunlar ile karşı karşıya. Bu nedenle de, daha güçlü bir merkezi yönetime olan özlem belirleyici rol oynadı” dedi. Altunışık, önceki yıllarda Sünni ve Şii Arapların monolitik bütünlüğü olan bloklar halinde ele alındığını oysa son seçimde kendi aralarında ciddi görüş ayrılıkları olduğunun açıkça görüldüğünün altını çizdi. Hiçbir grubun eyaletlerde tam anlamıyla egemenlik kuramamasının, kendisini dışlanmış gören grupların siyasete daha fazla katılmasını sağlayacağını ve siyaset kurumunu daha aktif kılacağını belirten Prof. Altunışık, “Sünni Arapların içinde eski Basçı ve milliyetçi elitlerin daha güçlü oldukları ortaya çıktı. Bu da, Bush yönetiminin bakışındaki yanlışlıkları gösterdi. Çünkü Bush yönetimi, Sünni Arapların El Kaideci yani aşırı İslamcı olduklarını söylüyordu. Oysa İslamcı gruplar Sünni Araplar içerisinde çok da başarı gösteremedi” dedi. Altunışık, göçlerin de etkisiyle Sünni Arapların Bağdat’ta yalnızca yüzde 10 civarında oy almasının bu kentin Şiileşme trendini gösterdiğini ve ayrıca Irak’ta son zamanlarda Şiiler arasında seküler orta sınıfın küçülerek dini eksenli yapının güçlendiğini anlattı. Başkenti Musul olan Nineva eyaletinde Sünnilerin 2005 seçimlerine katılmaması nedeniyle Kürtlerin sandalyelerin çoğunu ele geçirdiğini ancak son seçimlerde Baasçıların oyların yüzde ellisini aldığını hatırlatan Altunışık, Maliki yönetiminin buradaki peşmerge egemenliğini sona erdirme isteğini şimdiden belli ettiğine işaret etti. Altunışık, Selahaddin’de de benzer bir tablo ortaya çıkması ve bu bölgelerin bölgesel Kürt yönetiminin hak iddia ettiği yerleri de içermesi nedeniyle Kürtler açısından bir gerilemeden söz edilebileceğini dile getirdi. Altunışık şöyle devam etti: “Bu sonuçların, Kerkük’te ertelenen seçimlere de bir yansıması olacağını ve orada da uzlaşmacı bir yola gitmenin söz konusu olabileceğini düşünüyorum. Son seçimlerin Irak’ın bütünlüğünün korunmasında önemli bir merhale teşkil ettiği görüldü. Öte yandan, Irak’ın kimliğinin de değişmiş olduğu görüldü.  Tarihsel süreçte İran için hep bir set durumunda olan Irak, artık bir düşman olmadığını gösterdi.”

 

“Güçlenen Merkezi Kim Kontrol Edecek?”

 

Irak’taki seçimin Ortadoğu’nun diğer ülkelerindeki seçimlere göre gayet başarılı olduğunu ifade eden ORSAM Ortadoğu Uzmanı Dr. Serhat Erkmen, buna karşılık seçimin herhangi bir sorunu çözmediğini, Sünni-Araplar ile Şii Araplar arasında var olan soruna, grupların kendi içlerindeki sorunları da eklediğini anlattı. Erkmen, 2005 yılında yapılan yerel ve genel seçimlerde siyasetin etnik-mezhepsel tabanda yapılmasına karşılık son seçimde etnik ve dinsel mezhepsel ayrımın ötesinde farklı siyasal konuların da gündeme taşındığını belirtti. Merkeziyetçilik konusunun ve güvenliğinin sağlanması ön plana çıkarıldığını ve seçim sonuçlarında yerel yönetimlerin başarısızlıklarının da belirleyici olduğunu söyleyen Erkmen, bazı bölgelerde güvenliğin sağlanmış olmasının Maliki’ye büyük puan kazandırdığını ve Maliki’nin bir anlamda Iraklıların zihnindeki güçlü, otoriter ve onlara istediklerini verebilecek adam imajına uygun düştüğünü ifade etti. Sadr grubunun zayıflatılmasından sonra ortaya çıkan boşluğun önemli bir kısmını Maliki’nin doldurduğunu ve aynı şekilde Irak İslam Yüksek Konseyi’nden Dava Partisi’ne bir kayma yaşandığını kaydeden Erkmen, en önemli sonuçlarından birinin de aşiretçiliğin sistemdeki ağırlığının artması olduğunu vurguladı. Erkmen, seçmenlerin öncelikleri konusunda ise şu değerlendirmede bulundu: “İnsanlara ülkenin geneline ilişkin bir kurtuluş stratejisinden ziyade, kendilerini şu anki bataktan kurtarma zihniyeti hâkim. Savaş travmasını yaşamış bir toplum için bu gayet normal. Eğer vilayet meclislerinde kendilerine daha çok sandalye düşecek olursa ve hükümetle iyi geçinirlerse o zaman daha fazla para geleceğini düşünüyorlar. Ve de buna göre hareket ettiler.” Uyanış Konseyi’nin, Irak’ın Oğulları’nın ya da eski Basçıların sisteme yeniden entegrasyonu konusunda merkezi hükümetteki Şii partilerin direnmeye devam ettiğini hatırlatan Erkmen, son seçimlerle birlikte bu tabloya hem Şii Arapların hem de Sünni Arapların iç bölünmüşlüklerinin eklendiğini söyledi. Dava Partisi’nin yükselişinin ve Irak İslam Yüksek Konseyi’nin gerilemesinin, Irak siyaseti içerisinde dini figürlerin eski önemini kaybetmesine işaret ettiğini kaydeden Erkmen, merkeziyetçiliğe kayış süreci konusunda ise şunları söyledi: “Irak’ın daha merkeziyetçi bir hükümete sahip olması gerektiğini savunan partilerin oy toplamı diğerlerinden açık ara üstün. Irak merkeziyetçiliğe kayıyor. Yoksa Maliki’nin başarısı, tek başına bir şey ifade etmiyor. Basra ile Bağdat’ta, Dava-Konsey arasında yüzde otuza varan fark var. Ancak Missan’a, Necef’e, Vasit’e baktığınızda farklar çok değil. Ancak arkadan gelenin yani Fazilet’in üç bölgeli federasyonu savunduğunu ya da Sadr yanlılarının merkeziyetçiliğe vurgusunu dikkate alınca güzel bir tablo ortaya çıkıyor. Neticede Türkiye de Irak’ta siyasal birliğin sağlanması gerektiğini savunuyor. Fakat bunun doğurduğu çok önemli bir risk var: Merkezi kim kontrol edeceği. Maliki önemli bir başarı elde etse de, tek başına meclisleri ve hükümeti kontrol edebilecek bir güce ulaşmış değil. Ayrıca, Musul ve Kerkük’te gerilimler açığa çıkacaktır. Sünni Araplar ile Kürtler arasında bir süredir meydana gelen çatışma durumunun, özellikle Musul örneğinde şiddetlenerek yoğunlaşması beklenebilir.”

 

“Iraklılık Duygusunu Parçalamak Kolay Değil”

 

Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Irak seçimlerinin Türkiye’de gereken ilgiyi görmediğini ve Gazze olaylarının gölgesinde kaldığına dikkat çekti. Napolyon’un “Coğrafya ülkelerin kaderini belirler” sözünü hatırlatan Balbay, domino etkisinin Türkiye’nin yakın çevresinde çok etkili olduğunu vurguladı. Balbay, Türkiye’deki ve Irak’taki etnik siyaseti ve aralarındaki etkileşimin sakıncalarını küçümseyen bir İzlandalı gazeteciye şu sözleri söylediğini anlattı: “Meseleye İzlanda’dan bakıyorsunuz. Kuzey komşunuz buzullar, güney komşunuz balinalar, doğu komşunuz orkinoslar, batı komşunuz da köpek balıkları. Tabii o ortamda bir ülke istese de batamaz. Ama hiçbir güvenlik sorununuz olmamasına rağmen yine de battınız.” Irak’taki son seçimin sonuçlarının “Iraklılık” duygusunun kolay kolay parçalanamayacağını gösterdiğinin altına çizen Balbay, buna karşılık etnik ve dini siyasetin Batılı çevrelerde akademik çalışmalarda dahi teşvik edildiğini ve hatta bu durumun “bilim market” olarak adlandırıldığını belirtti. Balbay, 2004 yılındaki bir anketin sonuçlarına göre, Irak halkının yüzde 75’i için birinci sırada aşiret aidiyetinin geldiğini ve Baas Partisi’nin çok güçlü olduğunun gözlemlendiğini, son seçim sonuçlarının da adeta “Ölü bir Saddam, diri bir Saddam’dan daha güçlüdür” sözünü doğruladığını dile getirdi. Balbay, 2011 yılına gelindiğinde ABD’nin bu ülkeden çıkmasına 5-6 ay kala olağanüstü bir iç karışıklık yaşanmasının ve hemen ardından Irak Parlamentosu’nun ABD askeri varlığını uzatmayı teklif etmesinin şaşırtıcı olmayacağını söyledi.

 

“Türkmen Cephesi Gücünü Gösterdi”

 

Irak Türkmen Cephesi Ankara Temsilcisi Ahmet Muratlı, Irak halkının Iraklılık bilincinin güçlendiğini ve işgal sırasında ABD ile birlikte hareket eden güçlerin durumunda gerileme olduğunu anlatarak, Türkmenlerin durumuna değindi. Muratlı, Türkmen Cephesi’nin önceki seçimlerde Musul’da aldığı 1650 oya karşılık bugün oyların 28000’i aştığını, Sünni Arapların ve Baasçıların yoğun olduğu Selahattin’de daha önce 11000 oy alan Cephe’nin oyunun 22000’e çıktığını bildirdi. Cephe’nin oylarının Diyala’da 1500’den 4000’e, Bağdat’ta 2000’den 14000’e, Vasıt’ta 100’den 4000’e çıktığını bildiren Muratlı, Irak Türkmen Cephesinin Irak sahasında politika yapan önemli bir güç olduğunu ifade etti. Muratlı şöyle devam etti: “Irak’ta seçim kampanyası yapan partilerin sayısı sandalye sayısının en az iki misli idi. Bunlardan hangi liderin hangi ilçede çıkıp bir konuşma yapabildiğine bakın. Yapamadıklarını görürsünüz. Ama bunu Irak’ta yapan biri vardı: Irak Türkmen Cephesi lideri. Telafer’den Mendeli’ye kadar halkı ile buluştu. En güzel seçim kampanyalarını yürüten ve televizyonu en iyi kullanan Türkmenler oldu. Biliyorsunuz Telafer’de ABD’nin yapmadığı operasyon kalmadı ve burada halkın ancak yüze 40’ı sandık başına gidebildi. İnsanlar çok zor şartlarda oy kullandı. Ama bu durum Türkmen Cephesi olarak bizi daha da kamçıladı. İki büyük ilçede, Telafer’de ve Tuzhurmatu’da bayrağı göndere çektik.” Ahmet Muratlı, seçim sonuçlarının yayılmacı bir politika izleyen kuzeydeki bölgesel yönetimin münazaalı bölgeler diye bilinen yerler üzerindeki iddialarını da zayıflattığını vurguladı. Seçim süreci ve Şii partilerin İran’la ilişkilerine de değinen Muratlı, “Her ne kadar İran Şii koalisyonlarını bir koalisyona zorlamayıp onları serbest bıraktıysa da, bu demek değildir ki genel seçimlerde bunları ittifaka sokmayacak. İran, yerel seçimlerde şehirlerin iç meselelerine müdahil olmak istemedi. İran Irak’ın bütünü ile ilgileniyor. Önümüzdeki seçimlerde göreceksiniz ki Şii koalisyonu yine tek liste ile seçimlere girecek” diye konuştu. Son seçim sonuçlarının Kürtlerin elini zayıflattığını belirten Muratlı, Kürt bölgesinin yavaş yavaş 1991’de Saddam yönetimi tarafından çizilen sınırların ardına gerileyeceğini dile getirdi. Muratlı, Türkmenlerin Irak siyasetindeki geleceklerini ilişkin olarak da şunları sözlerine ekledi: “Gücümüzün nereye kadar gidebileceğini biliyoruz. Irak ulusal Meclisi’nde bundan sonra çok sayıda Türkmen’i görebileceğiz. Her kim Türkmenlere Irak’ın kuzeyinde azınlık statüsü verileceğini hayal ediyorsa büyük yanılgı içindedir. Geçmişte bu uğurda binlerce şehit veren bu milletin evlatları olarak Türkmenler, Irak’ta ulu davalarını sonuna kadar götürecektir. Farklı gruplar arasında en iyi dostluğu kurabilecek unsur Türkmenlerdir.”

 

“Herkes ABD Sonrası Döneme Hazırlanıyor”

 

Panelin ikinci oturumunda Prof. Dr. Altunışık, Irak’ta merkezi hükümetin yeniden güçlenmeye başladığını ve böyle bir dönemde ordunun durumunun daha da önem kazanabileceğini belirtti. En kritik sorunlardan birinin ise petrolün işletilmesi ve gelirlerinin kullanılması olduğuna dikkat çeken Altunışık, “Merkezi hükümetin bu sorunu daha çok kendisine yarayacak biçimde çözme kapasitesini göstermesi yine merkezi hükümetin güçlenmesine etki edecek ve de çevredeki aktörleri de birtakım çıkarlarla merkeze bağlayacaktır” dedi. Altunışık, son zamanlarda bölgesel Kürt yönetiminin Türkiye ile ilişkilerindeki açılımları da şu sözlerle değerlendirdi: “Gerek seçim süreci gerek ABD’nin askerlerinin çekilme süreci ilişkileri belli ölçüde yeniden tanımlayacaktır. Bir tarafta ABD Irak’taki durumunu yeniden tanımlarken, bir taraftan da merkezi hükümetin gücü pekişiyor. Bu konjonktürde Türkiye bir açılım kapısı olarak önem kazanıyor. Herkes bir şekilde ABD’nin gidişine hazırlanıyor ve bu anlamda da taşlar tekrar yerine oturuyor. Seçim sonuçları belli trendleri gün ışığına çıkardı. 2006-2007’de Sünniler ve Şiiler arasında yaşanan iç savaşın izleri duruyor. Benzer gerginlik Araplar ve Kürtler arasında da var. Evrilen bu şartların bizi nasıl bir sonuca götüreceği Türkiye’nin ve komşularının süreci daha istikrarlı bir şekilde kontrol etme kapasiteleriyle belirginleşecektir.”

 

“Türkiye Maliki Yönetimi için Aracılık Yapabilir”

 

Dr. Serhat Erkmen, merkezi hükümetin Kerkük konusunda otoritesini gösterip göstermeyeceğinin merak konusu olduğunu, gerek Irak’ta federalizmin tanımlanmasının gerek Sünni Araplar ile Kürtler arasındaki olası çatışmanın bu konuyla yakın ilişkisi bulunduğuna dikkat çekti. Erkmen, Maliki’nin Kerkük konusunda geri adım atmaya yanaşmayabileceğini ve bunun bir kriz noktası olabileceğini söyledi. Irak’taki etnik ve dini kotaların kaldırılmasının önemine değinen Erkmen, bu konunun Türkiye’nin Batı’ya verebileceği en önemli tavsiye olduğunu, nitekim bugün Iraklıların çoğunluğunun kendisini öncelikle Iraklı olarak tanımladığını ifade etti. Erkmen, yeni dönemde Türkiye’nin tutumuna ilişkin önerilerini şöyle sürdürdü: “Merkeziyetçiliğe daha fazla vurgu yapan Maliki hükümetinin Arap dünyasında sempati toplayabilmesi için Türkiye aracılık yapabilir. Bu hükümeti İran yanlısı ve İslamcı olmakla suçlayanlar yalnızca Batılı ülkeler değildi; Arap dünyası liderleri de aynı söylemi kullandı. Bugün Iraklılık kimliğini ön plana çıkaran saygın bir yapı güçlenmeye başladıysa, Türkiye de pekâlâ bu noktada önemli bir rol oynayabilir. Bunda başarılı olursak hem Irak nezdinde hem de bölgesel politikalarda etkinliğimiz artar.”

 

“Türkiye’ye Daha Fazla Görev Düşecek”

Türkmen Cephesi Temsilcisi Muratlı da, bölgede Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’nin istemediği bir şeyin tatbik edilemeyeceğinin net bir şekilde görüldüğünü, 2003’ten hemen sonra en yüksek ihtimal olarak zikredilen bölünme senaryosunun şu an önemli ölçüde geçerliliğini yitirdiğini dile getirdi. Muratlı, Irak’ın tamamıyla bir Şii devleti kimliğine büründüğü tespitinin ise doğru olmayacağını söyledi. Kerkük’ün kilit öneme sahip olduğunun altını çizen Muratlı, petrolün paylaşımı meselesinin ise nispeten kolay çözümlenebileceğini söyledi. Muratlı, önümüzdeki dönemde Irak’ta birlik ve beraberliğin sağlanması konusunda Türkiye’ye daha büyük görevler düşeceğini kaydetti.

Diğer Etkinlikler