Aramak istediğiniz kelimeyi yazın
ORSAM
Tüm Yazılarını Gör6 dakika okuma süresi
Tarih: 8 Ekim 2025
Saat: 14.00
Yer: ORSAM Konferans Salonu
Adres: Mustafa Kemal Mahallesi 2128. Sokak No:3 Çankaya/Ankara
Moderatör:
Konuşmacılar:
PANEL DEĞERLENDİRMESİ
8 Ekim 2025 tarihinde Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) tarafından “Terörsüz Türkiye ve Bölgesel Yansımaları: Terörsüz Ortadoğu” başlıklı bir panel düzenlenmiştir. ORSAM’da gerçekleştirilen panel, Terörsüz Türkiye sürecinin Irak, İran ve Suriye başta olmak üzere bölge ülkelerindeki yansımalarına odaklanmıştır. ORSAM Başkanı Kadir Temiz’in moderatörlüğündeki panelde Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (AYBÜ) Öğretim Üyesi ve Ankara Enstitüsü Direktörü Hatem Ete, İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkanı Serhan Afacan ve ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan konuşmacı olmuştur.
Panelin açılışını yapan moderatör Kadir Temiz, Terörsüz Türkiye sürecinin bölgesel etkilerinin taşıdığı öneme vurgu yapmıştır. Sürecin kalıcı bir barışın inşası bağlamında, güvenlikten öte siyasal ve toplumsal düzlemlerde de değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Sürecin Türkiye ve Ortadoğu’da farklı dinamikler çerçevesinde algılandığını; bununla birlikte şiddet dışı bir zeminde “Terörsüz Bölge”nin inşasına katkı sunma potansiyeli taşıdığını ifade etmiştir.
Panelin ilk konuşmacısı olan Roj Girasun, sürecin Irak’ta nasıl algılandığını değerlendirmiştir. Bu doğrultuda sürecin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) heyecanla karşılandığını belirtmiştir. 2013-2015 Çözüm Süreci’nin sonlanmasının ardından Türkiye’nin diğer ülkelerde yaşayan Kürtlerle de ilişkilerini tekrar kurguladığını belirten Girasun, izlenen politikaların sadece Türkiye’de değil, Irak ve Suriye’de yaşanan Kürtler üzerinde de etkili olduğunu vurgulamıştır. Sürecin başarılı olması hâlinde ilişkilerin güvenlik iş birliğinden öte enerji, ekonomi, siyaset gibi birçok alanı da etkileyeceğini ifade etmiştir. Türkiye’nin IKBY’de özellikle Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile yürüttüğü ilişkileri daha kurumsal bir zemine taşıyabileceğini belirtmiştir. Ayrıca İran’ın PKK ile ilişkili olduğunu ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) İran tarafından Türkiye’ye karşı bir dengeleme unsuru olarak kullanıldığını ifade eden Girasun, PKK’nın silah bırakması hâlinde KYB’nin tek başına dengeleme için kullanılamayacağını ifade ederek sürecin Türkiye’yi bölgesel rekabette İran’ın önüne taşıyacağını belirtmiştir. Buna ek olarak Irak ve Suriye’de alan kontrolüne dayalı konulardan bahsedilirken Türkiye’de Kürtlerle entegrasyon, eşit yurttaşlık ve kardeşlik hukuku üzerinden bir toplumsal sözleşmenin oluşturulması hâlinde bunun başta İran olmak üzere bölgedeki ülkeler için yeni bir model oluşturabileceğini ifade etmiştir.
Panelin ikinci konuşmacısı olan Hatem Ete, sürecin jeopolitik gerekçelere dayandığını ve Türkiye’ye yönelik tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla ortaya atıldığını ancak Suriye’de yaşanan gelişmelerle birlikte bir inisiyatif olmaktan çıkarak projeye dönüştüğünü ifade etmiştir. Ete, PKK’nın Türkiye’de silahlı bir mücadele vermesinin gereksiz hâle geldiğini ancak Suriye’de iç savaş sürecinde elde ettiği kazanımları kaybetmemek için silah bırakma konusunda isteksiz davrandığını belirtmiştir. Ete, Suriye’deki siyasî gelişmelerin Türkiye’de yürütülen sürecin takvimi üzerinde de belirleyici bir etkiye sahip olduğunu vurgulamış; PKK’nın yalnızca Türkiye sınırları içinde silah bırakmasının dahi önemli bir kazanım teşkil edeceğini ifade etmiştir. Süreçte muğlaklıkların hâkim olduğu bir gri alanın varlığından bahseden Ete, bu durumun her zaman negatif olmadığını yani tarafları, kazanımlarını arttırmak amacıyla motive edebileceğini öne sürmüştür. Buna ek olarak meselenin sadece Suriye’deki gelişmeler çerçevesinden ele alınmaması gerektiğine işaret etmiştir.
Sürecin İran’daki yansımalarını değerlendiren Serhan Afacan, süreçte bölgesel dinamiklerin ve jeopolitik faktörlerin etkili olduğunu vurgulamıştır. İran’ın Kürtlere ilişkin konuları ele alma konusunda isteksiz davrandığını ve Türkiye’de bu konunun gündeme gelmesinden hoşnut olmadığını belirtmiştir. İran’ın YPG’yi terör örgütü olarak görmediğine işaret eden Afacan, sürece ilişkin resmî bir tutumun olmadığını ifade etmiştir. Bununla birlikte İran’da bu sürecin Türkiye’nin iç meselesi olarak görüldüğünü hatta bir NATO projesi olarak algılandığını belirtmiştir. Ayrıca İran’da meselenin Kürtlere ilişkin bir politika olarak değil, PKK ile barışmak anlamına geldiğini ifade etmiştir. Sürecin İran’ın gündeminde olmadığını belirten Afacan, sürecin başarısız olacağına yönelik bir yaklaşımın hâkim olduğunu söylemiştir. İran Kürdistan Demokratik Partisi (İKDP) başta olmak üzere İran kökenli Kürt örgütlerin de sürece yönelik net bir yaklaşımının olmadığını belirtmiştir. PKK’nın İran uzantısı PJAK’ın ise süreci olumlu değerlendirdiğine ancak kendisini kapsam dışında konumlandırdığına dikkat çekmiştir.
Panelin son konuşmacısı olan Oytun Orhan, Suriye’de yeni yönetimin kurulmasıyla Türkiye’nin YPG ve SDG’ye yönelik algısının değiştiğini belirtmiştir. Daha önce karşıt bir pozisyon mevcutken yeni dönemde sorunların silahsız yöntemlerle çözülebileceğine yönelik bir algının geliştiğini ifade etmiştir. Türkiye’deki sürecin de Suriye’deki siyasal süreçlerle ilişkili olduğunu vurgulamıştır. PKK’nın Suriye’de askerî tehdit olmaktan ziyade kendi ideolojisini uygulama alanı bulması nedeniyle büyük bir tehlike oluşturduğuna dikkat çeken Orhan, bölgesel koşulların Türkiye’ye bir fırsat sunduğunu dile getirmiştir. İsrail’in müdahalesi nedeniyle Suriye’deki siyasal atmosferin SDG lehine değişmeye başladığını belirten Orhan, SDG’nin tutumunun Türkiye’nin politikalarında da belirleyici olacağını vurgulamıştır. Buna ek olarak Türkiye’deki sürecin Suriye başta olmak üzere bölge ülkelerinde yaşanan gelişmelerden bağımsız değerlendirilmeyeceğine dikkat çekmiştir.
Panel dili Türkçedir. Türkçeden İngilizceye simultane çeviri yapılacaktır.