Arama Yapın

Aramak istediğiniz kelimeyi yazın

Koordinatörlükler
Bu Yazıyı Paylaşın
Yazdır

TÜRKİYE-IRAK İLİŞKİLERİ TARİHİ VE GELECEĞE YÖNELİK AÇILIMLAR ULUSLARARASI SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRİSİ AÇIKLANDI:

23 dakika okuma süresi

ORSAM, Atatürk Araştırma Merkezi ve Irak Büyükelçiliği Kültür Ataşeliği işbirliğiyle 9-10 Haziran 2010 tarihlerinde Ankara’da “Türkiye ve Irak İlişkileri Tarihi ve Geleceğe Yönelik Açılımlar” başlıklı bir uluslararası sempozyum düzenlendi. Sempozyumda Türkiye’den ve Irak’tan çok sayıda akademisyen, uzman ve stratejist sunum yaptı.

Bakan Mehmet Aydın: “Ortadoğu’nun Tarihini Beraber Yeniden Yazalım”

Sempozyumun açılış konuşmasını Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın yaptı. Aydın, ülkelerin ve halkların birbirini tanıma sürecinin önemine değinerek, bu sürecin devamlılık arz eden ve yenilenen bir eylem olduğunu söyledi. Tarihin hiçbir zaman tüketilemeyeceğini kaydeden Aydın, tanıma sürecine paralel olarak bölgenin tarihinin yeniden yazılması gerektiğini ifade etti. Aydın şunları söyledi: “Bu bölgenin tarihini bu bölgenin zihinleri yazmamıştır. Bu tarih üçüncü elden yazılmıştır. Önce sağlam bilgi üretilmelidir. Bilgiyi de ne kadar iyi bilirseniz bilin mutlaka bilinecek yeni bilgiler vardır. İstişare edip, yanlışlıkları mertçe düzeltip, bunları yeniden kitaplara nakşedeceğiz. Sizler bizim, bizler de sizin Türkiye-Irak ilişkileri bölümlerini okuyun. Sıkıntılı olar yerleri birbirimizi anlayıp beraber düzeltelim. Çocuklarımıza bu bilgiyi aktaralım ki o bilgiler kültür olsun. Benim kuşağımın öğrendiği tarih büyük ölçüde gözden geçirilmelidir. Şurası gerçektir ki, her ulus devlet kendisiyle bir diğeri arasındaki farkı gösterip belirgin hale getirmek için sistemin yapısını ortaklıklar değil farklılıklar üzerine kurmuştur. Daha önceki ilişkilerimizi farklılıklar üzerine inşa ettik. Ama artık ortaklıklar üzerine inşa edeceğiz.

“Bugün Ortadoğu’nun kaderi kendi elinde değil” diyen Aydın sözlerine şöyle devam etti: “Dışarıdan sokulan eller büyük sıkıntılar yaratabiliyor. Ama bunun kabahati bizde. Suçlu varsa biziz. Eğer geçmişimizi sağlam bilgilerle bugüne getiremiyorsak ve bugün sağlanan bilgilerle geleceğimizi planlayamıyorsak, planladıktan sonra da bunları gerçekleştiremiyorsak birileri bir parmak işaretiyle her şeyi alt üst eder. Sınırlarımızın çizilmesinden kültür hayatımıza varıncaya kadar pek çok şeyin kaynağı biz olmamışızdır. Bizim gibi tarihleri olanlar geçmişlerini bilmedikçe tarihleriyle yüzleşmedikçe iflah olamazlar.” Aydın eksen kayması tartışmalarına da değinerek şunları söyledi: “Bu bölge bir dönüm noktasında. Bunun idraki içindeyiz. Onun için kendi ilişkilerimizi kendinizi düşünüp kendi bilgimizle üretelim. Bunu anlamayanlar bizi, tarihe karışan Osmanlı İmparatorluğu’nu diriltmeye çalışmakla yargılıyor. Oysa komşularımızla iyi ilişkilerimiz Batı için de Avrupa güvenliği için de nimettir. Kimse bundan rahatsız olmamalı. Türkiye-Suriye ve Türkiye-Irak ilişkileri daha da güçlenecek. Bu ilişkilerin gelişmesi üçüncü tarafların da çıkarına. Hatta bölgesel ilişkilerin iyi olması İsrail’in de çıkarınadır. İsrail’in geleceği ve huzuru, bu bölgenin tamamının istikrar içinde olmasına bağlıdır. Komşularıyla kavgalı bir ülkenin huzurlu olması mümkün değildir.” Bakan Aydın, önümüzdeki dönem yapılacak toplantılara çok daha iyi hazırlanıp her birinin ayrı bir başarı öyküsü olması temennisinde bulundu. 

Prof. Dr. Eraslan: “Zaman Atatürk’ün Haklılığını Tasdik Etti”

Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Cezmi Eraslan, Türkiye ve Irak halklarının asırlarca önceye dayanan ortak değerleri olduğunu ve aralarında daima kardeşlik ilişkisi olduğunu söyledi. Eraslan, yeni Türk devletinin kuruluşu sırasındaki kurucu kadroların Araplarla ilgili tutumuna değinerek, “Türkiye Cumhuriyetinin ilk temel belgesi olan Misakı Milli’de Arap kardeşlerimizin çoğunlukta olduğu yerlerdeki geleceklerini belirleme hakkı dikkate alınmıştır” dedi. Milli Mücadele sırasında çeşitli vesilelerle Araplarla yapılmak istenen güç birliklerinde Mustafa Kemal Paşa’nın muhataplarına, herkesin ayrı ayrı bağımsızlıklarını kazanmasının ardından işbirliğine girilmesini telkin ettiğini anlatan Eraslan, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Atatürk’ün Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkesini geçerli kılıp bölgede bir barış ailesi ortaya çıkarmaya çalıştığını kaydetti. Eraslan, Atatürk’ün Irak Kralı Faysal’a Türkiye ziyaretinde 7 Temmuz 1931 tarihinde şu sözleri söylediğini hatırlattı: “Milletler arasındaki bağların ve alakaların inkişafında pek lüzumlu olan ve tarihin seyrinde daima tesirini gösteren coğrafi ve iktisadi amillerden başka, bugün karşılıklı menfaatlerin dahili ve harici sulh ve sükun siyasetleri de ve münasebetleri Irak ve Türkiye’yi birbirine yaklaştırmakta ve daha çok dost yapmaktadır.” Eraslan aradan geçen zamanın Atatürk’ün bu sözlerinin isabetini tasdik ettiğini dile getirdi. Bu sempozyumun ve çalışmaların iki kardeş milletin eski ve yakın tarihini birinci el kaynaklardan ve bilim insanlarının ağzından öğrenmesine katkı sağladığını kaydeden Eraslan, yeni ortak çalışmalara hazır olduklarını kaydetti.

Kanbolat: “Gelecek Henüz Yazılmadı; Yazmak Biz Aydınlara Düşüyor”

Sempozyumun açılışında konuşan ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat, Türkiye ve Irak’ın yakın tarihindeki önemli gelişme ve dönüşümleri anlamak ve karşılıklı algılamayı daha sağlıklı bir hale getirmek için siyasal düzlemdeki diyaloğun yanısıra entellüktel diyalogun da geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Kanbolat şöyle konuştu: “Her iki ülkedeki edebiyatçılar, tarihçiler, sosyologlar, siyaset bilimciler ve uluslararası ilişkiler uzmanları ve diğer tüm sosyal bilim insanlarının yoğun çaba sarf etmesi gerekmektedir. Biz bu toplantıyı işte birbirini daha iyi anlama çabasının parçası olarak görüyoruz. Sempozyumda orta çıkacak atmosferin iki ülke aydınlarını birbirine yaklaştırmasın umuyoruz. Çünkü aydınlar arasında işbirliği, iki ülkenin halklarını birbirine daha da yakınlaştıracak önemli bir köprü olacaktır. İki ülke ilişkilerinin tarihsel boyutunun incelenmesi geçmişe ışık tutmasını sağlayarak, bugün yaşananlar ve gelecekte yaşanabilecekler hakkında daha net fikir sahibi olmamızı sağlayacaktır. Türk ve Iraklı akademisyenlerin işbirliğini artırması ve halklar arasındaki köprüyü sağlamlaştırması açısından yararlı olacaktır. Gelecek henüz yazılmamıştır. Onu yazmak, düzenlemek ve kurmak biz aydınlara düşüyor. İlişkilerin gerilemesine boyun eğmek istemiyorsak olayların akışını değiştirmeye çalışmalıyız. Kardeş halklarımızı uyumlu biçimde ve refah içinde nasıl yaşatacağımızı araştırmalıyız. Önyargılarımızı tarihe gömmeliyiz. Uzlaştırma ve öteki olanı kabul etmek, birleştirmek anlamaya çalışmak farklılıkları kabul etmek medeniyettir. Bizim medeniyete her şeyden daha fazla ihtiyacımız vardır.”

Açılışta konuşan Irak Kültür Müsteşarı Prof. Dr. Muhammed El Hamdani de, Türkiye-Irak ilişkilerinin tarihin derinliklerine indiğini, sonradan çizilen sınırların kardeşliği bölemediğini, 1200 yıllık birliktelikten gelen bir ortaklık olduğunu söyledi. Hamdani, “Geçmişte omuz omuza yaşadık. Bizi ayıran büyük güçler oldu. Peki gelecek için ne yapmalıyız? Yanlış anlamaları hemen gidermemiz gerekiyor. Birlikte yaşayabileceğimiz bir gelecek oluşturmalıyız” diye konuştu.

İlk gün öğleden sonra yapılan oturumda Selçuklu ve Osmanlı devletleri dönemindeki Türk-Irak ilişkileri ele alındı. Musul Araştırmaları Merkezi Müdürü Zemnun Yunus El Taii, Tanzimat döneminde Musul’da gerçekleştirilen idari, mali ve güvenlik düzenlemelerini konu alan bir sunum yaptı. Taii, Osmanlı varlığının Irak’ın tüm şehirlerinde halen etkisi hissedilen izler bıraktığını, özellikle Tanzimat dönemi icraatlarının olumlu sonuçlar verdiğini anlattı.

 Prof. Dr. Gülay Öğün Bezer, Selçuklular zamanında Türk-Irak ilişkilerini anlattığı sunumunda Irak topraklarındaki Türk varlığının Abbasiler döneminde burada istihdam edilen Türk askerleriyle başladığını, Oğuz göçleriyle 11. yüzyıl ortalarında Irak’taki siyasi ve askeri ağırlığın artmaya başladığını, 1040’daki Dandanakan Savaşı’ndan sonra da Tuğrul Bey’in iyice bölgeye odaklandığını söyledi. Bezer, Tuğrul Bey’in Bağdat’taki Abbasi halifesiyle özenli bir ilişkisinin olduğunu ve kendi hükümranlık alanına halifenin karışmamasına ve siyasi güç kazanmamasına dikkat ettiğini kaydetti.  Selçuklular ve haleflerinin bölgeye gelen Türk göçlerini iyi değerlendirdiğini belirten ve gerçekleştirdikleri iskan ve zengin imar faaliyetlerini anlatan Bezer, bunların Irak’ın kültürel ve tarihi zenginliğinin başlıca kaynaklarından biri olduğunu dile getirdi. 

Felluce’deki Bilim ve Kültür Forumu Müdürü Osman Said, Bağdat ve İstanbul arasında bilim ikizliği olduğunu, Osmanlı güçlerinin Bağdat’a girmesinden itibaren bu şehrin daima büyük bir gelişme kaydettiğini belirtti. Osmanlı döneminde Bağdat’ta çok sayıda medrese ve türbe yapımı ile onarımı gerçekleştirildiğini anlatan Said, devletin gerileme döneminde ortaya çıkan birçok sıkıntının medreseler sayesinde bertaraf edildiğini çünkü Bağdat’ta gerek dini gerek fen bilimleri alanında çok sayıda alimin faaliyet gösterdiğini söyledi. Said, Irak devletinin kuruluşundan itibaren devleti ayakta tutan yapının sacayaklarını Osmanlının son dönem alimlerinin oluşturduğunu vurguladı. 

Dr. Hut: “Osmanlı Devleti Şiilikle Değil İran’la Mücadele Etti”

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Davut Hut, II. Abdülhamid dönemi Irak’ını anlattığı sunumunda, Irak’ın daima Osmanlı Devleti ile İran arasında bir tampon bölge olduğunu ve Osmanlıların Irak’ı yönetme biçiminde İran’ın tazyiklerinin çok etkili olduğunu söyledi. Hut, Osmanlıların Irak’taki Şii toplumuna yönelik tutumunun mezhepsel esaslarla bağdaştırılmasının yanlış olduğunu, asıl nedeninin İran’ın Şii toplumu üzerindeki siyasi tasarrufları olduğunu anlattı. Dr. Hut, Mithat Paşa dönemi politikaları ile II. Abdülhamid’in Eşraf İslam Birliği politikasının Irak’ta geniş çaplı etkiler yarattığını kaydederek, Sultan’ın siyasetinin 1880’lerin başlarında Irak’ta kaybedilmeye yüz tutan kontrolün yeniden sağlanmasında olumlu sonuçlar verdiğini, bununla birlikte bazı olumsuz yan etkilerinin de olduğunu sözlerine ekledi. 

Prof. Nuri: “Arap Milliyetçiliği Sömürülmüş Bir Kavramdır”

İkinci oturumda 20. Yüzyılda Türkiye-Irak ilişikleri ele alındı. Ankara’daki Irak Kültür Ataşesi Yardımcısı Prof. Dr. Dureyd Abdülkadir Nuri sunumunda şu sözlere yer verdi: “Türkler Irak’a geldiklerinde Araplarla beraber yaşadılar. Türkler yaratılış itibarıyla tevazu sahibidir. Osmanlı sultanlarının mühürlerinde ‘Hizmetçi’ ifadesi yeralırdı. Türkler hiçbir zaman haksız yere güç kullanmadı. Maddi çıkar peşinde olmadılar. Siyonizmin baskısına karşı durdular.” Nuri, “Arap milliyetçiliği” tabirine karşı olduğunu ifade ederek, “Bu akımın peşinden gidenlerin sayısı azdır. Bu kavram daima perde arkasından sömürülmüş bir kavramdır” diye konuştu.

Prof. Dr. Kurşun: “Türkiye ve Irak Birbirini Tanımıyor”

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekeria Kurşun, Türkiye ve Irak halkları arasında birbirini tanıma eksikliğinin çok büyük bir sorun oluşturduğunu vurguladı. Kurşun, “Modern Türk toplumu Irak toplumunu tanımıyor. Aydınlar ve yazar çizerler hiç tanımıyor. Ulus devlet olma sürecinde herkes kendi kaderini tayin ederken birbirini de unuttu. Oysa 1950’lere kadar iki tarafın devlet adamları bir araya geldiğinde Türkçe konuşup anlaşabiliyordu” dedi. Kurşun şöyle devam etti: “Türk ve Iraklı sosyal bilimcileri bir araya getirecek bir üst komisyon kurulmalı. Tarihten siyasete her konuda ortak öncelikleri belirleyelim. Asıl önemlisi, ilmi kitapların karşılıklı tercümesidir. Arapça, Farsça ve Türkçeyi aydınların dili haline getirmeliyiz. Kullanılan kavramlarda ortaklaşmamız lazım. Birbirimizi başkaları üzerinde değil birbirimizden öğrenmeliyiz.”

Prof. Dr. Allaf: Gıdasını Gerçeklerden Alan Yeni Bir Nesil Yaratmalıyız”

Irak’taki Bölgesel Araştırmalar Merkezi Müdürü Prof. Dr. İbrahim Halil El Allaf, özellikle 1 Mart Tezkeresi’nin reddinden sonra Arap âleminin Türkiye’ye bakışının büyük ölçüde değiştiğini, TBMM’nin bir tarih yazdığını, Türk halkının ezici çoğunluğunun Irak’ın işgaline karşı olduğunu, Türkiye’nin başından itibaren Irak’ın bağımsızlığı ve istikrarı için çaba gösterdiğini anlattı. Allaf, “Türkiye bölgede bir istikrar unsuru. En iyi komşuluk ilişkilerimizi Türkiye ile kurduk. Tarihçilerimizin bir araya gelerek ortak terimler üzerinde çalışması gerekiyor. Yeni bir nesil yaratmalıyız. Gıdasını gerçeklerden ve ortak kültürden alan” diye konuştu.

Emekli Büyükelçi Bilal Şimşir, 1926 yılında Türkiye-Irak sınırının çizilmesi sırasında iki ülke arasında kayıt altına alınan anlaşmanın esasları ve uygulanma biçimi konusunda önemli değerlendirmelerde bulundu. Şimşir, modern dönemde sorunlu başlayan ilişkilerin kısa sürede rayına oturtulduğunu anlattı. Ancak sınır güvenliğiyle ilgili hassasiyetlerin geçmişte olduğu gibi bugün de önemini koruduğuna dikkat çekti.

Musul Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Saad Abdülaziz Muslit, Türkiye ve Irak arasında ayrıştırıcı değil kaynaştırıcı bir işbirliğine ihtiyaç olduğunu kaydederek “Siyasi istişareleri, ekonomik ve özellikle sanayi alanındaki işbirliğini geliştirilmeliyiz. Tek ağızdan konuşabilmeliyiz” dedi.

“Su Sorununa Dikkat”

Sempozyumun ikinci gününde, Türkiye-Irak ilişkilerinin geleceği değerlendirildi. Oturum Başkanı Prof. Dr. Osman Horata, ikili ilişkilerde gelecekte ortak enerji projelerinin, ortak kültürel mirasın, dış politikadaki ortak kararların ve su meselesinin öne çıkacağının altını çizerek, “İki ülkeyi rahatsız edecek en önemli sorun Fırat suyunun paylaşımı olabilir. Cesur kararlar alınıp iyi niyetli biçimde uygulanırsa bu sorun da ortadan kalkar” dedi. 

ORSAM Ortadoğu Danışmanı ve Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Serhat Erkmen, Türkiye’nin Irak’ın işgaline karşı en net duruşu sergileyen ülke olduğunu ve işgalden sonra da tüm grupları kapsayan bir diyalog süreciyle ülkede istikrarın sağlanması için yoğun çaba gösterdiğini hatırlattı. Erkmen, Türkiye-Irak ilişkilerinin ikili ilişkiler boyutunun dışında bölgesel dinamiklerden de etkilenebileceğini belirterek, Arap-İsrail ihtilafı, Filistin ve Lübnan’daki çözümsüzlükler ve İran-ABD gerginliği gibi konularda Ankara-Bağdat arasında startejik zihniyet birlikteliğinin süreceği öngörüsünde bulundu.  Erkmen bunlara karşılık terörle mücadeleye karşı ortak tavır ve su meselelerinde, ilişkilerdeki birtakım sıkıntıların devam edebileceğini bildirdi. 

Irak Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Dr. Basil El Gureyri, Türkiye’nin son dönemdeki bölgesel çıkışları neticesinde Ortadoğu’da ana oyuncu haline geldiğini, merkez ülke olarak sorun üreten değil sorun çözen politikalar izlediğini belirtti. Türkiye’nin 2003’teki politikaları nedeniyle Irak’ta başlangıçta büyük güçler tarafından cezalandırılmaya çalışıldığını ancak zamanla Türkiye’nin haklılığının görüldüğüne dikkat çeken Gureyri, Türkiye’nin olup bitenlere seyirci kalmamakta kararlı davrandığını dile getirdi.  Gureyri, su meselesinin Irak için yalnızca ekonomik bir mesele olmadığını, suyun Irak’ın can damarı olduğunu, bu nedenle de iki ülkenin ivedilikle anlaşmaya varması gerektiğini söyledi.

ORSAM Ortadoğu Danışmanı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Veysel Ayhan, Türkiye’nin yeni Irak’ta bir grubun diğerine tahakküm ettiği bir yapı görmek istemediğini, farklılıkları bir arada yaşatan bir Irak görmeyi umut ettiğini söyledi. Ayhan, “Türkiye’yi Irak’la ilişkilerde diğer bölge ülkelerinden ayıran etken, bir grupla işbirliği yapıp diğerlerini dışlamamasıdır. Türkiye için Irak’ın istikrarı, bu ülkenin realitesinin yani tüm grupların siyasal sisteme aynı anda katılabilip haklarının korunduğu bir sistem inşa edilmesinden geçmektedir” dedi. Birinci Dünya Savaşı’ndan 2005 yılına kadar bölgenin gündemini dış güçlerin belirlediğinin altını çizen Ayhan, “Sorurların Batılı başkentlerde çözülmeye çalışılması istikrar ve huzuru değil bunun tam tersini getirdi. Kendi sorunlarımızı doğrudan, aracısız çözmeliyiz” diye konuştu.

Dr. Cumeyli: “Ders Kitaplarını Karşılıklı Olarak Düzeltelim”

Son oturum olan genel değerlendirme bölümünde konuşan Dr. Adnan Cumeyli, iki ülkedeki ders kitaplarının karşılıklı olarak düzeltilmesi için ortak çalışma yapması gerektiğini bildirdi ve işgal sırasında Irak’ın arşivleri yağmalandığı için Türkiye’nin arşivlerine ihtiyaç duyduklarını söyledi. 

Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, Irak’taki 400 yıllık Osmanlı mirası üzerine gerekli çalışmaların yapılmadığını ve gerek Irak’taki gerek Türkiye’deki üniversitelerin bu konuda yetersiz kaldığına dikkat çekti. Tanzimat dönemin sonrasında modern Türkiye’yi inşa eden sürecin bir benzerinin de Irak’ta uygulandığını anlatan Çetinsaya, modern Irak’ı 1880’lerde doğan ve Osmanlı sisteminde yetişen bir kuşağın inşa ettiğini anlattı. Türkiye ve Irak’ın stratejik siyasi çıkarlarının da iki ülkeyi yardımlaşmaya yönelttiğini kaydeden Çetinsaya, Türkiye’nin “herkes için güvenlik” anlayışıyla hareket ettiğini dile getirdi. Çetinsaya, gerek Irak’ın gerek Türkiye’nin çıkarlarının, çoğulculuğu ve farklı grupları bir arada yaşatabilmeyi özümseyecek bir siyasal yapıya sahip olmaktan geçtiğinin altını çizdi.

Prof. Dr. Bayat: “İngilizlerin Korkusu Türk-Arap İttifakıydı”

Genel değerlendirme bölümündeki konuşmacılardan İslam Konferansı Örgütü-IRSICA Uzmanı Prof. Dr. Fazıl Bayat, tarihte Araplar ve Türkler arasında husumet yaşandığı iddiasının kasıtlı olarak İngilizler tarafından uydurulduğunu, fakat İngilizlerin bu maksatlı politikalarını kamuoylarına kabul ettirmek için yoğun bir uğraş verip bir ölçüde de başarı sağladığını anlattı. Bayat şunları söyledi: “Değişik Arap ülkelerinde konferanslara katıldım. Kullanılan bazı terimler insanı çıldırtıyor. Bunların başında “Osmanlı işgali” ve “Osmanlı sömürgeciliği” gelmekte. Bir sene önce Şam’da benim de katıldığım bir kongre oldu. Hocaların hepsi “Osmanlılar bizi 400 sene dondurdu” dedi. Kendilerine şu soruyu sordum: Dondurulan bir şey ya yenilir, ya çöpe atılır. Osmanlılar sizi yediler mi yoksa çöpe mi attılar? Hiçbir cevap alamadım. Bu kimselerde bir düşmanlık var. Peki gerçekten de Araplar ve Türkler arasında buna yol açacak bir şey yaşanmış mıdır? İki örnek vereceğim. Osmanlı Devleti 1516’dan sonra Arap ülkelerine yayılmaya başladı. Bu yayılma senelerce sürdü. Ama Osmanlıların çıkışı için hiçbir tarih saptayamayız. Osmanlı 1835’te Cezayir’den çıkıyor. Bu diğer ülkelerden çıkışı takip ediyor. Bağdat’ta Osmanlı 1917’ye kadar kalıyor. Osmanlı bayrakları Bağdat semalarında dalgalanıyor. Osmanlı askeri Bağdat’tan çekiliyor ve işgal kuvvetleri şehri ele geçiriyor. Osmanlı kışlasında büyük bir toplantı yapılıyor. Halka davette bulunuyorlar: “Osmanlı bayrağı indirilip İngiliz bayrağı çekilecek. Gelin töreni izleyin” diye. Halk koşup gidiyor. Ama hepsi töreni hıçkırıklar içinde ağlayarak izliyor. Bu tarihi anekdotu kaydeden ve aktaran bir Bağdatlı. Düşünün eğer Arapların Türklere bir düşmanlığı olsaydı bu insanlar ağlarlar mıydı? Bu birinci örnek. Diğer örnek şudur. Osmanlı 1918’de çekilirken Şerif İhsan Paşa’nın (ki O Osmanlıların adam ettiği insandır) oğlunu kral olarak getiriyorlar. Önce hükümet başkanı sonra da kral yapıyorlar. Oradaki Arap milliyetçileri “Biz ne yaptık” diyorlar. Ama pek tabii son pişmanlık fayda etmez. İngilizlerle anlaşıp, onların oyunlarına ortak olduktan sonra, artık yapacak bir şey kalmaz. O dönemde Atatürk Anadolu’da Milli Mücadele savaşını sürdürüyor. Oradan Atatürk’e bir elçi gönderiyorlar. Yeniden Arap, Türk Devleti oluşturalım diyorlar. Bu İngiliz kaynaklarında bile geçer. Soruyorum, eğer düşmanlık olsaydı bu istenir miydi? Bunu dönemin Savunma Bakanı Churchill duyuyor ve Meclis’te bir nutuk veriyor. Senelerden beri siyasetlerinin Araplar ve Türkler arasında bir düşmanlık yaratmak olduğuna ve bundan sonra Araplarla Türklerin bir araya gelip, ittifak etmelerini hiçbir şekilde kabul etmeyeceklerini söylüyor. Zaten bundan sonra o bölgeyi İngilizler ve Fransızlar paylaştı. Sözde Türk-Arap düşmanlığı olduğunu yaymak için kiralık kalemler buldular. Binlerce kitap ve makale yazdırdılar. Şimdi Arap kütüphanelerini dolduran bu kitaplardır. Bunlara dayanarak Arap tarihçileri fikir üretiyorlar. O kitapları birinci el kaynak olarak gösteriyorlar. Haklılar mıdır? Hayır, aldanmışlardır. Ben bir Iraklı olarak ve Türk olarak sizlere soruyorum. Biz hep Arapları suçluyoruz, onlar gidip İngiliz kaynaklarına başvuruyorlar. Biz Türk olarak ne yapıyoruz? Türk Tarih Kurumu, İngilizce, Fransızca, Rusça gibi değişik dillerde kitaplar yayınladı. Ya Arapça? Siz kitapları yazın, basın onlara gerçekleri gösterin. Onlar gerçeği istiyorlar. Yol göstermek bizim görevimiz. Dün Basil Bey, ilişkileri kurumlaştırmamız gerektiğini söyledi. Bunu da hükümetlerin yapabileceğini ekledi. Bu Türkiye için geçerli olabilir. Türkiye bir karar aldı mı belki senelerce devam eder. Ama Irak için geçerli değil. Ben Saddam döneminde Tanıtma Bakanlığı’nda çalıştım. Şöyle bir cümle kalmış aklımda; ‘Biz Anayasayı bir kararla değiştiriyoruz. Sizin dediğiniz kararı mı değiştiremeyeceğiz’. Yani kurumlar olsun olmasın, biz halka seslenmeliyiz. Akıllara kök salmış yanlışları düzeltmeliyiz.”

ORSAM Danışmanı ve ODTÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Tür, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun “Ortak kader ortak tarih ortak gelecek” sloganını kullandığını hatırlatarak, bugün pek çok kimsenin dış güçlerin müdahalesinden bağımsız olarak bölgenin kendi iç dinamikleriyle yeni bir dönem başlatıp başlatamayacağı sorusuna odaklandığını söyledi.  Tür, Suriye-Türkiye ilişkilerinde siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine paralel olarak su meselesinin teknik bir meseleye indiğini, benzer bir durumun Irak-Türkiye ilişkilerinde yaşanma ihtimalinin merak konusu olduğunu dile getirdi. 

TÜRKİYE-IRAK İLİŞKİLERİ TARİHİ VE GELECEĞE YÖNELİK AÇILIMLAR ULUSLARARASI SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRİSİ
(9-10 HAZİRAN 2010)

“Türkiye-Irak İlişkileri: Tarihi ve Geleceğe Yönelik Açılımlar” konulu uluslararası sempozyumunun düzenleyici tarafları aşağıdaki hususları karar altına almıştır.

1. İkili ilmi temasların üniversiteler ve araştırma merkezleri arasında düzenli aralıklarla devam ettirilmesi,

2. Ders kitaplarında yer alan ibarelerin gözden geçirilmesi ve karşılıklı olarak doğru bilgi zemininde düzeltilmesi için ortak çalışma yapılması ve bunu yürütecek ortak bir komisyon kurulması,

3. Sempozyum tebliğlerinin, Türkçe, Arapça ve İngilizce basılıp, iki ülke üniversitelerine ve araştırma merkezlerine dağıtılması,

4. Bundan sonraki Türkiye-Irak ilişkileri sempozyumlarının, konu ve katılımcı yelpazesi genişletilerek, Irak Yüksek Eğitim Bakanlığı’nın ev sahipliğinde Bağdat ve Musul’da gerçekleştirilmesi,

5. Türkçe ve Arapça’nın ülkelerimizde daha yaygın bir şekilde öğrenilmesinin teşvik edilmesi,

6. Ortak tarih mirasımıza gereken önemi vererek, tarihi kaynakların ve arşiv malzemelerinin karşılıklı paylaşılması için çalışılması,

7. Karşılıklı bilim insanı değişim programlarının başlatılması için ilgili makamlarla irtibat kurulması.

Prof. Dr. Cezmi ERASLAN / Atatürk Araştırmalar Merkezi Başkanı

Prof. Dr. Muhammed El-HAMDANİ /  Irak Büyükelçiliği Kültür Ataşesi

Hasan KANBOLAT / Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı
 

THE FINAL DECLARATION OF THE INTERNATIONAL SYMPOSIUM TITLED TURKEY-IRAQ RELATIONS: HISTORY AND OPENINGS TOWARDS THE FUTURE   The joint organizers of the international symposium titled “Turkey-Iraq Relations: History and Openings towards the Future” has decided on the following points.   1. Continuing bilateral scientific contacts between universities and research centers in regular intervals,   2. Reviewing the phrases in school textbooks and studying together in order to correct mistaken phrases, and establishing a joint commission for the task,   3. Publishing the symposium papers in Turkish, Arabic and English, and distributing them to the universities and research centers in the two countries,   4. Holding the following Turkey-Iraq relations symposiums in Baghdad and Mosul by expanding the subject and participation, under the Iraq Ministry of Higher Education hosting,   5. Promoting the widespread teaching and learning of Turkish and Arabic in our countries,   6. Spending efforts to make possible the mutually sharing of historical resources and archival materials by attaching the necessary importance to our common historical legacy,   7. Establishing contacts with the relevant authorities in order to start scientist exchange programs.     Prof. Dr. Cezmi ERASLAN Director of Atatürk Research Center   Prof. Dr. Muhammed El-HAMDANİ Iraq Cultural Attache in Ankara   Hasan KANBOLAT Director of Center for Middle Eastern Strategic Studies
 

Diğer Etkinlikler